Trenle Eskişehir…

Sevgili Fatoş Kayacan Hataylı geçen ay trenle Eskişehir turu yapacağız deyince hemen ben de gelirim. dedim. Zaman ayırması çok da zor bir dönem olmasına rağmen gitmeyi çok arzu ettim. Daha önce de Eskişehir’e gittim, ama hep kısıtlı zaman içinde gittiğim için son halini, özellikle Eskişehir Belediye Başkanı  Yılmaz Büyükerşen‘in  adını devleştiren yenilikleri görmemiştim.Sonunda iki gün önce çok keyifli bir grup Hatsail organizasyonu ile Pendik YHT (Yüksek Hızlı Tren) garında buluştuk.Fatoş Kayacan ile şirket görevlileri, tatlı genç kızımız, Özlem Çam ve rehberimiz İlhan Öztürk de bizimleydi.İstanbul’dan Eskişehir, sadece 2.5 saat sürdü. Konforlu koltuklarımız da bütün grup heyacanla yola koyulduk. Eskişehir’e indiğimiz de ilk uğradığımız yer Devrim Arabaları filminden de

11082669_10153405588774311_416568113106046481_nhatırlayacağınız,Türkiye’de  1961 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı  Cemal Gürsel‘in talimatıyla, Eskişehir Demiryolu Fabrikası’nda  129 günde tasarlanan ve üretilen ilk otomobilimizi  görmeye Tülomsaş‘a gittik.Benim Hatsail ve rehberimiz İlhan  ile bu ikinci turum. İlk tur Fener Balat gezisiydi. O tur da da hem organizasyona hem rehberimizin tarih bilgisine ve gezdiğimiz yerleri  bizlere inanılmaz güzel anlatışına hayran olmuştum. Ayrıca o devirleri bu güne birleştiren yorumları da çok keyif vermişti.Yine çok şanslıydık, İlhan  anlattı, gösterdi biz hem onu izledik, hem de anlattıklarını, geçmiş günleri kafamızda canlandırarak dinledik.Eskişehir turumuz iki günlük bir turdu. Her anı çok dolu, keyifli, heyacanlı geçti.Yemek noktalarımız çok özenle seçilmişti. Eskişehir-Çibörek-Evi1-1024x768Klasik turistik restoranlar  değil,bölgeyi yansıtan yemekleri ile ünlü gerçekten lezzet ustası ellerden çıkmış yerlerdi. Öğle yemeğimizi Mehmet Yasin‘in de tercihi olan Eskişehir Çibörek Evi‘nde yedik. Yemek  de çibörek ile beraber ,diğer yöresel yemeklerin de olduğu  çok güzel bir menü hazırlanmıştı.Balaban‘ı (Eskişehir usulü köfteli pideli kebap) salataları, tatlıyı da ben çok beğendim.En sakıncalı tarafı tadımlık da yeseniz kaçırmamak elde değildi. Yemek sonrası yürüyerek şehri dolaşacak olmamız da bizim biraz daha bu güzel lezzetleri yememize neden oldu.11082669_10153405585719311_7208119739826313882_n

Yemek sonrası Eskişehir tarihini dinlerken, Osmanlı mimarisinin ahşap süslemeli, bitişik düzenli, cumbalı evlerini çıkmaz dar sokaklar içinde dolaşmak çok keyifliydi.Odunpazarı ilçesindeki Cam Sanatları Müzesini gezdik, ayrıca cam yapım çalışmalarını izleme şansımız oldu.Daha sonra Atlı Han ‘a geleneksel el sanatları ve özellikle Lületaşının en güzel örneklerinin sergilendiği çarşıya geldik.Kurşunlu Külliyesini gezdik, hatta burada odunpazari_semti_kursunlu_kulliyesibir ney ve flüt yapımcısının bizler için çaldığı mini konseri de izledik.Sonra da yeni açılan Mumya Müzesi’ne sıra geldi.Müzede çoğumuzun favorisi, Haldun Dormen‘in mumyası oldu. Gerçek gibiydi. Mumya müzesi çıkışı Abacı Konak Otel’de akşam üstü çaylarımızı da  içtik. Bu kadar güzel yer gördükten sonra otelde  dinlenme faslı geldi, akşam otelimizde yediğimiz çok keyifli yemek sonrası da Eskişehir gece hayatını görmek isteyenlere çok özel bir program daha konmuştu. Eski kereste fabrikasından, yemek, müzik, disko, kafe şekline dönüştürülen mekan Club 222 de gündüz gezdiğimiz yerler kadar ilgi çekici idi. Ayrıca çok da şık nezih bir yerdi.Uykusu olanlar, yorgun olanlar bile çok mutlu oldu, herkes için ilk gün süper geçmişti.beyzake_136856325779

Ertesi günün programı,  özellikle Yılmaz Büyükerşen’in yaptığı mucize yenilikleri, kentsel dönüşüm harikalarını  gezmekle geçti.Kahvaltı sonrası eski meyve sebze  Hal’i olan fakat bu gün gençlik merkezine dönüştürülen, Haller Gençlik Merkezi Sazova  Bilim ve KültürParkı, ve Kent Park ile devam etti.Hepsi gerçekten muhteşem yerler olmuş.11081319_10153405580474311_4518872746671821863_n

 

 

Haller Gençlik Merkezi, Eskişehir’de bulunan tarihi “Yaş Sebze ve Meyve Hali Binası”nın restore edilmesi ile oluşturulmuş bir kültür-sanat merkezi.

 

“Yaş Sebze ve Meyve Hali Binası” kullanılmadığı ve kötü bir görüntü yarattığı için yıkılması düşünülürken 2000 yılında çarşı, eğlence ve alışveriş merkezleri ile aslından uzaklaşmadan Prof.Dr.Yılmaz Büyükerşen desteği ile restore edilmiş. Binada ağırlıkla ahşap, ferforje ve doğal taş hakim. Londra’daki (İngiltere) ‘Covent Garden’ ile Hamburg’daki (Almanya) çiçek hali binasından esinlenilerek yapılmış.

fotoğraf (20)

images (2)

Seyahatlerin en güzel tarafı, sevdiklerinizle, dostlarınızla beraber, çokça keyifli  vakit geçirmek…

Biz bu çok güzel yerde hem çayımızı içtik, hem çok değişik alışverişler yaptık. Cam eşyalar, hediyelik çeşitler çok farklı ve güzeldi. Ayrıca hepimiz karşısındaki fırından, haşhaşlı ekmek ve haşhaşlı özel börekten aldık. Muhteşemdi….

Sazova Parkı olarak bilinen  Eskişehir’in en büyük parkının resmi adı Sazova Bilim Kültür ve Sanat Parkı‘. Adından da anlaşılacağı üzere burası klasik anlamda inşa edilmiş bir park değil. Türkiye’nin en özgün parkları arasında sayılan parkta yapım çalışmaları halen devam etmekte.Aşağıda parkla ilgili biraz bilgi paylaştım, ama gezip görmekten iyisi olamaz. Ben korsan gemisini çok beğendim. Mini, mini arkadaşım Ela ise Masal Şatosuna bayıldı, annesi ile canlandırmalı masal anlatımını seyretmek  için tekrar geleceklermiş. Sazavo’da her yaşın, herkesin ilgileneceği çok yerler var. 2012-10-13e-012-9975-L

Sazova Parkı 400 bin metrekarelik bir alana sahip. Bu yanıyla Türkiye’nin bir çok parkından daha büyük olma özelliğine sahip. İçerisinde restoran ve kahve evleri, Masal Köşkü, Uzay Evi, Sualtı Dünyası, Amfi Tiyatro, Bilim Deney Merkezi, Korsan Gemisi, gezi ve oyun alanları barındıran bu park en az yarım gününüzü ayırarak gezmeniz gereken bir yer. Dilerseniz Sazova Parkı içinde yer alan ücretsiz gezi treni ile de parkı gezebilirsiniz.Sazova Parkı, Kütahya Yolu Sazova Mevkii’nde, yaklaşık 400.000 m2lik alanı ile Eskişehir’in en büyük parkı olma özelliğini taşıyor. Park alanı içinde çeşitli su sporları ve aktiviteleri de yapılacak olan büyük bir gölet, restoranlar, 2000 kişilik açık hava konser alanı anfi tiyatro, bire bir ölçülerde korsan gemisi, masal kahramanlarından oluşan oyun grupları, çocukların su ile ilgili çeşitli aktiviteleri yapabilecekleri oyun alanı, engelli çocuklar için oyun alanı, içinde büyük bir planetaryum (gözlemevi) de olan bilim deney merkezi, masal şatosu bulunuyor.DSC07310

