Ben Seni Mutlu Edim

Temmuz ayı sıcak, yoğun geçerken güzel haberler de  mutluluk ve umut  verdi.             Henüz üç yaşına gelmeyen,minik prensim bana yüzüm asılınca soruyor, “Mutsuz musun?” Benim onun yanında mutsuz olmam mümkün değil, ama bir konuda anlaşamadığımız da, yüzüm uzuyor, o da yapmacık aslında. Mesela yemeğini bitirmediğinde. Soruyu sorup “Evet mutsuzum,” cevabı alınca, hemen kararını veriyor, “o zaman ben seni mutlu edim “diyor, ve oturup yemeğini yemeğe başlıyor.Ben de beni mutlu edenler belki sizleri de mutlu eder diye, paylaşıyorum. Sevgili  Gülseren (Onanç), Halkla İlişkilerden Sorumlu MYK üyesi olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin en yüksek yönetim organı olan Merkez Yürütme Kurulu’na seçildi.                                   CHP de güzel şeyler olmaya başladı. Çok değer verdiğim, çok gönülden inandığım ve desteklediğim, Gülserenin seçilmesi benim için çok sevindirici oldu.Gülseren’e güvencim, inancım çok. Onun kendini çok güzel anlattığı yazısını aşağıya aldım.

“Mardin’de doğup İstanbul’da büyüyen, olgunlaşan, ‘limon sat memur olma’ diyen bir babanın ‘kendi mesleğin olmalı’ diyen bir annenin, 3 erkek çocuğundan sonra doğan kızıyım.Babam askerliğini İstanbul’da yapmış ve o sıralar İstanbul’a hayran olup ailesini İstanbul’a taşımayı kafasına koymuş. Mardin’den İstanbul’a taşındığımızda ben 4 yaşındaydım. Başta Türkçe bilmeyen babaannem olmak üzere annem 

