Başarısız Olmak Faydalıdır

Bu sene Kagider olarak  farklı bir proje çalışması içindeyiz. Başarılı olmanın sebeplerini başka bir pencereden aktarmaya çalışacağız.
İş hayatında karşılaşılan zorlukların başarısızlıkların, kazandırdığı deneyimlerin, tecrübelerin, çözüm önerilerinin,çeşitli yollarla, farklı platformlarda, paylaşılarak gençlere, yeni girişimcilere, örnek olmasını, fayda yaratmasını istiyoruz.
Konuyla ilgili çalışmalar yaparken İshak Alaton’da Genç Kagider buluşmasında aynı konuya değindi ve Hayatta Karşılaştığım Başarısızlıklar‘ı bir kitap da toplamak ve yayınlamak istiyorum, dedi.Lüzumlu Adam kitabında da 11.Bölümde bu konuyu işlemiş.“Başarısız Olmak Faydalıdır”.adlı bölümde İshak Alaton nasıl anlatmış, aşağıda paylaştım.

“Hata yapmak insanlara, tekrar etmek aptallara mahsustur.”                                                “Seni öldürmeyen yaralar,seni daha kuvvetli kılar.”

“Başarılarla ve başarısızlıklarla ilgili kendime göre felsefi görüşlerimi kağıda dökmeyi faydalı bulurum.Bir kitapçı dükkanına gidin; yüzlerce irili ufaklı, başarı öyküleri kitapları bulursunuz.
Peki başarısızlık kitapları diye sorun… Reyonu yoktur da,bu yol da yazılmış kitap var mı, ben bilmiyorum. Yani, başarısızlıkların anlatıldığı bir kitabın satmayacağı önyargısı bütün ülkelerin insanları arasında yaygın bir inançtır diyorum.
Başarı öykülerini okumak insana biraz mutluluk, biraz da “ben de başaracağım”heyacanı verir.Ancak insana fazla birşey öğretmez.
Bir yerde, vakit kaybıdır derim bu başarı öyküleri.Bence esas faydalı olan yön, başkalarının başarısızlıklarını, sağlıklı tahlil edip,aynı hataları yapmamanın yollarını bulmaktır. Bildiğiniz gibi,”Bir musibet bin nasihatten iyidir,” derdi atalarımız.Yani, insanın kendi hataları insana önemli ders olur ve biraz akıllı insan, aynı hatayı iki defa yapmaz. Başka bir deyişle, insan kendi hataları yoluyla akil olma yolunda ilerler.
Ne çare ki, insanın verimli ömür uzunluğu ona akil olma yolunu çok kısa tutar. Zira yirmili yaşlar tecrübe fakiridir.Otuzlu – kırklı yaşlar öğrenme ve hata yapma yılları….Ellili – altmışlı yaşlar, kamil ve verimli yaşlar iken , pat diye emekli olma yaşı gelmiş olur.Netice olarak, insanın sadece kendi hatalarından ders alarak kamil olma ihtimali bence çok kısıtlıdır.
Siz siz olun, beni dinleyin….
Etrafınızda, hata yapanları yakından izleyin. Onların hatalarından ders çıkarın.
Ben ahdettim…
Ömrüm vefa ederse, kendi yaptığım hataları tek tek kaleme alıp  Başarısızlık Öykülerim’i yayınlayacağım. Şimdilik hataları arka arkaya yapmakla meşgulüm.”