Park alanı içinde ulaşım özel trenler ile sağlanıyor.Sazova;  Bilim Sanat ve Kültür Parkı yurt dışındaki büyük kentlerde rastlayabildiğimiz ölçeklerde ve imkanlara sahip önemli bir sosyal yaşam alanını.
IMG_4230
KORSAN GEMİSİ
Park alanındaki gölet içinde Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfettiği Santa Maria Gemisi’nin birebir kopyası yapılmış. Toplarından yatakhanelerine, kaptan köşkünden güvertesine her şeyi ile gerçek boyutlarında inşaa edilen gemi  çocukların da büyüklerin de  büyük ilgisini çekiyor.10349067_10153405581539311_3644980832192294094_n
BİLİM DENEY MERKEZİ
Eskişehir’de bir ilk olan Bilim Deney Merkezi Projesi Bilim Sanat ve Kültür Parkı’nın en önemli yapılarından birini oluşturuyor. Merkez, Eskişehir’deki ilköğretim ve lise çağındaki çocukların çeşitli bilimsel deneyleri gerçek ortamlarında yapabilmelerine olanak sağlayacak. Merkez bünyesinde inşaa edilen ve kaba inşaatı biten planetaryum (gözlemevi), Eskişehirli çocuklar kadar yetişkinlerin de uğrak yerlerinden biri . Planetaryum ile gökyüzü ve uzayın büyülü atmosferi izlenebiliyor.
 
OYUN ALANLARI
Park alanı içinde birçok bölgede çeşitli sevimli karakterler ve masal kahramanları ile bezenmiş oyun alanları yapılmış. Engelli çocukların da kullanabileceği oyun alanları da oluşturulan Bilim Sanat ve Kültür Parkı’nda ayrıca çocuklara yönelik suyun kaldırma kuvveti ve döngüsel hareketleri ile ilgili deneyler yapmalarına olanak tanıyan özel düzeneklerde oluşturulmuş.
MASAL ŞATOSU
İlk gördüğünüzde size dünyada yaşamayıp sanki bir masalın içindeymişsiniz hissini uyandıran, Eskişehir’in yeni gözde parklarından olan Bilim, Kültür ve Sanat Parkı sınırları içerisinde yer alan bu sevimli şato Eskişehir’in simgeleri arasına girmeye aday. Eskişehir Büyükşehir Belediye’sinin Eskişehirlilere hediyesi olan Eskişehir Masal Şatosu, Disneyland’a benzerliğiyle de dikkat çekiyor.
Şato içerisinde tıpkı yurt dışındaki örneklerinde olduğu gibi, masal kahramanlarının üç boyutlu animasyonları, optik ışık canlandırmaları, özel yaşam alanları gibi birçok farklı mekan bulunuyor.Masal Şatosu 50 m yüksekliğinde ve 26 farklı kuleden oluşmaktadır, bunlardan biri de Galata Kulesidir.
11081006_10153405577399311_6507873546162254995_n (1)
 Kent Park yeşilliği, plajı, havuzları ile muhteşem; girişte bir de hoş geldiniz diye çiçekle karşılayan Eskişehirli Kadın heykeli var. Dünya tatlısı Özlem Çam ile beraber fotoğraf çektirerek biz de hoş bulduk diyoruz.
Büyükşehir Belediyesi’nce yapılan diğer parklarla birlikte Eskişehir’in akciğeri olan Kent Park’ta yaz aylarında denize gidemeyen kent halkının deniz keyfini yaşabilecekleri yapay plaj, iki açık yüzme havuzu, bir yarı olimpik kapalı yüzme havuzu, oyun grupları, inşaatı süren kent evi, restoranlar, gölet, at binme alanları, büfeler bulunmaktadır. Porsuk Çayı’na kıyısı bulunan Kent Park’a, Porsuk’ta kullanılan teknelerle ulaşım imkanı da bulunmakta.

Gül bahçeleri, spor alanları, heykel ve anıtları, kültür sanat etkinlikleri için açık alanları, eğlence ve dinlenme mekanları ile Kent Park Eskişehir’in önemli bir sosyal yaşam alanlarından biri.

11081319_10153405578154311_300200819390430421_n

İlklerin kenti Eskişehir’e Türkiye’nin ilk yapay plajı kent parkta bulunuyor. Kent Park’ın Porsuk Çayı’na bakan kısmında oluşturulan özel alanda Türkiye’nin ilk yapay plajı inşaa edilmiş. Plaj özellikle yaz aylarında denize gidemeyen kent halkının deniz keyfini yaşamalarına olanak tanıyor. 350 metre uzunluğunda olan yapay plaj biri çocuklara olmak üzere iki açık yüzme havuzunu da barındırmakta.

Daha fazla bilgi için http://www.eskisehirevler.com/eskisehir-kentpark.html

Eskişehir seyahati ile ilgili yazacak daha çok şey var, çok fotoğraf var. Ama ben yazarken yoruldum, sizde okurken yorulmayın, ilk fırsatta gidin derim.

Hatsail’e sevgili Fatoş Hataylı’ya, Özlem ve İlhan’a tekrar tekrar teşekkürler, yine beraber olmak dileğiyle…Sevgiler, sevgiler…

 

 

 

 

 

 

 

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Nice, Cannes, St.Tropez Ve…

Cote D’azur ya da Fransız Rivierası  benim için çok çekici bölgelerden biri.  Hem denizin güneşin keyfinin yaşanabileceği, hem bölgenin çok lezzetli yemeklerinin, rose şaraplarının, şampanyalarının tadılabileceği, Fransa sınırları içinde ama İtalyan esintileri taşıyan tatil beldesi.. Müzeleri, festivalleri ve 2000 yıllık geçmişiyle ruhunuza iyi gelecek, aynı zamanda da semt pazarları, şık butikleriyle dayanılmaz cazibeli.  Fransa’nın güney sahilleri aşık olunacak, çok keyif alınacak yerler.Beni çok etkileyen bu bölgeyi yazmakta çok zorlandım. Farklı güzellikleri bir arada arka arkaya görünce, anlatmak yeterli değilmiş gibi bir duyguya kapıldım. Ama yeni yıla girmeden de mutlaka yazayım, istedim.

provence

images (1)Benim için bütün bunların yanında sevdiğim bir çok ünlü ressamın, sanatçının hayatının bir bölümünü buralarda geçirmiş olması, da bölgeye olan hayranlığımın önemli etkenlerinden. . Bu yaz; çok görmek,  uzun uzun kalmak istediğim bu seyahate, bölgeyi bilen daha önce gitmiş, hatta yaşamış, arkadaşlarımızla beraber gittik. Onlarla yediğimiz,içtiğimiz, gezdiğimiz her yerin, her şeyin anlamını, zevkini  çok daha katlayarak yaşadık tattık.

img827

Sevgili Raffi ve Arlet hazırladıkları hem çok güzel, hem sürprizlerle dolu programla, unutulmaz bir gezi yapmamızı sağladılar.Lyon’da hava alanında  kiralık arabamızı aldık ve geziye katılan  iki arkadaşımız daha hep beraber, süper ekip ile  turumuz başladı.Turun; Lyon, Marsilya, Avignon kısmını daha önce anlattım.Sonra çok özel bir yer olan Peillon’u anlatacağım.

img1082

İşte harika gezi grubumuz, ,sağdan sola, Taki, Tanya, Raffi ,Arlet ve biz…

images (1)Hem Fransız Rivierası,  hem Alp’lerin eteği, hem İtalyan Rivierasıni kapsayan gezinin üçüncü etabında   ise Nice‘i merkez aldık.

Şehir merkezinde,  Place Massena meydanına açılan caddelerden  birinde ki otelimize  yerleştik.Bölgeyi de oradan gidip gelerek gezdik. Nice yukarıda anlattığım bütün özellikleri taşıyan harika bir Akdeniz şehri.