ve bütün ailemizin şehire uyum sağlama serüvenine tanık oldum. Çocukluğum 1970’li yıllarda Aksaray’da geçti. Deneme ilkokulu olduğu için önlük giymediğimiz Aksaray Mahmudiye İlkokulu’na gider ve okul sonrası abimler gibi bende bakkal irisi marketimizde çalışırdım. En sevdiğim şey müşteriler ile sohbet etmekti.Annem bana ‘En çok kimi seviyorsun?’ sorusuna ‘Önce Allah, sonra Atatürk, sonra annem babam’ cevabını ezberletmişti.İstanbul Çemberlitaş Kız Lisesi ve Bakırköy Kocasinan Lisesi’ni bitirdikten sonra İTÜ İşletme Mühendisliği Fakültesi’nden 1987 yılında lisans derecesi ile mezun oldum. Üniversite yıllarımda abimin fotoğraf stüdyosunda fotoğrafçılık, kongrelerde mihmandarlık yaptım. Güzel Haliç Leo Klubü’nü kurarak aktif birey olmak, toplumsal gelişime katkıda bulunmak kavramları ile tanıştım.Bir yıl İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde çalıştıktan sonra bir konuda uzman olmaya karar verip Amerika’ya daha önce de kısa bir süre dil eğitimi aldığım Michigan State Üniversitesi’ne gittim. İlk düşüncem politika okumaktı ancak bir hocamın yönlendirmesi ile uluslarası pazarlama konusunda MBA derecesi aldım. Fırsatlar ülkesi Amerika’da bireyin gücünü, girişimciliğin değerini anladım. Bir arkadaşımın kurduğu yazılım şirketine ortak oldum. 1991 yılında mezun olup Amerika’da kalacağımı düşünürken, aldığım iş teklifi ile okul bitiminden bir ay sonra Eczacıbaşı’nın Rusya operasyonunda Satış Pazarlama Müdürü görevini üstlendim.Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecine tanıklık ettim. Eczacıbaşı’nın generic ilaç pazarında marka yaratmasına ve eczane zinciri kurmasına ve Rusya Cumhuriyeti’nin ilk yabancı şirketlerinden birisinin kurulmasına öncülük ettim.Hayalim Türkiyeli bir şirketi global bir şirkete dönüştürmek ve global bir marka yaratmaktı.Rusya da yaşadığım 3 yıla yakın süre içinde bireyin düşünsel ve yaşamsal zenginliğinin değerini ve paylaşmanın, dayanışmanın önemini öğrendim.Türkiye’ye döndükten sonra Balsu ve Ferrero şirketlerinde genel müdürlük ve ülke temsilciği yaptım. Kısa bir süre danışmanlık yapmayı denedim ama ne yapılacağını söylemekten daha çok işi yapmayı sevdiğime karar verdim. 2000 yılında girişimci olmaya karar verip teknoloji ve pazarlama konularında hizmet veren bir şirket ile başladım. Bu başlangıç sonunda 2003 yılında Ticketturk’u kurdum.Aynı yıl kurulan Türkiye Kadın Girişimciler Derneği, Kagider’in kurucularından biri oldum. İlk sivil toplum deneyimimde kadının toplumsal cinsiyet rolleri, eşitsizlik ve adaletsizlik ile yüzleştim. Sivil toplumun değişim ve dönüşüm gücüne tanık oldum. 2007’de Kagider Başkanı olduğumda kadın hareketinin gücüne tanıklık ettim. Bu harekete iş kadınlarının desteğini sağlamayı hedefledim. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine çok inandım ve bu yolla farklı projeler gerçekleştirdim. Kagider Brüksel Ofisi’ni 2008’de kurduk. 2009’da yeniden seçildiğim Kagider başkanlığını CHP Parti Meclisi’ne seçildikten sonra bıraktım. Dört yıllık başkanlığım süresince kadının bütünsel güçlenmesinin önemine inanarak, kadının işgücüne katılımın önündeki engelleri kaldırmak üzere politika önerileri geliştirdim, lobi faaliyetleri yaptım. TBMM Kadın- Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nun kurulmasında aktif rol aldım. Kadın girişimcileri desteklemek üzere eğitim programları, yerel ve uluslararası toplantılar organize ettim. Bankalar ile çalışıp kadın girişimci kredilerinin verilmesini sağladım. Türkiyeli kadın girişimcilerin bölgenin en aktif kadın girişimcileri olmaları yönünde çaba gösterdim. Türkiye’nin AB müzakere sürecine katkıda bulunmak üzere toplantılar yaptım, lobi faaliyetleri düzenledim.Kagider’de örgütlenmenin, siyasetin gücünü algıladım. AKP hükümeti ile yakından çalıştım, kadın milletvekillerimizi tanıdım. Türkiye’nin daha iyi yönetilmesi için nitelikli siyasetçilerin önemini algıladım. Etkili muhalefet ihtiyacına bizzat tanıklık ettim.CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu sonrası oluşan değişim heyecanı ile Cumhuriyet Halk Partisi üye ve Parti Meclisi Üyesi olarak seçildim. Bu yaşıma kadar edindiğim tüm deneyimi partimin etkili siyaset yapması yönünde kullanmayı hedefliyorum. Türkiye’nin ve dünyanın önünde bulunan problemlerin vicdanlı, akıllı, dürüst, vizyoner siyasetçiler, liderler ile çözülebileceğine inanıyorum.Türkiye’nin en köklü siyasi partisi olan CHP’nin sosyal demokrasiye dayanan temel ilke ve değerlerine inanıyorum. Çogulculuk ve katılımcılık temelinde insan hakları, özgürlükleri ve azınlık haklarına saygı, eşitlik ve adalet, hukuk devleti kurallarına sahip çıkmayı benimsiyorum. Dayanışmayı, barış ve hoşgörüyü, emeğin önceliği ve bütünlüğünü çevrenin ve doğanın korunmasını yani sosyal demokrasinin çağdaş evrensel değerlerini her koşul ve ortamda sahiplenip politikalarda rehber olarak tutmayı hedefliyorum.Bu doğrultuda CHP’de aktif çalışıp, partimin iktidar olma sürecine katkı sağlamak üzere aktif politika yapmak için çıktığım bu yolculukta daha sonra parlamentoda görev almayı hedefliyorum. Parlamentoda kadın haklarının savunuculuğunu yapıp, kadının uzlaşı dilini siyasete yansıtarak memleketimizin daha refah, daha çağdaş, daha demokratik olması yolunda siyaset yapmayı hedefliyorum. Farklılıkların birlikte yaşaması ile daha da zenginleşen, daha barışcıl, daha adil bir dünya yaratmak üzere bir kadın, bir birey ve bir siyasetçi olarak hizmet etmek, çalışmak, yaşamak, gelişmeyi hedefliyorum.” Gülseren Onanç
 Arkadaşım, sevgili 2. dönem Kagider Başkanım, her daim, topluma yararlı, kadın haklarının savunucusu, dostluğa, barışa katkısı olacak tüm çalışmaların, mücadelelerin gönüllü savaşçısı, canım Gülseren’imin  doğum gününü ve başarılarını tekrar tekrar kutluyorum.

 

Aklıma Geldiğiniz Her An…..

Aşağıdaki yazıyı gördüğüm an alıp saklamıştım, buna çok sevdiğim, canım teyzem,çok değerli öğretmen, ailemizin Mamisi  sevgili  Müeyyed Kutbay’la anılarımı, resimlerimi ekleyerek sizlerle paylaşmak istemiştim. Yazının,  teyzemle olan kısmının resimleriyle, bir türlü istediğim şekle getiremediğim için  de blogumda taslaklar kısmında bekliyordu.Dün bir hata oluşmuş, taslak kısmı kendiliğinden çıkmış, ben de şimdi yetersiz de bulsam diğer kısmını ekleyip sizlere aktarıyorum. Sonra gönlümdeki gibi tekrar yazma sözümle.