İshak Bey’in yapmak istediğini biz de farklı hikayelerle anlatmak, anlatılanları, yazmak biraraya getirmek ve paylaşmak istiyoruz. Aslında tüm başarı hikayelerin de  zorluklar çözümleri ya da kazandırdıkları var. Ama özellikle dikkatleri başarısızlıklardan alınacak derslere çekerek daha  etkili olunacağı da kesin. Hikayelerin başarı kısımları mutluluk ve heyacan verdiği gibi, zorlukların aşılması kısmı da tecrübe kazandıracak.Yeni hikayelerde, yeni heyacanlar, farklı tecrübeler,  şaşırtacak kararlar, deneyimler bulacağınızdan  eminim.                                    Körfez krizi sırasında çok ünlü bir otel zinciri için havlular yapmıştım. Teslim zamanı geldiğinde malı almadılar, ve bu first major bir durum alamayız dediler. Onlar için, onların logosu ile yapılmış tonlarla havlu elimde kaldı. Çaresiz olduğum o günlerde çok sevdiğim bir arkadaşım her gün ne oldu, ne yaptın , ne yapacaksın diye beni arıyordu. Bir sabah uyandığımda gazete de Özer Çiller‘in bir yazısını okudum. Özer Çiller, özellikle orta ölçekli şirketlerin, yaşadıkları krizler sayesinde, daha sağlıklı büyüyeceklerini söylüyordu. Ben de yazıyı okur okumaz, bezgin ve umutsuz ruh halimden çıkıp,” bu benim şansım, çok mutluyum” dedim.Son derece neşeli işe gittim. Sonra her gün arayıp halimi soran arkadaşıma da aynı neşeli mutlu sesimle bu krizin benim için iyi bir avantaj ve şans olduğunu o kadar inandırıcı anlatmışım ki,  arkadaşım panikle” peki ben kriz de değilim, ben nasıl büyüyeceğim”  demesini hiç unutamam.                                                                       Yeni çarpıcı girişimcilik hikayelerin de buluşmak dileğiyle, sevgiler, sevgiler

15.11.2012. 18.59 Not.Sevgili arkadaşım Münteha yukarıdaki yazımı okuyunca merak etmiş, bana sordu. Tonlarla logolu havlular ne oldu diye.Evet, almaları gereken tarihte almadılar,ödemelerini yapmadılar, o günlerde beni zora soktular.Büyük rakamlar olduğu için kredi almam gerekti, en önemlisi o günler de ki ödemelerim için sıkıntı yarattı. Ortalık biraz durulunca parti, parti aldılar ve ödediler.Şems’in dediği gibi hayatımızın efendisi değiliz, ama çözümsüz de değiliz.Yakın arkadaşımın ben krizde değilim, ben büyüyemiyeceğim mi?, telaşı da o kadar yürekten ve samimi idi ki, onun da  iş hayatı, zaman zaman zorluklar da yaşasa, hep sonunda  başarı ile  devam etti.

Benim Girişimcilik Hikayem

Girişimcilik hikayemi merak edenler, özellikle de gençler için ben de yazmaya çalıştım. Aslında kısa bir özet yapıp, daha önce Aylin Löle’nin yazdığı hikayemi paylaştım.

Benim için iş kurma fikri lise çağlarında oluşmuştu.Hem de çabuk okuyup işimi kurayım diye birinci sınıftayken, müdürümüzle konuşup dışarıdan imtihanlara girenler gibi bende lise bitirme sınavlarına girmeyi teklif etmiştim.Belli bir yaşın üstünde olmak gerekiyormuş kabul etmediler.Sonra lise ikinci sınıfta ilk kez çalışıp, bir uluslararası turizm kongresinde staff olmuştum.

İlk işim,1970 de, Skal Turizm Kongresinde, AKM de Opera’da İnci Pirinçcioğlu, Günseli Başar ve dünyanın her tarafından katılan turizmcilerle  ile 

Acele et, ve güçlü ol.Bu komutlar, beni her zaman  yönlendiren hayatımı organize eden güçler oldu. Lise sonda evlenme kararı aldım.Onun için üniversite tercihim, o yıllarda devam mecburiyeti olmayan Marmara  Üniversitesi İşetme Bölümü oldu. Okulum o dönemde,Şişli’de daha önce özel okul olan Şişli İktisat binasındaydı. Yani evime yürüyüş mesafesinde.Okulun birinci yılında evlendim.Hiç kimsenin inanamamasına rağmen ben okulumu herkesle aynı yıllarda, aksatmadan bitirdim.Üçüncü sınıfta da kızım dünyaya geldi.Hepsi bir arada sıkıntısız, haloldu. Hep kendi işimi kurmayı hedeflerken, kocamı çalışmam fikrine  ikna edebilmem için önce bankada çalışmaya başladım.O dönemde kadınlara en uygun  gözüken kurumsal iş banka idi. On beş ay çalıştıktan sonra, istifa ettim ve  hocam Öztin Akgüç‘ün mali müşavirlik ofisinde staj yapmaya başladım. Amacım ben de hocam gibi Mali Danışmanlık Ofisi sahibi olmaktı.