Place Messena Nice’in en ünlü meydanı, her saat  turistlerin fotoğraf çektiği, gençlerin akşam çıkarken buluşma noktası. Önü sahil, çevresinde bütün cafeler, restorantlar, gece klüpleri, pub’lar,mağazalar var.Nice öyle bir şehir ki, günün yarısını dolaşıp yeni yerler keşfedip, müzeleri görüp, diğer yarısında denizin ve güneşin tadını çıkarabiliyosunuz. 5 km’lik Promenade des Anglais boyunca yan yana bir sürü plaj bulunuyor ve turkuaz denizi de tek kelimeyle muhteşem! O manzarayla deniz keyfi yapmak ise bambaşka..Alışveriş için de Place Massena’da Galeries Lafayette ve tasarım butikleri var.

nizza-negrescoOtele yerleştikten sonra şehri keşfetmeye önce Promenade des Aglais yani Nice’in ünlü sahilinde yürüyüş yaparak başladık.Bir tarafta harika plaj, pırıl pırıl turkuaz deniz,palmiye ağaçları, diğer tarafta tarihi şık oteller ve 18 yüzyıldan beri aynı şıklık ve güzellikte. İnsan evet gerçekten çok güzel bir yerdeyim, diyor ve müthiş mutluluk duyuyor.

DSCF6520

 Plaj ve Nice’de özgü yemeklerden  Salade Niçoise

Bence bu bölgeyi gezmek  yeterli  değil, bu bölgede uzun uzun yaşanmalı. Harika bir sayfiye merkezi aynı zamanda, kültür, sanat, tasarım merkezi ve müthiş lezzetlerin tadılabileceği, içilebileceği yerlerde insan en sevdiklerinle zamanı durdurmalı. Gitmeden de böyle hissediyordum. Gittikten sonra da, aynı duygularla döndüm. Gezdiğim, gördüğüm , yaşadığım kadar göremediğim, gezemediğim, tadamadığım listelerle döndüm.

Onun için fotoğraflarla biraz yaşadıklarımı sizlerle paylaşıp,  yapamadıklarım içinde listeler yazıp en kısa zamanda tekrar tekrar gitmeyi  niyetliyorum.

Promenades des Anglais’nin hemen arka tarafında rengarenk küçük panjurlu sempatik evlerin çevrelediği semt pazarları, şık restoranlarıyla daha çok İtalyan kasabasına benzeyen Cours Saleya var.

img773 Cours Saleya’nı rengarenk çiçekleri, sebze meyvaları, zeytinleri, unlu mamulleri, bağıra çağıra satış yapan satıcıları ile bizim pazarlardan çok farkı yok.Aynı zaman da bölgede, bizim esnaf lokantası dediğimiz cinsten yöresel lezzetler yapan minik restorant ve kafeler var.

Yemeğe başlarken ya da akşam üstü rose şarap,  ya da şampanya içmek özellikle bölgede yapılanlardan tatmak,  çok keyifli. Nice ‘de,  ve tüm bölgede de bizdekinin  aksine şarap,  şampanya veya içki içmek; neredeyse su veya soda fiyatı kadar. Onlara oranla çok uygun, ya da su çok pahalı.

Aslında Nice’te Fransız mutfağından çok İtalyan mutfağına rastlayabiliyorsunuz. O yüzden pizza ve makarnalarını yanında Provence bölgesinden bir şarapla kesinlikle denemeli.

Cannes-Film-Festival

 

Nice’e gelip, lüks yatları, şık otelleri, muhteşem denizi ve plajlarıyla ünlü festival şehri Cannes’ı, E5825-Monte-Carlo-CasinoGrace Kelly’nin, Caroline’nin, Stephanie’nin,Prens Rainer’in ülkesi  Monaco’yu, görmeden gitmek olmaz. Zaten trenle ya da arabanızla 20-30 dakika icinde hepsine kolayca ulaşabiliyorsunuz.

img740

St- Tropez bambaşka kimlikte ve güzellikte bir yer.Lüks teknelerde gece özel partilerden, şık restorantlarına, gece klüplerinden masmavi denizi ve plajlarına kadar ve bozulmamış balıkçı köyünde lüksleri en şaşalısının yaşandığı St-Tropez her şeyiyle görülmesi gerekiyor.Ben kim ne derse desin, Yalıkavak yaşamına da çok benzettim. Hem lüks Marina’sı hem doğal Yalıkavak, çarşısı, pazarı, meydanı, tüm çeşitliliği ile Bodrum’un çok sevdiğim beldesinde, benzer tatlar buldum. Bodrum’da da kültür sanat etkinlikleri, festivaller de her geçen gün artıyor.

Provence-Alpes (1)

St. Tropez, yat limanı, dünya markalarını görebileceğiniz, dükkanları, cafeleri, restoranları ve tabii ki plajları ile dünya sosyetesini ağırlayan ufak bir tatil yeri.

Tam bir marka cenneti, dünya yıldızlarına burada her an rastlayabilirsiniz. Yatlar her yerde. Müthiş bir çekiciliği var . Şehir için de trafik çok yoğun

Bölgede gezilecek yerler hep aynı sahil üstünde.Sahilden biraz içerilere geçerek 20 dakika veya 30 dakika içinde Alplerin eteklerinde çok güzel, 1600- 1800 yıllarındaki aynı halleri ile minik butik otelleri, restorantları, evleri, meydanları kiliseleri olan köyler var.Provance bölgesinin en önemli özelliği yeşilliği, ve hepsi kendine has özellikleri olan köyleri.Binalar hiç bozulmadan muhafaza edilmiş.Yemeklerde öğle yemeği de dahil, şarap içmek hatta şampanya ile yemeğe başlamak şarap ile devam etmek, çok doğal. Özellikle bölgenin şarapları ve şampanyaları ile.Fransa’da cafe kültürü de çok yaygın.Starbucks ve benzeri zincirler neredeyse yok.Fransızlar geleneklerine ve göreneklerine çok bağlı tutucu bir millet.  Bölgenin otelleri genelde çok mütevazi, ve ev gibi.Fransa köylerinde restoranları hep aileler işletiyor. Genelde servis edenler restoran sahibi veya ailesinden biri oluyor.

.Her bölgede ünlü  sanatçıların  yoğun izleri, eserleri, müzeleri, bol galeriler var.

IMG_6365

Yemek yemek  Fransızlarda  ayrı bir kültür. İnsanlar sadece yemek yemiyorlar, sosyalleşiyorlar, eğleniyorlar, gülüyorlar  ve iyi zaman geçiriyorlar.Fransız  ve provance mutfağı, en güzel dünya mutfaklarından….Biz de seyahatimiz  sırasında sevgili Raffi’nin sayesinde  tüm provance rituelleriyle yemek yeme, bölgeye has lezzetleri keşfetme şansımız oldu.Her yemek, her kahve her içki çok özenle seçildi, tadıldı, keyfi çıkarıldı.Raffi özellikle; ne zaman, nerede ne yemeli, ne içmeli, nasıl yapılırlar, bölgenin kuzeyinde, güneyinde, iç kısımlarında ne farklar vardır, burada yaşayan ünlü sanatçılar, ne yerlermiş, nasıl severlermiş, hepsini de tatlı tatlı anlatarak bizlerle paylaştı.Seyahatin her anı yenilen, içilenlerle ayrıca taclandırıldı.Unutulmaz anılara unutulmaz lezzetlerde katıldı. Dönünce de buluşup bu özel mutfaktan menüler yapma fikrimiz de oluştu.Henüz başlamadık ama 2015 de neden olmasın….

IMG_6366

Bölgede ki doğa, sessizlik, huzur, insanların köylerdeki (doğal halleri), kilise ve cafelerin, hiçbir şekilde orijinalliği bozulmamış kalelerin, şatoların uyumu ve gizemi, diğer yandan sahillerdeki zenginlik ve varlığın yarattığı enerji, cafeler, restorantlar, düzen; hem eskinin hem de yeninin uyumlu karışımı Fransa’nın  dünyanın en çok turist çekmelesine  sebep oluyor. İnsan, doğa, tarih, kültür ve medeniyet hepsi bir arada.