Değerli Meral Tamer’e teşekkür ve sevgilerimle ithaf olunur!

Fatoş Kayacan Hataylı 

(Alıntıdır)

87 Yaşındaki bir insan yaşlı değildir!

Yukarıdaki görüş, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e ait…
Şimon Peres’i tanıyorsunuz.
Hani Başbakan Erdoğan’ın “Van minuts” dediği kişi.
87 yaşında ve görevinin başında dergiye verdiği röportajda bakın neler söylüyor?
-“Yaşımın 87 olması benim için kesinlikle bir sorun değil.
Hiç kimseyi yaşıyla yargılayamazsınız.
Yaşlı insanlar genç davranabilir, genç insanlar da eski kafalı olabilir.
Bence bir kişiyi, kimliğindeki doğum tarihine bakarak değerlendiremezsiniz.
İnsan için önemli olan vizyonu ve enerjisidir. İnsanı bunlarla değerlendirebiliriz.”

Şimon Peres’le ilgili bu röportaj beni çok etkiledi.
Geçmişte 80-90 yaşındaki kişilerin neler yaptığını araştırdım.
Picasso, 90’nda nefis eserler veriyordu.
Goethe, Dr. Faustus’u 80’unden sonra kaleme aldı.
Verdi, Otello’yu 73 yaşında, Falstaff’ı 80 yaşında bitirdi.
Mikelanj, 80’li yaşlarında hala yaratıyordu.
İngiliz düşünürü Thomas Hobbes, 90’nını geçtikten sonra bile yazdı.
Peki vücudu ve aklı dik ve dinç tutmanın sırları ne?
Hayattan kopmamak.
Öğrenmeyi sürdürmek.
Her yaşta hedefli olmak.
Bu konuda ABD’li ünlü komedyon George Corlin’in ilginç önerileri var:

1. Zorunlu olmayan sayıları çöpe atın. Yaş, kilo, boy…

2. Sadece neşeli arkadaşlarınız olsun. Suratsız negatif insanlara
yaklaşmayın.

3. Öğrenmeyi sürdürün. El işleri, bilgisayar, bahçecilik. Beyniniz atıl
kalmasın. Atıl kafa iblisin tezgahıdır. İblisin adı da, Alzheimer’dir.

4. Küçük şeylerden zevk almaya bakın.

5. Sık sık, uzun uzun ve var gücünüzle gülün.

6. Gözyaşları olacaktır. Katlanın, yas tutun, başka yaşantılara geçin.

7. Çevrenizi sevdiklerinizle doldurun. Aileniz, kedi, köpek, kuş, balık,
müzik, bitkiler… Ne olursa. Eviniz, sığınağınız olsun! Tadını çıkarın!…

8. Sağlığınızın kıymetini bilin. İyiyse, üstüne titreyin. Bozuksa, düzeltin.                                           Siz kendiniz düzeltemiyorsanız, yardım isteyin.

9. Vicdan azabından uzak durun. Çarşı pazarda gezin, ülkenizi ve yabancı
ülkeleri dolaşın. Ama sakın suçluluk ve pişmanlık duygusuna kapılmayın.

10. Sevdiğiniz insanlara, onları sevdiğinizi söyleyin. Her fırsatta
sevdiğinizi hissettirin.

11. Hiç unutmayın ki yaşam, aldığınız soluklarla değil, soluk kesen
anlarla ölçülür.

Aklıma Geldiğiniz Her An, ya da yanınız da olduğum da  hemen yüzümde benim kontrolüm dışında bir tebessüm ve mutluluk oluşur.Sizi tanıdığım ilk gün,  ilk fazla  vakit geçirdiğimiz Bodrum beraberliğimiz, sonraki beraberliklerimizden anılar, sohbetler,hepsi beni çok etkileyen, mutlu eden, unutulmayacak izler, bırakan hatıralar.George Corlin’in sıraladığı  onbir maddenin onbiride sizin yaşam şekliniz olduğu için sizi anlatırken birleştirmek istedim.Sizi tanıdığım ve çok yakınınızda olabildiğim için çok şanslıyım, mutluyum. Müeyyed teyzem kocaman aşkımın küçük teyzesi, annesi  büyük abla, ortanca kardeş büyük teyzesi ve küçük teyze Müeyyed olağanüstü üç kardeş. Hayatımda çok değer verdiğim, beğendiğim, çok hayranlık duyduğum  üç kız kardeş.Meloş, Nunu ve Mami .Üçü de ailenin, tanıyanların, dostlarının, gözbebeği, hayranlık duyduğu, çok özel üç kadın. Nurlar içinde yatsınlar, Meloş’u ve Nunu’yu geçtiğimiz yıllarda kaybettik. İkiside doksanlarının çok üstünde genç kızlardı. Hep son derece hoş, bakımlı akıllı, becerikli ve her daim hayatın içinde. Her zaman günü gününe haberleri, dünyayı izlediler, okudular,paylaştılar, anlattılar, dinlediler.Evlerinden hiç dostları misafirleri, şık, farklı, özel, sevgi dolu, ikramları,  eksik olmadı.Hayatı her haliyle heyacanla mutlulukla yaşadılar.