10526023_10152629303339311_4383263061025768403_n

Restorant Bouchon Monaco’dan keyifli  anılar

Onun için yazılacak çok şey var.Yeni yıla girmeden  sizlerle bu çok güzel bölgeyi biraz paylaşmaya çalıştım. Yeni yıla girerken, güzel anıları hatırlayarak, hem kendim hem sizler için  gönlümüzce  geziler diliyorum.Sevgiler, sevgiler…

 

Provence- Alpler- Cote D’Azur’da…

Cote d’Azur “mavi kıyı”  Fransız Rivierası da denilen bölge. Provence-Alpes-Cote d’Azur bölgesinin bir parçası .Fransa’nın Akdeniz sahillindeki 18.yy dan beri önemli yazlık bölgesi. Nice-FranceSadece görmek istediğim değil, uzun uzun kalıp yaşamak istediğim yerler.Doğa, kültür, tarih,sanat, eşsiz lezzetler,muhteşem plajlarıyla ünlü festivaller beldesi, sahil şeridi, ve Alplere dayanan, koruma altına alınmış, orta çağdaki haliyle yaşayan minik yerleşim beldeleri.Hepsi birbirine çok yakın içiçe denebilecek mesafe de olağanüstü güzel yerler.Provence-Alpesİtalyan sınırına geçince İtalyan Rivierası başlıyor.Ama Fransız sınırları için de de İtalyan kültürünün etkisi,izleri, çok.. Çünkü bölgenin çoğu yerinde 18.yy la kadar İtalyan hakimiyeti varmış. Hala konuşulan ortak bir dilleri var.Provance kültürü  de böyle doğmuş.Şarapları doğal yetiştirilen sebzeleri,meyvaları, fesleğenleri, zeytiyağları, ile Provance Mutfağı çok ünlü, lezzetli.Lavantaları özel kokulu sabunları ile de çok bilinen bölgede yaşamın çok farklı güzellikleri bir arada. Güneşin renginin çok parlak olduğu bu yerlerde, özellikle emprosyonist ressamlar uzun, uzun yaşamışlar, çok ünlü esereler bırakmışlar.Her köşe heyacan verici,tariihi, artistik anılarla, güzelliklerle dolu.

10513380_10152624127624311_5888305507146301926_n

Bu sene Haziran ayında;  bu kültürü iyi bilen, bölgede  bulunmuş, Paris’de uzun seneler yaşamış çok sevgili arkadaşımız Raffi, çok özel dost, tatlı eşi Arlet  ile bir tatil planladık. Çok güzel geçti, umduğumuzdan çok daha keyifli, sürprizli, neşe, keyif dolu günler geçirdik. Gördüğümüz, gezdiğimiz yerler, tattığımız lezzetler kadar, bir o kadar da göremediğimiz, gezemediğimiz yerler listesi ile; tekrar tekrar gidip, uzun uzun kalmak dileklerimizle geri döndük. photo-11-540x544Raffi bize gittiğimiz her yerin, hatta gidemediklerimizin bile, tarihini, sosyal yaşamını, özellikle mutfak kültürünü, özel lezzetlerini tatlarını tariflerini de vererek, anlattı. Anlattıklarını bölgede yaşamış, yazarlar, düşünürler, ressamların anıları ile örnekledi. Bölgede yaşayan akrabalar, dostlarla da buluşunca seyahatin keyfi daha da arttı. Onun için anlatacak çok şey var.Başlamakta toparlamakta zorlanıyorum, ama gönlüme, aklıma ilk geldiği gibi paylaşacağım. Bakalım ne kadar, başarılı olacağım; bilmiyorum. Ama biliyorum ki bir kere de değil, bir kaç bölüm de yazmam lazım. Bu güzel anılar hep yaşasın. Seyahata Lyon’dan başladık. Havaalanından kiraladığımız arabamızla önce Marsil’ya ya geldik.

1369344059250

10442430_10152624122894311_8751349575460446145_nMarsilya’ya uğramamızın en önemli nedeni arkadaşlarımızın uzun süredir görmediği kuzeni ile buluşmak, beraber akşam yemeği yemek idi. Marsilya’ya daha önce de gitmiştim. Şehrin önemli yerlerini gezmiştim.Bu seyahatimizde önce şehir merkezine ve limana çok yakın olan otelimize  yerleştik. Sonra da  sevgili kuzen Talin’in rezervasyonu ile sahilde bir restorana doğru yola çıktık, trafik çok yoğundu, otoparklar da yer bulmak zordu. Gideceğimiz yere geç ulaştık, ama çok güzel bir akşam geçirdik. 47245_10152624123069311_3850841078106056346_nDenizin üstünde , nerdeyse suların içinde ki restoranımız O’Pedalo da çok lezzetli yemekler yedik. Gündüz plaj olan restorantın önünde herkes gece de denize girip eğleniyordu.Hepimizin yedikleri, özellikle değişik sosları ile deniz mahsulleri çok güzeldi.Yediklerimizi özellikle sosları Raffi ile deneyeceğiz, sizlerle de paylaşırım. Restorant çok kalabalık ve neşeli idi. Arlet’in seneler sonrası kuzeni Talin  ile buluşması çok güzeldi.

10530837_10152624123339311_4449026684565985025_nSenenin 300 günü güneşli olduğu söylenen Marsilya’da ikinci  gidişimde  hava kapalıydı.Bu tarihi liman şehrini daha sonra anlatmak üzere yazıma devam ediyorum.Sabah çok cezbedici olmayan liman kafesinde kahvaltımızı edip Nice’e doğru yola koyulduk.Yol üzerinde Avignon’a uğradık. Senelerce, özellikle çocukluk yıllarımda  Zeynep Oral‘dan okuduğum, hayranlık duyduğum hep oralarda olmak istediğim; ünlü tiyatro festivallerinin yapıldığı ortaçağ kenti. Avignon rüya gibi, hayal ettiğimden daha güzel, etkileyici idi.

avignon-7

Fransa’nın güneyinde, Provence bölgesinde yer alan AVİGNON, küçük olmasına rağmen tarihi binaları, tüm etrafını saran surları, dünyaca ünlü köprüsü ve tiyatro festivaliyle biliniyor. Değişik yerleri keşfetmek isteyenler için Avignon gerçek bir hazine. İster şehrin dar sokaklarında dolaşın, ister çevresindeki Luberon, Camargue gibi bölgeleri gezin, sıkılmaya hiç vaktiniz olmayacak. Tarihi ve çoğrafi güzelliğinin yanı sıra güneye has lezzetlerle (zeytinyağı, sarımsak, defne, kekik, fesleğen) pişirilen sebze, et, av eti ve balıklardan oluşan Provence mutfağı da son derece ilgi çekici. 10501622_10152624129474311_4985806590840659420_nŞarap meraklıları için özel bir yeri olan Avignon, aynı zamanda da ünlü Cotes du Rhone şaraplarının üretildiği bölge. Chateauneuf du Pape, Gigondas, Tavel ve Cotes du Rhones dünyaca bilinen şaraplardan bazıları.
Rhone Nehri’nin önünden geçtiği Avignon, önemini 12. yüzyılda inşa edilen köprüsüyle pekiştiriyor. 14. yüzyılda ise Papaların kullanım için; Avignon’a yerleşmesiyle şehir, Roma kadar üne kavuşmuş. Avignon büyüdükçe surların dışına taşmış. 14. yüzyılda inşa edilen surlar 4 kilometre uzunluğunda ve 39 kule ile yedi ana kapıya sahip.

 

SAINT BENEZET KÖPRÜSÜ
Avignon tarihinin en önemli eseri olan Saint Benezet Köprüsü, tüm dünyada adını taşıyan şarkısıyla biliniyor. İnşaatına 12. yüzyılda başlanan köprünün bugün sadece yarısı ayakta kalmış durumda. Rhones Nehri’nin taşkın sularından birkaç kez zarar gören köprü 17.
yüzyıldan itibaren kendi haline bırakıldı.images (3)
UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’nde yer alan köprünün bugün sadece üç ayağı mevcut.
Köprünün adı ise genç çoban Benezet’ten geliyor.
Rivayete göre İsa, 1177 yılında Benezet’ten Rhone Nehri’nin üstünde bir köprü inşa etmesini istemiş. Köprünün ünlü şarkısı Sur le Pont d’Avignon (Avignon Köprüsü’nün Üstünde) tarihçesi bilinmese de Fransız besteci Adolphe Adam’ın 1853’te yazdığı Le Sourd ou l’Auberge pleine operetiyle bugünkü ününe kavuştu.
Avrupa’nın en büyük gotik sarayı olan Le Palais des Papes, 14. yüzyılda Papaların Avignon’u merkez seçmesiyle inşa edildi. 15.000 metrekare üzerine yayılan sarayda 20 değişik bölüm geziliyor. Bunlardan en enteresanı ise Papaların yatak odası olan bölüm. Bu bölümdeki duvarlar, ünlü İtalyan sanatçı Matteo Giovannetti’nin freskleriyle süslü. Yılda 650 bin kişinin ziyaret ettiği saray, Fransa’nın en çok gezilen 10 tarihi binasından biri. 1309 ile 1423 yılları arasında sarayda yedi papa yaşamış.
Sarayın tam karşısında ise L’Hotel des Monnaies binasını görebilirsiniz. Bu bina 2007’ye kadar konservatuvar olarak hizmet vermiş.

avignon

 

AVIGNON TİYATRO FESTİVALİ 
Ünlü tiyatrocu Jean Vilar tarafından 1947 yılında kurulan Avignon Tiyatro Festivali, her sene temmuz ayında yapılıyor. 800 eserin sergilendiği festival, 570 bin kişi tarafından izleniyor. Festival ayı boyunca sokak gösterileri de gece geç saatlere kadar izlenebiliyor…
images (4)Avignon’da köprü ve Papaların sarayını gördükten sonra işin en keyifli yanı kalıyor geriye. Surların içinde yer alan küçük sokaklarda yüzlerce konak var. Papalar döneminden kalan bu konakların bahçeleri de görülmeye değer. Müzelerindeki zengin koleksiyonlar ise Avignon’un Papalar sayesinde kazandığı ihtişamı yansıtıyor. Bu müzeler arasında Petit Palais Müzesi, 18. ve 19.
yüzyıllara ait koleksiyonları ile mutlaka gezilmesi gerekenlerin başında yer alıyor.
Fransa’nın en önemli 32 müze listesinde yer alan Calvet Müzesi ise 28 bin eseriyle görülmeye değer bir başka yer. Van Gogh, Cezanne, Picasso gibi çağdaş sanatçıların eserleri ise Angladon Müzesi’nde sergileniyor.

934754_10152624134669311_4819905195026170170_n

 

10440752_10152624131404311_4059578910456835159_nÖğle yemeği için Provence ve Fransız mutfağının çok kaliteli yemeklerini yiyebileceğiniz çok şık restorantlar çok. Biz tercihimizi yorulduğumuz bölgede yaptık.Papa Sarayının hemen yanındaki meydanda La Boucherie’yi tercih ettik.Menüsü çok güzeldi,  gelen her şey de çok lezzetliydi. Adından da anlaşılacağı gibi etleri muhteşemdi. Raffi çok özlediği, Araignee’yi çok severek ve beğenerek yedi. (çok özel bir et, hayvanın boyun kısmından yapılıyor, çok düzgün görünüşlü olmadığı için örümcek diye adlandırılmış.)10426646_10152624130904311_3577601243213855859_n Ben genel tercihim salata seçtim, ama kaz ciğerli olandan.  Bütün seyahat boyunca yenilenler içilenler hep bölgenin özelliklerini taşıyan çok lezzetli tercihlerdi..Hepsini anlatmak ayrı bir yazı ve gezi konusu olabilir. Bazılarını zaman, zaman paylaşmaya çalışacağım.Hamburgerleri diğer etleri,salataları da çok beğenildi.

. Bain-Marie, Regine Viaud ( mönüsündeki en ünlü yemek  karidesli siyah rizotto) Christian Etienne, şıklığın ve zarafetin buluştuğu restoranlar olarak biliniyor.  Hepsinde provence bölgesinin özel yemeklerini yiyebilirsiniz.10458450_10152624133174311_8767143591858308993_n

Alışveriş yapmak için otomobillerin girmediği Joseph Vernet ile St Agricol Sokaklarındaki mağazalara bakabilirsiniz. Ünlü markaların satıldığı dükkânların yanı sıra Provence bölgesine has olan kumaş, seramik ve çanak çömlekleri de göreceksiniz. Meşhur su değirmenleriyle Rue des Teinturiers Sokağı da mutlaka görülmesi gerekenler arasında.
Avignon’u yorulmadan gezmek isteyenler ise Le Palais des Papes Sarayı’nın önünden kalkan turistik trene binebilir. 120 kişilik trenler, şehrin tüm önemli bina ve sokaklarından geçiyor. Ayrıca nehir gezileri de yapılabilir..Eski çarşının içinde Lavanta Butik’de özel pano önünde fotoğraf çektirebilirisiniz.

467025

Avignon’da keyfimiz,  müthişken,   Raffi ve Arlet bize çok güzel bir sürpriz yaparak harika bir Provence beldesi Pellion’a götürdüler.Nice yolunda; Nice’e 20 dakika mesafede, tepelerde;   ortaçağ dönemindeki haliyle, muhteşem manzaraları ve doğasıyla, kaldığımız çok özel oteli ve otelin şeflerinin müthiş sunumu ile hiç unutmayacağımız çok özel bir gün daha geçirdik.Bir sonraki yazımda anlatmak üzere sevgiler, sevgiler….

 

Monet’in Evi ve Muhteşem Bahçesi;

Empresyonizme; emprosyonist ressamlara, eserlere hayranlığım resim sanatına tutkum ile aynı anda başladı. 0nbeş onaltı yaşlarımdan itibaren evim, kütüphanem, bu grubun ressamlarının hayat hikayeleri ve eserlerinin yer aldığı kitaplarla doldu.Monet’de bu grubun en sevdiğim ressamlarından oldu. Her zaman sergilerinin takipçisi oldum. Bu sene de, dillere destan evine gitme görme şansım oldu.Güney Fransa ve Paris seyahatine çıkma kararı aldıktan sonra programıma mutlaka Monet’in evini de koymak istedim.

DSCF7201 copy

 

Sonra araştırınca Nevval Sevindi’nin   yazısı ile,daha da büyük arzu duydum ve   nasıl gidilir bilgisine de sahip olunca işim çok daha kolay oldu.En önemlisi de seyahat arkadaşlarım sevgili Raffi, Arlet ve kocaman aşkım da beni yanlız bırakmadılar.Bu harika günü önce Neval Sevindik’in yazısı ile sizlerle paylaşıyorum.Sonra da  bu muhteşem evi ve bahçeyi gördükten sonra okuduğum ve  anlattığı detaylarla beni şaşırtan Tülay Yıldız’ın Azgezmiş deki yazısı ile devam edeceğim.  İki yazıda da çok güzel anlatımlar var, beni çok etkilediler, sizlerin de beğeneceğinizi düşünüyorum. Aralarına da kendi çektiğim fotoğrafları koymayı da ihmal etmedim. Siz de resim sanatını ve empresyonizmi seviyorsanız, giderseniz çok mutlu olacağınızdan eminim; sevgiler, sevgiler…

DSCF7158 copy

 

Monet’nin Giverny’deki evini gezmek tablolarda yürüyüşe çıkmak gibiydi

Nevval SEVİNDİ
Monet’nin Giverny’deki evini gezmek tablolarda yür

Fransız ressam Claude Monet, 50 yaşında, ününün doruğunda Paris’e 80 kilometre uzaklıktaki Giverny’de bir kır evi inşa ettirdi. Sekiz dönümlük bahçesini yapay göl ve çiçeklerle cennete dönüştürdü. 36 yıl boyunca pek çok tablosunu burada yaptı. Ölümünden sonra Fransız Akademisi’ne bağışlanan ev 1980’den bu yana ziyarete açık. Yıl boyunca resim ve doğa meraklılarının akınına uğruyor.