Sevgili Müeyyed de üçlünün en küçüğü ve yine doksanının  üstünde bir genç kız, harika bir öğretmen,hep çok güzel, alımlı ve tarzı olan bir kadın. Onu sizlere şık, özel, sofistike gardrobu, takıları, sofraları evi, kitapları, beraberliklerimizden anılar ile  anlatmak istedim.Müeyyed teyze arkadaşlığından çok zevk aldığım özel kadın. Hep okuduğumuz kitapları birbirimize anlatmayı, sormayı, yorumlarımızı paylaşmayı çok önemsedik.Onun öğrencileri ile anılarını, seyahatlerini, Amerika da, İngiltere de eğitim için gidip kaldığı dönemleri, Aydın’a gelin gidişini, çok ama çok sevdiği kocasıyla aşklarını, iki ablasına olan  saygı ve sevgisini hem gördüm yaşadım, hem dinlemeyi hep çok sevdim. Defalarca da dinleyebilirim.Benim gibi her karşılaşanın da ne yaşta olursa olsun, sohbetinden zerafetinden, bilgisinden  etkilenmemesi imkansız.Böyle bir yaşam, böyle bir enerji hepimize nasip olsun. Yukarıdaki güzel yazı, sizi yazmama vesile oldu, belki ama benim sizi anlatacak çok değerli güzel anılarım var, hepsini yazmak için sizin gibi enerjim, sağlığım, ömrün olsun istiyorum.Ben de o kadar yürekten inanıyorum ki  Yaşam aldığımız soluklarla değil, soluk kesen anlarla ölçülür. Sizinle  çok soluğumu kesen güzel anılarım var.Sizi çok seviyorum.Sevgiler, sevgiler

Bodrum’da Renklerin Dansı

Bodrum’un mavisine, yeşiline, moruna,tüm renklerine hayranım,  her gün  yüzdüğüm koya,evimizin plajına, aşığım. Beni Bodrum’a tutku ile bağlayan en önemli özellik, doğasının nefes kesen renkleri, yeşillerin içinde maviler, aralarda penbeler, turuncular, onlara daha da anlam katan beyazlarla, kahvelerle,rüya gibi,büyüleyici manzaraları  ve muhteşem denizi.Güvercinlikten şehre girerken olağanüstü güzellikteki  koylar önümüzü keserek, bizi kendine hayran ediyor,ve sonra hiç umulmadık bir köşeden tekrar, tekrar çıkarak devam ediyor.

Her gün iki kere yüzdüğüm koy,plajdan otele

Bodrum da hayat hızlı başladı , hızlı devam ediyor.Hiç  soluk almadan günler geçiyor Senelerdir, Temmuz’un ikinci yarısı ile Ağustos ayında Bodrum’da yaşayıp,işe de oradan gidip gelip, takip eden, ben, yine aynı programla yaza başladım.Bu sene yaz,biraz fazla sıcak ve eskisinden daha da hareketli başladı, ve öyle de devam ediyor.Çünkü artık daha çok sevdiğim, yakınım, ailem, dostlarım da, yazları Bodrum’da. Her hafta hergün birkaç tanesi ile farklı farklı programlar yapıyoruz, beraber oluyoruz Yazlar çok daha sosyal geçiyor.Herkes tatil moodunda, yaz geceleri, gündüzleri dostlarla, sevdiklerimizle daha keyifli

Güne sabahları bir saat  yüzerek başlıyorum, keyifli kahvaltı ve günlük çalışmalar, üçten sonra yine deniz ve bir saat yüzme, okunacaklar, sohbetlerle gün devam ediyor. Sonra akşam için hazırlanma,evde veya dışarda, program neyse. İlk geldiğimizde büyük  aile biraradaydık. En büyüğümüz doksanüç, en küçüğümüz yakında üç yaşlarda olacak. Aile  fertlerinin ve arkadaşlarımızın çoğu aynı koyda, ve yakın mesafede yaşıyor.Bazen kahvaltıda, bazen kahve sonrası sohbette,ya da plajda. Plaj da ki yemek seromonilerin de, İğde ağacının altında Kaptanın Yeri’nde,bazen akşam yemeklerinde çeşitli mekanlarda, bazen evimizde beraber oluyoruz.

Çarşambaları, Gündoğan’ın pazarı. Taze meyva sebze alışverişimizi, İnci‘den peynirlerimizi, otlarımızı, sabah erken gidip aldığımız gün. Bu sene geçtiğimiz senelere göre, biraz farklı besleniyoruz. Artık sadece keçi peyniri yiyoruz,çok da lezzetli.Eskiden mandalin reçelsiz Bodrum’da  kahvaltı olmaz derken, bu sene organik keçi boynuzu pekmezine takılıyoruz.Belki mandalin reçelini kendim organik tatlandırıcılarla yapsam mı, diye de düşünüyorum.Tüm zeytinyağlılar, salatalar, meyvalar, vazgeçilmezlerimiz.İçecek soda limon, buzlu çay, naneli ayran, şekersiz limonata, favorim.Her şeye yakışan naneler, sevgili yan komşumuzun bahçesinden, Akşam üstleri hoşgeldiniz, davetleriyle her sene çeşit çeşit, yaz içkileri yapıp ikram eden,   ben, bu sene kahvaltı sonrası, kahve sohbetlerine daha itibar eder oldum.

Akşamları dışarıda isek, bizim koyda, Küçükbük Mehmetin yeri, Gündoğan Koyunda isek Reana, Yalıkavak, da Bodrum ‘da Tango  favorimiz. Klasik balıkçıları, hiç saymıyorum, herkes bilir, her koyda çok alternatifler var, hepsi birbirinden farklı güzel, cazibeli. Hepsinin özel menüleri ritüelleri var. Kiminde güneşi batırmak, kiminde dolunayı izlemek, kiminde olağanüstü balık yemekleri servisi, bazılarında mezeler ve otlar. Zaman olursa hepsini  anlatacağım.

Sertab Erener Konser sonrası Yalıkavak Marina’da. Bütün kızlar toplandık…

Yalıkavak, Marina, Bodrum Marina her zaman en sevdğimiz kafe, kitapçı, konser, yemek alternatifleri ile en çok  vakit geçirdiğimiz mekanlar.

Gündoğan daki kuaförüm,Yavuz İstanbul daki kuaförümü aratmayacak kalitede.Bazen fark bile attığı oluyor.Ayrıca ünlü müşterileri de çok.Bodrum da alışveriş, hep çok alternatifli ve keyifli.Ev için, bahçe için giyim, kuşam için, yiyecekler, davetler için, hediyeler için alternatifler sonsuz.Yok yok, hatta daha kolay ve rahat alışveriş yapabildiğim çok keyifli yerler, markalar, mekanlar var.Bütün bilinen markalar zincirler, Mudolar, Paşabahçeler, yaz çeşitleri ile çok renkli ve güzel. Oasis çok hareketli, aktiviteleri markaları ile , her aradığınızı kolayca bulabiliyorsunuz. Kitapçı azdı, hatta çok çok azdı, bu sene o da arttı.Bodrum benim için briç cenneti, konser, festival cenneti.

Bodrum’da ilk gün prensimle başladı, ilk davet Gliss Otel de idi, ilk misafir Begüm’dü. Sonra  hergün bir iki çok farklı programla hayat devam etti.

Geçen hafta prensim ve annesi  İstanbul’a döndü, teyzeler yok, yeğenler yok, arkadaşların bazıları yok, bazıları yeni geldi. Aybaşında gidecekler ve yeni yeni gelecekler var. Her gün tiyatro, show,gösteri, konser var, seçmek , yetişmek her zaman kolay olmuyor.

Ben hep güzellikleri, mutlulukları sizlere paylaşıyorum, ama hayat sadece pür neşe sağlık ve mutlulukla geçmiyor.Çok önemli hastalıklarla rutin uğraşıyoruz, Günün önemli bölümü onlarla geçiyor.Araya giren extra kazalar,sıkıntılar da oluyor. Hastaneler, tedaviler, terapiler, yeni yöntemler, umutlar, hep hayatımızın içinde.Yine hiç beklemediğimiz aile içi zor kararlar, ultra değişiklikler,ya da umulmadık, hızla hayatımızı sarsan olaylar hep günlük yaşantımızın içinde.

Ama yaşam böyle her rengiyle var.Hepsini bir arada yaşıyoruz. Gücümüzü, direncimizi, yitirmeden. Günlerin değil, anların mutluluğunu kovalayarak.Harika bir yüzmeden sonra hastaneye koşmak, ya da prensimle geçirdiğim doyumsuz saatlerden sonra yeni bir terapiyi denemek için farklı bir ortama ait olmak. Bazen kocaman aşkım bir cephede, ben bir cephede,savrulup duruyoruz.

Ama bir yerden bir yere koşarken bile arabanın önünü kesercesine yolu kesen müthiş Bodrum manzaraları, mavisiyle, yeşiliyle, içinde  renkli tekneleri sörfleri ile nefeslerimizi kesiyor.Bazen sevdiğimiz mekanlara, bazen dostlara bazen hastanelere hepsi bir arada Bodrum’u yaşıyoruz.