DSCF7188

Paris’te, dini bir tatilden dolayı uzun bir hafta sonuna denk geldim ve boşalmış kent yerine empresyonist Monet’nin bahçesini seyretmeye karar verdim.
İnternetten tren biletinizi satın alabilirsiniz. Vernon’a bilet aldıktan sonra Saint Lazare Garı’na gidiyorsunuz ve peronda kalabalık turist gruplarıyla karşılaşıyorsunuz. Bir kahve almaya ayrılıp geri döndüğümde tren dolmuştu. Neyse ki bir yer bulup oturdum. Sonra gelen turistlerin ayakta bir saat gideceğini bilerek binmesi ilginçti.

OTOBÜS, TREN DOLUSU TURİST

İlk durak Montes La Jolie. Kent merkezi dışındaki semtlerin de imar denetimi altında olduğunu, 30 katlı bina yapılmadığını ve biri uzun diğeri kısa yapıların yan yana dizilmediğini seyrederek gidiyorsunuz. Abuk sabuk renklerde boyanmış veya hiç boyasız bina görmeniz zaten imkansız. Türkiye’de denetimci devlet düşman olarak görülür.Fransa’nın her yerinde devlet ve Fransız kimliği var. Bahçe içindeki evlerde, 4-5 katlı apartmanlarda kimse “özgür” mimar ya da yapsatçı olamıyor. Bu güneşli ülkede çatılar güneş panelleri, iğrenç depolar ve ıvır zıvırla görsel kirliliğe maruz kalmamış.
O nedenle Fransa toplam nüfusundan daha fazla turist alıyor her yıl.
Bunları düşünürken Vernon’a geldiğimiz anons edildi. Buradan otobüslerle Giverny’e gidiliyor. Gidiş-dönüş 6.50 Euro. Otobüsler ağzına kadar dolu, kuyruk kıyamet. Üç otobüs doldu taştı ve ayakta birçok yaşlı Amerikalı ile yola çıktık. 20 dakika sürecek bu yolculuk yeşil tarlalar, ağaçlıklar ve çiçekler arasından küçük bir köye geliyor.

YEŞİL PANJURLAR, NİLÜFERLER

Claude Monet’nin müze evinin önünde uzun bir kuyruk var. Yaklaşık bir saat beklemeden içeri giremiyorsunuz. Yeşil panjurlu evin kapısında dünyanın her yerinden insan bekliyor. Elle yapılmış dondurma satıyor bir genç kız, yanda sandviç satan yer hemen müşterilerle doluyor. Beklerken yemekle eğleniyor millet. En güzel görüntü çocuklar: Fransız kültürünün önemli bir ismi olan Monet’yi öğretmek için ana okulları 4-5 yaşındaki bebeleri getirmiş. Ellerinde Monet’nin resmi, önce cismen tanıyıp zihinlerine nakş ediliyor. Bizde 15 yaşındakileri bile çocuk gören ebeveynleri düşününce bu yavruları gezdiren öğretmenlere imrenerek baktım. Fransız kültürünü ve dilini hakkıyla öğretmeye eğitim sistemi diyorlar burada.

DSCF7163Ev ve bahçeden çok etkilendim, ama Nevval Sevindi’nin  anlattığı gibi yuva çocuklarını da çokça görmek de o kadar çok etkiledi, hemen fotoğrafladım.
İlkokul çocukları da kuyruklar halinde geçiyor yanımızdan. Paris’in tüm müze ve kültür mekanlarında çocuklar eğitimde. Neden bir Fransız diliyle, kültürüyle övünür; sanırım anlaşılıyor.indir (1)Yeşil kapıdan bilet almaya yaklaşınca evin girişinde kocaman bir Monet fotoğrafı “hoş geldin” der gibi. Dalgın bakışlarıyla şunu diyor bize yıllar öncesinden: “Hayatımdan ressamlığımı ve bahçeciliğimi çıkarırsanız hiçbir işe yaramam.”
Resimlerindeki olağanüstü çiçekler, nilüferler ve kadınlar bu yeşil evin bahçesinde yaşıyor. Monet biraz sonra gelecekmiş gibi… Göz alıcı renklerle, kokularla dolu bahçe birden önünüze sere serpe düşüveriyor. Sağda yemyeşil boyalı panjurlu evin sempatik varlığıyla her şey bir resme dönüşüyor aniden. İçerideki turistleri kafanızda ayıklayınca bir Monet tablosunda dolaşıyorsunuz.

ÇOCUKLAR USTAYLA TANIŞIYOR

Evin içinde hasır koltuk takımlarıyla sade ve rahat bir atmosfer var. Yazı masası, sehpalar, oymalı bir sandık, kitapların durduğu masa ve yanıbaşımda yine çocuklar. Öğretmenleri Monet’nin hayatını anlatıyor kısık bir sesle. Bağırış, çağırış yok.
Yatak odasında karısı ve çocuklarıyla fotoğrafları, pencereden şahane bir bahçe manzarası görünüyor. Yatağın başucunda karısı öldükten sonra evlendiği Madam Hoschede. Madamın ilk eşi, Monet’nin hamisi Ernest Hoschede varlıklı bir tüccarmış, lüks ürünler pazarlıyormuş. Modern sanata meraklıymış. Günlüğüne şunu yazmış: ”Oğlumu bugüne kadar mağazada bir hafta sürekli gören olmadı hiç, zaten her gününü bence Louvre‘da geçirmeli.”
Monet, 1876’da Ernest and Alice Hoschede çiftiyle tanıştı. Koleksiyoner Ernest Hoschedé, evi için dekoratif paneller sipariş etmişti. 1877’de iflas etmesi, empresyonist sanatçılara, özellikle de Monet’ye büyük bir darbe oldu. Hasta eşi Camille ve çocuklarını alıp, yazı geçirmek için Hoschede çiftinin evine yerleşti. Fakat misafirlik uzun sürdü. Ernest çoğunlukla Paris’teydi, sonra Belçika’ya kaçtı.

DUVARDAKİ JAPON RESSAMLAR

Claude ve Camille’in ikinci çocukları doğmuştu. İyice zayıf düşen Madame Monet tüberkülozdan öldü. Monet, onu ölüm yatağında resmetti. Camille’in ölümünden sonra Monet, Alice ile yaşamaya devam eder. Alice, kendi altı çocuğuyla birlikte Monet’nin çocukları Jean ve Michael’e bakar. Ernest ölür, 1892’de Monet’le evlenir.
Camille’in ölümünden sonra yas içindeki Monet, bir daha asla yoksulluk batağına düşmeme kararını verir ve en güzel eserlerini yaratmak üzere çaba harcamaya başlar.
Alice, ve Claude Monet çocuklarla beraber 1883’te Vernon’a ve sonrasında Giverny’e yerleşir.

2076986859_735e7ee651_b
Hayatlar akmakta bu sakin duvarların ardında…
Bütün duvarlar resimlerle süslü, sadece Monet tabloları değil. Onu ilk tanıyanlar için ilgi çekici derecede çok sayıda Japon resmi asılı duvarlarda. Hokusai (1760-1849), Sadahide (1807-1873), Utamaro (1753-1806) ve Kunisada’nın yaptığı çıplak, yıkanan Japon kadınlar… Hepsi olağanüstü. Monet’yi etkileyen Doğu’nun bu çarpıcı desen ve duyuşu.
Küçük bir dikiş odasından geçip merdivenleri iniyorum. Sapsarı bir yemek odası. Kocaman ve ferah. Duvarlarda resimler kıymetli tablolarla Japon resimleri kucaklaşmış gibi.
Yoshiku’nun hamamda yıkanan kadınları seyrediyor bizi. Çapkın bir gülüşle.
Mutfak mavi çinilerle süslü, masmavi bir bulut gibi renklendirilmiş. Kuzina bütün haşmetiyle sağda kapının yanında. Sanki anneannem gülümsüyor bana. Sarılsam mı acaba şu kuzinaya?
Ama ocakta ateş yok.
Şahane bahçede neler yok ki… Yapay gölün üstünde Japon köprüleri ve üzerinden sarkan beyaz ve mor salkımlar… Salkımlar… Rüya gibi.
Gölün üzerinde nilüferler… Ona saçlarını eğmiş salkım söğütler…
Monet’in favorisi olan süsenler, mor irisler, Japon irisleri ve zambaklar…
Kırmızı lalelere bakarken düşünüyorum Türkiye’de kimse ağaç, çiçek adı bilmez bu çocuklara çiçekleri öğretiyorlar.