Derya Gönülden İsteyince

Sevgili Derya Türkkorkmaz ile ilk Kagider Oryantasyon’da tanışdım. O gün katılan tüm yeni arkadaşların hepsi ayrı bir değer oldu benim için. Hepsini yazacağım dedim. Zaman içinde hepsini biraz daha tanımak istedim, hepsi ile çok güzel anlarımız buluşmalarımız hep oluyor, böylece yazacaklarım da biraz daha artıyor, derinlik kazanıyor.

Bugün Derya’yı anlatmak istiyorum. İlk gördüğüm, ilk dinlediğim andan itibaren beni de grubu da  çok olumlu etkiledi, ve hepimiz her anlattığını hayranlıkla dinledik. Çok genç, pırıl, pırıl, gözlerinin içi parlıyor, ve gülerek içten, yüreğimize dokunarak bakıyor.Hem iş hayatında, hem sosyal çalışmalarla  yaptıkları ve de yapmak istedikleri çok değerli önemli katkılar yaratıyor. Hem de  mutlu bir evliliği ve iki oğlu var. Tümü bir arada olunca başarı  daha kolay geliyor, zaten.Gençlere kariyer seçme aşamasında yardımcı olmak gibi çok önemli bir misyonu var. Genelde yaptığım gibi,Derya ‘yı da  biraz kendi  anlatıyor, biraz ben, biraz da resimler.

Derya 1998 yılında İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesinden mezun olduktan sonra dil eğitimini tamamlamak için İngiltere’ye St. Oakland Collage’a gidiyor. İş hayatına 2000 yılında Uzel Makine AŞ’de Dış Satışlar departmanında Uzman olarak başlamış, 2003 yılında Xerox Büro Makineleri AŞ’de sırasıyla Planlama Uzmanı- Bayi Kanal Satış Uzmanı ve Bayi Kanal Satış Müdürü pozisyonlarında görev almış. 2008 yılında Kelly Services İnsan Kaynakları firmasının Ülke Satış Müdürü, 2009 yılında Genel Müdürü olmuş. 2010 yılı Ocak ayında Kelly Services’in Türkiye’den çekilmesi kararı ile Derya’nın hayatında yepyeni bir sayfa açılıyor. Çünkü Derya çalıştığı şirketini satın almaya karar veriyor.Bunu onun anlatımından aldım.

Bence Derya gönülden öyle bir istemiş ki, gerisi gelmiş ………….

“Oradaki hikaye; Kelly Services İnsan Kaynakları ve Danışmanlık şirketinde 1 yıllık genel müdürken ve herşey çok iyi gidiyorken global krizin çıkması ve firmanın gidiyoruz demesi ile başladı.

Yıkıldım tabii. Yaptığınız heykeli birinin balyozlaması gibi birşey.. Başkanı aradım ve bana satın şirketi dedim..

Firma 66 yıllık tarihinde hiç banka kredisi kullanmayan, hep likidde kalan ve karlı olmayan hiçbir yerde zaman kaybetmeyen

çok dinamik ve bir o kadar da muhafazakar bir yapıdaydı. Kalsalar dayanırlardı ama riski sevmiyorlardı. Bizimle birlikte Ukrayna, Finlandıya ve İspanya’dan da çıktılar..

Benim olduğum 1 yıllık yönetimde çok yol katetmiş bir büyük bankanın  ve aynı zamanda IMF ve Dünya Bankası’nın ihalesini kazanmıştık.

Firmanın durmu çok pozitif ilerliyordu ve bunu da görüp gerçekten çok defalar takdir ettiler. Ama dediğim gibi beklentileri yüksekti ve kriz gelmişti.

Benim gördüğüm onların göremediği birşey yoktu aslında. Bir yıllık yönetimim süresince kazandığım başarı, işime duyduğum sevgi ve inancımdı beni güdüleyen. Biraz da deli cesaretiydi galiba!

Sağolsun eşim de çok destek oldu bu süreçte.. Bir de kader seçimdir bana göre. Kaç kere böyle bir kavşağa gelir ki insan.. Ve tarihlerinde ilk kez bir çalışanlarına şirketi sattılar. Krizin göbeğinde danışmanlık firması almak çok riskliydi. Zor ve uykusuz bir yıl geçirdim ve sonrasında krizi atlattık. Tabii dümen sağlamlaştı, ustalığım arttı ve fırtına azaldı. Sevgili eşim Oğuz’un çok sevdiğim bir lafı vardır: Hayatta neyin hayır, neyin şer olduğunu bize zaman gösterir der. Bir şeye çok üzüldüğüm için sonradan üzüldüğümde bu lafı hatırlamışımdır hep. Gerçekten bir kapı kapandığında bir diğeri açılıyor.. Yeter ki niyet iyi olsun. En büyük derdim işimi nasıl daha iyi yaparım, nasıl fark yaratırım oldu hep..

Birikimler gitti, kredi de kullandık biraz da onlar destek olup vadeye yaydılar ve çok şükür bugünlere geldik.