SEVDİĞİ ÇİÇEKLERİN TOHUMLARI SATILIYOR

Monet kocaman bir endüstri artık. Sevdiği çiçeklerin tohumlarını, resimlerinden yapılmış kağıtlarla ambalajlayıp satıyorlar. Buralara ne güzel AVM yapılır abi, demeden yığınla para kazanıyorlar.
Ünlü tablosu “Giverny’de Bahçe” önümde aslı uzanırken daha bir anlamlı. Ya da “Suda Nilüferler” tablosu ışık oyunlarına boğulmuş yanımda dururken fotoğraf çekmek az geliyor. Bu hissi duymak harika!
İyi ki buradayım demek. Küçük Giverny köyü bahçeler içinde kafeleri, restoranları makul fiyatlarıyla yorgunluğunuzu alıyor.
Sonra empresyonistler müzesini gezip, Monet’nin mezarına gidebilirsiniz. Sade bir mermer Claude Monet’nin mezarı.
Rahat uyu mirasına iyi bakıyorlar.

BABASI BAKKAL OLMASINI İSTEMİŞTİ

Fransız izlenimci ressam Claude Monet (14 Kasım 1840 – 5 Aralık 1926), Oscar-Claude Monet veya Claude Oscar Monet olarak da bilinir. İzlenimcilik terimi, Monet’nin “İzlenim: Gün Doğumu” adlı resminden geliyor. İzlenimcilik, modern resim sanatındaki ilk büyük devrimci hareket. Monet, resimlerinde fırça darbeleriyle oluşturduğu değişik renklerde noktalarla istediği izlenimi uyandıracak renk ve ışık etkisini yaratmayı başardı.
Babası bakkaldı, oğlunun aile mesleğini seçmesini istiyordu. Annesi şarkıcı olan Claude, sanatı tercih etti. Le Havre’da ortaokula başladı. Önceleri 10–12 franga sattığı karakalem karikatürleriyle çevresinde tanındı. Manet, Degas, Renoir, Cezanne, Pissaro, Sisley gibi ünlü ressamlarla çağdaş ve dosttu.
Dramatik yaşamında iki eşinin ve oğlunun ölümünü gördü. 86 yaşında öldü.

Tülay Yıldız, Monet’in evinin detaylarını o kadar  güzel anlatmış ki ben de okuduktan sonra gördüklerimi tekrar hatırladım ve daha iyi değerlendirdim. İyi ki paylaşmış…

“Claude Monet’nin 43 yaşında Paris’ten ayrılıp Giverny’ye taşınma sebebi, 16 yaşında başladığı resim serüvenine yeni renkler katmak. 86 yaşında ölen Claude Monet’nin yaşamının tam ortasında yerleştiği Giverny, her insanın ömrünü uzatacak güzellikte ve düzende bir köy.

 

Sadece Monet’nin dillere destan bahçesi ve evi değil, köydeki tüm bahçeler ve evler inanılmaz güzellikte, her yer çiçeklerle bezeli. Tüm binalar sanki çevrelerindeki çiçeklerle yarış edercesine rengarenk boyalı. Bir sokağı döndüğünüzde karşınıza çıkan taş yapının pencere pervazlarının cam göbeği maviye, kapılarının koyu bir turuncuya, bahçe parmaklıklarının gül kurusu rengine boyalı olduğunu görüyorsunuz. Bahçedeki çeşit çeşit çiçekte de bu renklerin olması büyüleyici bir renk cümbüşü oluşturuyor.

Köyde ev sayısı kadar resim atölyesi var. Aslında, köyü gezerken “Böyle bir yerde yaşayıpta ressam olmamak imkansız” diye düşünüyor insan. Sokak kahveleri, küçük lokantalar, hep bu çok renk ve çok çiçek stilinde düzenlenmiş. Çevrenin güzelliği insanlara da yansımış olacak ki, akşam arabası ile işinden dönüp evine girerken gördüğünüz insanların yüzündeki mutluluk ışığı uzaktan bile seziliyor. 1840 yılında Paris’te doğan, 16 yaşında ilk sergisini açan, tuvale ışığı en iyi yansıtan ressam olarak ünlü Claude Monet işte böyle bir köyde yaşamının 43 yılını geçirmiş şanslı bir insan. Giverny ona zenginlik, mutluluk ve şöhret de getirmiş.

Sanatçının dönümlerce çiçek bahçesinin ortasında yer alan 10 odalı evi, köyün en büyük ve en güzel evi. Evi gezerken orada yaşayan insanın renk ve resim tutkusunu sezmemek mümkün değil. Tüm odalar birbirinden farklı dekore edilmiş ama duvarlardaki tablolarda ağırlık Uzakdoğu motifleri. Sanatçının ikinci kattaki yatak odasının neredeyse tüm duvarları camekan. Tamamen açılabilen bu pencerelerden bahçenin görüntüsünü kelimelerle anlatmak mümkün değil. Zemin kattaki atölyesi ise resme ilgi duyan herkesin yüreğini hoplatacak güzelikte. Yaklaşık 300 metrekare genişliğindeki atölye, tavanındaki dev bir pencereden aydınlanıyor.

Şimdi bu salon, sanatçının bir kısım orijinal eserlerinin sergilendiği ve hediyelik eşyalar, kitaplar ile afişlerin satıldığı alan olarak kullanılıyor. Tüm mobilyaları, duvarları hatta süs eşyaları bile sarı olan, pencerelerinden bahçenin tüm güzelliği seyredilebilen koskoca yemek odasında, yemek yemeye ve şarap içmeye düşkün olduğu yapısından da belli olan sanatçı, bir çok davet vermiş. Yemek odasının mutfağa açılan kapısından geçtiğinizde ise bambaşka bir alemle karşılaşıyorsunuz. Yine camlarından binbir çiçekle bezenmiş bahçe görünen, bu kez fayansları, zemin kaplaması, rafları masmavi bir mekan. “O koskoca yemek odasında ağırlanacak konuklara ancak bu büyük mutfakta hazırlanan yemekler yeterli olur” diye düşünüyor insan. Bu güzel evde mutlu, uzun bir yaşam süren Claude Monet, dünya sanat tarihinde önemli bir yer kaplayan empresyonizm akımının yaratıcısı.

Sanatçının 1874 yılında Paris’te açılan bir sergiye gönderdiği “İzlenim, Doğan Güneş” adlı tablosu “İzlenimcilik – Empresyonizm” akımının isim babası oldu. Tabloların ana temasını görüntüler yerine ressamın kendi duygularının oluşturduğu bu akımın sadece isim babası değil Claude Monet, aynı zamanda kalbi ve ruhu. 19. yüzyıl Paris’nde sanatçıların yaşamında çalışmaya değil eğlenmeye daha çok yer ayrılıyordu. Tüm sanatçılar bohem yaşantıyı tercih ederken, empresyonistler çalışmayı tercih ettiler. En çalışkanları da Monet idi. Aslında sanatçıların ilgi ve para görmediği bu dönemde çalışmak hem de çok çalışmak herkesin harcı değildi. Ünlü empresyonist Renoir tüm arkadaşlarının duygularını şu sözlerle dile getiriyor: “Sevgili Monet’miz olmasa, bize cesaret vermese, hepimiz vazgeçerdik.”

Kendi deyimi ile bir köle gibi çalışan Monet’nin günde 10-15 tuval tamamladığı oluyordu. Empresyonizmin bu en verimli ressamı ışığa olan tutkusu ile tek bir konuyu bile defalarca işliyor, ışığın en iyi yansıdığı görüntüyü vermeye çalışıyordu. Paris’te yaşadığı günlere bir çok tablosunu Seine nehri üzerinde bir tekne evde yapmıştı. Kentin köprülerinin sudaki yansımalarını suyun içinden en iyi biçimde izleyebileceğini düşündüğü için bu tekne eve yerleşmişti.