Ve hala Kelly Services’in Türkiye’deki straejik ortağı olarak devam ediyoruz.

Birlikte çalıştığım insanlar harika.. Ailem gibiler.. Çok seviyorum onları…

Şans mı denir, başarı mı denir, bal mı denir hikayeme bilemem ama benim reçetem:

Hedeflemek, planlamak, çok çalışmak, pozitif düşünmek, paylaşmak ve şükretmek.

Bir yandan akademik alanda da ilerlemeye devam ediyorum. İstanbul Üniversitesi’nde kariyer danışmanlığı yüksek lisansı yapıyorum. Öğrencilerle konferanslarda tecrubelerimi paylaşıyorum. Yeni mezun birsürü gence ücretsiz kariyer danışmanlığı yapıyorum ve çoook mutlu oluyorum.. Bana göre; mutluluk da, başarı da, para da paylaştıkça çoğalır..

5 ve 10 yaşlarında iki oğlumuz var. Evcimenimdir, aile hayatta en değer verdiğim, en huzurlu ve güvende hissettiğim yerdir, benim için çok önemlidir..Yemek yapmayı ve yeni ülkeler görmeyi severim. TED konferanslarını izlerim zaman buldukça. Yeni trendler, teknolojiler, belgeseller, fantastik bilim kurgu filmler ve uzay bilimleri her zaman ilgimi çeken konular olmuştur. Kişilik olarak kanaatkar bir yapım vardır, şikayet eden biri değilimdir. Genelde pozitif ve proaktif düşünürüm. Çocuklar konusunda çok hassas bir yapım var. 2 yaşındaki çocuğunu saçından kavrayıp havaya kaldıran bir çingene gördüğümde arabayı trafikte durdurup inip kadını ittiğim ve çocuğu elinden aldığım olmuştur. Bu tamamen dürtüsel ve içgüdüsel, mantığımı yitirdiğim yer.. Gerçekten dengem alt üst oluyor çocuklarla ilgili kötü bir haber okuyup izlediğimde. Ama ne faydam oluyor, hiç.. Gençleri eğitelim destek olalım, yeni nesillere yatırım yapalım istiyorum. Mevcudu değiştirmek çok ama çok zor..Ama gelenleri eğitebilir ve gelecekte daha iyi insanların olduğu bir toplum olabiliriz diye düşünüyorum..”

Derya çok genç, umut dolu, sevgi dolu, neşe dolu,ve paylaşmak için Kagider’de

Onu ilk tanıığım gün yandaki notu  yazmışım.

Derya Türkkorkmaz da tam hiperaktif yapısı, fütürist yaklaşımı,  sahip olduğu İnsan Kaynakları şirketinin  kuruluş öyküsü, sosyal çalışmaları ile dinlerken yorulduklarımızdan, harika ışıl ışıl gözleriyle müthiş yoğunluğuna Kagider’i özellikle Genç Kagider’i keyifle ekledi. X Kuşağı, Y Kuşağı ile ilgili bizlerle özel  paylaşımlar yapacak, söz verdi. Aramıza katıldığın için çok mutluyum, Derya. Hem gençlerin hem bizlerin senden çok öğreneceği şeyler var.İyi ki seni tanıdık, tekrar hoşgeldin. Sevgiler, sevgiler

Rüzgarı Arkasına Alınca

İzmir’in kadınları bir başka güzel, cazibeli çekici. Daha özgür ruhlular, daha özgüvenleri  yüksek. Sevgili arkadaşım Ferda Boyar‘da tipik, özgür ruhlu, İzmir kızı.

Yaşamdan keyif almayı,tutkularının, heyacanlarının arkasından gtmeyi sevenlerden.Böyle olunca da çok dolu, dolu hep hareketli adrenali yüksek bir yaşam hikayesi var.Emeklilikten sonra girişimci olanlardan. Girişimci olmadan hem doğduğu yaşadığı şehri değiştiriyor.Sonra da  kendi işini kuruyor.Ferda’nın özgür, korkusuz, heyacanlara açık  ruhunun en güzel göstergelerinden biri  de iyi bir motorcu olucu. Hem de göstermelik değil, sıkı bir motorcu. Arkadaşımı Kagider’e girdiği günden beri tanıyorum. Birbirimize hep yakın olduk, işlerimiz aynı sektörde, Kadıköy yakasında aynı grupdayız, beraber seyahatler ettik. Her sene Bodrum’da buluşuyoruz.Heyacanlarının tutkularının peşinden gidişini hep zevkle mutlulukla takip ediyorum. Ferda’yı Harley’ci  Girişimci arkadaşımı biraz ben anlatacağım, biraz resimler, biraz Ferda. Siz de okuyunca motorunuzla rüzgara doğru özgürce sürme hevesine kapılabilirsiniz, bence.

 Ferda’ nın hikayesinde öncelere gitmedik. Girişimci olma kararı aldığı, günlerle,yepyeni bir sayfayla, yeni bir  dönemle başladık. 2004 ve İstanbul.

“Bankacılık ve Gemicilik Şirketinde 20 yıl çalıştıktan sonra 2004 yılında emekli oldum.En Son çalıştığım şirket nedeniyle İzmir’den o güzel İzmir’den sonra Büyülü Şehir İstanbul’a yerleştim.Zaten hayalim hep İstanbul’a yerleşmekti .İstanbul’a yerleştikten sonra emekli olup kendi şirketimi kurmaya girişimci olmaya karar verdim.6 aylık bir araştırma sonucunda Mali Müşavirlerim bana Geleceğin Sektörü Emlak işini yapmamı söylediler.2004 Aralık ayında Remax Altunizade Deniz ofisini açtım.

Tabii zor bir dönem Emlak işi Çevre ve Yer Bilgisi gerektiren bir iş.Remax’da koşuşturmalarla geçen koca 5 yıl .Fakat bu işi öğrenmek için Remax doğru bir adresti.Zorlandığım ve keyifaldığım bir dönemdi.Kadın olmanın verdiği zorlukları ve kolaylıkları yaşadım.Rotary gibi büyük  bir Sivil Toplum Örgütüne ve Kagider’e üye oldum.Çok doğru yerlerde olduğumu zamanla daha iyi anladım.Aynı dönemlerde Harley Davidson 

(Harley Owners Grup ) HOG grubuna üye olup Sporster 883 C model motor alıp hayatımın yönünü değiştirip bir hobi edindim.Adrenalin ve Rüzgar muhteşem vazgeçilmezim oldu.Uzun seyahatler ,yurtdışı seyahatlere katılıyorum.İnanılmaz keyif alıyorum.Benim çocukluğum motor üzerinde geçti.Babamda bir motorcuydu.Zannedersem beni çeken genler var !

Remax ile başladığım hayatıma 5 yıl sonunda Remax Franchıse’ı bitirdim .Kendi şirketim Mare Real Estate’i kurdum.Bunun yanında Rennak Nakliyat Gay.Yat.Dan.Ltd.Şti’ni kurup nakliye işine girdim.5 tane Treyler aldım.Ayrıca Partnerimiz olan Reks Frigo Kont.Hizmt.şirketine Finans ve Muhasebe Danışmanlığı yapıyorum.

Motorcu hayatıma gelince 2008 yılında İtalya’dan ST.TROPEZ ‘e Harley Festivaline gittik. 16 günlük bir seyahetti.

Yunanistan Turlarına katılıyorum.2011 Eylül’de yine İtalya’dan Cortina,Avusturya faaker see Harley Festivaline ordan yola devam edip Budapeşte ,Sırbıstan,Bulgaristan,Türkiye çok keyifli bir o kadar da yorucu 10 günlük bir tur yaptık.2012 yılı Mart ayında Amerika’ya Daytona Harley festivaline katılmak üzere Florida’ya gittik.15 Günlük bir seyahatti Daytona Harley festivalinde hayatımda bir daha bu kadar çok Harleyci’yi birarada göremem  heralde diye düşünüyorum.7 gün Florida eyaletini Harley Motor Kiralayarak gezdik.” 

Sevgili Ferda beni kırmadı, Harley’i ile olan öyküsünü, girişimciliğini özetledi. Kısacık, anlatımında başarısının, sırları hep satır aralarında var. Doğru zamanlarda, iş seçimi, sosyal faaliyetlere katılımları, kendi arzuları tutkuları hepsi birbirini tamamlayan bir bütün.İş kurup, hızla başarılı olmasındaki  en önemli etken de  daha önceki  profesyonel çalışmalarındaki deneyimleri, sonra iş kurmaya karar verirken, konusunda başarılı bir markayla işbirliği yaparak başlaması. Hepsinin önünde özgür, özgüveni yüksek, kararlı, planlı, bilinçli,  tutumu.Ferda artık belli bir olgunluğa geldiğini hissettiğinde kendini rüzgarın önüne bırakmaktan çekinmiyor, ve başarı da onu takip ediyor.

Bu rüzgarın içinde büyük aşkı, desteği İbrahim de var. Harley tutkuları onları birbirlerine çok daha iyi kenetliyor.Bu güzel, ortak tutku neticesinde işlerinde de birbirlerini tamamlama kararı alıyorlar.

Kızı Hazal en değerli enerji kaynağı,her zaman  yanında, yakınında. Güzel arkadaşımın hep enerji ,serüven başarı, heyacan dolu günlerde sevdiklerinle olması dileklerimle. Harley’i ona, işine yaşamına başarılarına, özgür ruhuna  çok yakıştırıyorum.                                Ben de samimi anlatımları çok değerli bulduğum  için, yazdıklarını olduğu gibi aldım. Tüm yeni iş kurmak isteği olanlarla gönülden paylaşmak için. Sevgiler, sevgiler