Sanat tarihinin en sistemli çalışması olarak bilinen “Katedraller” dizisi için iki yıl çalışan Monet, hayranı olduğu Rouen katedralinin günün çeşitli saatlerinde, farklı ışık yansımalarında, günde 15′e varan tablosunu yaparken, geceleri kabuslar gördüğünü, rengarenk katedrallerin üzerine yıkıldığını anlatıyordu dostlarına. Kendisini bu derece yoran çalışma sistemini, Giverny’deki evinin “Su Bahçesi”nde nilüferleri tuvale aktarırken de tekrarladı. Resim sanatına olan tutkusu ve büyük katkıları, uzun ve mutlu yaşantısı, ışığı tuvale aktarmadaki büyük yeteneği ile dünyada derin bir iz bırakan Claude Monet, resim yapmanın insanı hem çok mutlu hem de çok zengin edebileceğinin en etkileyici örneği.”

Sevdiğim, hayran olduğum yazarların, düşünürlerin, ressamların,sanatçıların  hayat hikayelerini okumak beni hep çok etkilemiştir. Monet’in hayatı da bunlardan biri, belki bir gün daha uzun uzun paylaşırım.

Berlin, Berlin

Seyahat etmeyi sevmeyen yoktur herhalde, ben de çok sevenlerdenim. Özellikle de yeni yıla girerken ve doğum günümde seyahat etmek, en çok hoşlandıklarım.

fotograf (113)

fotograf (120)Bu sene de yeni yıla girerken, çok güzel bir organizasyonla Berlin’e gitme şansım oldu.Hem de çok spontane, gidelim mi? gidelim diyerek, sonuçta yeni yılı karşılama kutlamalarına Berlin seyahati de eklenmiş oldu.

Berlin’i görmek isteyen sekiz arkadaş bir araya geldik, ve kendimize yeni yıl hediyesi seyahat düzenledik. Herkes bir ucundan tuttu, organizasyon yapıldı,  gidilecek yerler listesi çıkarıldı. Hafta sonu tatili eklendi, işler, çocuklar, eşler ayarlandı, ve yola çıkıldı. THY ile harika bir uçuş oldu diyorum, teşekkür ediyorum. Doğum günü uçuş gününe denk gelen arkadaşımız için hepimize şampanya ve pasta ile sürpriz kutlama yapıldı. fotograf (115)Çok güzel bir hoşluktu. Berlin’e indiğimizde hava kararmak üzere idi. Havalanından otelimize giderken Işıklar içinde caddelerden geçmek bizi çok heyecanlandırdı.Otelde hiç vakit kaybetmeden; kendimizi çok güzel süslenmiş caddelerde bulduk.Hem şık caddeler, mağazalar, hem çok sık,özellikle  tarihi yapıların içindeki , meydanlara kurulmuş  noel pazarlarıyla Berlin hepimizi muhteşem bir şölendeymişiz hissine soktu.Gezinin favori içkisi şampanya oldu,uçakta başlayan şampanya ikramları, dolaştığımız mağazalarda da devam etti. Bizler de  böyle bir başlangıçtan sonra  yeni yıl öncesi bu çok özel tatil de    kendimizi şampanya ile  şımartmaya devam eder olduk.Çok soğuktu, hatta acıtan bir soğuk vardı, ama bir o kadar da güzel ve cezbedici olduğu için hiç aldırmadan sokaklarda caddelerdeydik.Acıktığımızda yine ışıl ışıl süslenmiş restorantlarda yemek yedik, kahve içtik, şampanyalar açtık.Herkes kendini günün, şehrin güzelliğine bıraktı. Harika bir uyum vardı.fotograf (124)Elimizde oldukça uzun en iyi restorantlar listesi vardı, gezdiğimiz her yerde de de çok şık yerler, bizi kendine çekti. Kimi zaman rezarvasyonla kimi zaman spontone çok değişik lezzetler tatdık. Çok farklı mekanlara mutfaklara gittik.fotograf (125) Sonra sıcacık odalarımıza otelimize döndük. Bir sonraki günün programı ile deliksiz, telaşsız  uyuduk.Gönlümüzce, harika bir Berlin seyahatinin ardından yediklerimizi gezdiklerimizi yazmak  da bana düştü, keyifle paylaşıyorum. Avrupa’nın şık, tarihi dokusu ile yoğun, düzenli, farklı  alternatifleri ile cezbedici şehri  Berlin ile ilgili çok daha detaylı bilgiler içeren, çok güzel bir başka blog yazısını da sizlere öneriyorum.  Tıklayarak girebilirsiniz. Orada anlatılanların dışındakiler ise;  aşağıda benim anlatımım ve fotoğraflarla  devam ediyor.

fotograf (122)Berlin Noel pazarlarını görmek için en güzel şehirlerden biri, çok sıklıkta çok güzel pazarlar kurulmuş. Yılbaşı süsleri, hediyelikleri, yiyecekleri,şehre, ülkeye özgün lezzetler, hediyelikler, çok hoş sunumlarla bu pazarlardaydı.Pazarları dolaşırken sosisli sandiviçleri, sıcak şarapları, kavrulmuş karamelize bademleri,noele özel kekleri, kurabiyeleri,  daha nice özel lezzetleri  tatmak da ayrı keyifti.Noel süslemeleri, hediyelik eşyalar da çok çeşitli ve güzeldiler.

fotograf (123)Yemek seçimimiz de çeşitli alternatifleri denerken Alman mutfağının güzel restorantları da uğradığımız ve çok beğendiğimiz mekanlar oldu.Bunlardan ilk gece spontane gittiğimiz Augustiner sıcak atmosferi biraları, özgün dekorasyonu ve servisi ve yemekleriyle çok beğendik.Spontane diyorum,çünkü  elimizdeki listelerdeki restorantlar önceden rezervasyon yapmadan yer bulmak mümkün olmadı.

fotograf (126)10Rezervasyon yapıp gittiğimiz yerlerden Gendarmerie restaurant da çok çekici,  keyifli, bize servis yapan şefin çılgınlıkları ile , ortamın ihtişamlı güzelliğiyle, muhteşem duvar panosu ile  hepimizin güzel anılarla hatırlayacağı  bir mekan oldu.fotograf (114)fotograf (117)fotograf (128)fotograf (118)fotograf (139)Şehri iki gün boyunca baştan sona gezdik,hatta şehir dışına Postdam‘a bile gidebildik. Ama yetmedi, müzeler için ayrı zamana ihtiyaç var, biz genelde şehri  dıştan  tarihi dokusu ve ışıltılı güzellikleri ile keşfettik.Bol bol da restaurant, kafeleri ve özellikle Noel pazarları ile…Orangerie-Schloss fotograf (135)fotograf (140)Reinhard’s ve Dressler restoranları çok  beğendikRestaurant-Berlin-ca367951487348_684654374900627_806102788_nDeğişik lezzetleri tattığımız, sunumlarına hayran olduğumuz,şık, ışıl, ışıl  güzel restorantlar kadar özel olarak davet edildiğimiz,  Kaplan dönerde yediğimiz döner dürüm ve pideler hiç unutulmayacak lezzetteydi.
fotograf (130)

Checkpoint Charlie ve Berlin Duvarı, öncelikle görmeyi planladığımız yerlerdi.  Ku’damm da, KaDeWe de Friedrichstrasse‘de alışverişler, kahve molaları da seyahatin güzel anları oldu.Sanat,tarih, alışveriş, kültür, gece hayatı, tasarım, bira hepsinin en iyisi olan Berlin çok güzel bir Avrupa şehri.

Berlin_Friedrichstrasse_evening_detail3

fotograf (142)

fotograf (119)fotograf (116)fotograf (137)Biz noelde Berlin’i çok sevdik, ama üç günde gezip  bitirmek mümkün değil.Berlin’de yaşayanlar yazın da çok güzel olduğunu söylüyorlar.Gezilecek yerlerin detaylarını tıklayarak diğer blogda bulabilirsiniz diyerek yazımı bitiriyorum. Bu gezide Berlin’de bizleri hiç bırakmayan, sınırsız misafirperverlikleri ile ağarlayan  sevgili dostlarımız, Aynur, Canan Gerner, Bülent Toprak ve Birol Kaplan’a da sonsuz teşekkürler ediyorum.Yeni seyahatlerde görüşmek dileğiyle…