Ama orada iş hayatımın önemli  bölümünü oluşturan iş ve ortaklık  teklifini aldım. 1980 de kurduğumuz, şirketle 2000 li yılların başına kadar ev ve otel tekstili yaptım. İnişli çıkışlı, bazen çok zor, mücadelelerle dolu,bazen çok keyifli bir işim oldu.Havlu çarşaf imal ettim,tüm otellere marketlere, toptancılara sattım.Yurt dışında fuarlara katıldım. Club Med’ler Sheraton’lar Etap’larla başlayan çalışmalarım, sonra Türkiye genelinde bütün otel tatil köyleriyle çalışır hale geldim. Printemp,Carrefour, Metro gibi zincirlerin hep ilk açılış dönemlerinden itibaren ev tekstili üreticileri oldum. Migroslar, Çarşı’lar (Boyner) YKM’ ler, toptancılar ve diğer ev tekstili satanlar  hep müşterim oldular. Türkiye’de kabak lifinden sabunlukları yapan ilk  firma oldum.Kabak liflerini, Alanya’da hem yetiştirdim, hem sabunluk haline getirip sattım.Tüm bu dönemle ilgili anılarımı Aylin Löle‘nin kitabında çıkan anlatımıyla aşağıda ekledim.2000 li yılların başında, ev tekstilin de tüm dünyada uzak doğunun etkisiyle kriz yaşanır olunca, ben de imalatı zora düşmeden bırakma kararı aldım. 2000-2005 yılları arasında ev tekstili imalatını durdurup,eşim ve çok sevdiğimiz ortağımız ile Fransa’dan  kumaş mümessillikleri ve tekstilde b2b portalı ile devam ettik. O ara 2003 de Kagider üyesi oldum.

Kagiderde kurduğum çok güzel ilişkilerde iki Kagiderli arkadaşımla yeni bir iş kurduk. İlk işimin amacı para kazanarak güçlü ve özgür olmaktı. Yeni kurduğumuz iş de ise, para kazanmak ama keyifle, şartıyla başladık .Bunu da hep birinci ilke olarak sürdürdük.O güne kadar hep yatırım amacı olarak hayatımın önemli bir yerini işgal eden Gayrimenkul,iş konumuz oldu.

Mimar olan ve bu konuda senelerini vermiş, Proje ve İnşaat şirketi olan ortağımızla Gayrimenkul Proje Geliştirme, Satma, Kiralama şirketi kurduk.Üçümüz için yepyeni heyacan veren keyif veren bir iş oldu.Sektörde çok farklı ve yepyeni bir sistemle başladık. Başarılı olduk. Kurumsal olmak, Kalteli olmak,Çevreci olmak,İlk leri başlatmak için çok emek verdik.

Gayrimenkul Konsept’de Kagiderli iki ortağım Nuran Evrensel, Ayşe Köroğlu ve ekip bir aradayız.

İso ve EFQM   Kalite Belgeleri aldık. Sosyal Medyayı başarılı kullandık. Ses getiren, başarılı projeler başlattık, teslim ettik. Altıncı yılın sonunda üç ortak gelecek günlerde,şirket için,  gereken vakti hep birlikte, ayıramıyacağımızı anlayarak, yeni iş almadan, sonlandırma kararı aldık. Elimizdeki projelerle ilgili çalışmalarımız da devam ediyor.                                              Bu önemli karardan sonraki günlerde spontane gelişen, Quantum Koçu Aynur Tümen ile  bir araya gelmem, benim içimdeki gizli bir isteği hayata geçirdi, ve yazmaya başladım. O günden beri de blogumda girişimcilik hikayeleri,haberleri yazıyorum. Ayrıca bana mutluluk veren olayları duyguları paylaşıyorum.Yeşil Kagiderli olarak çevre dostu farkındalık sürecimi paylaşıyorum.Yine çok çalışıyorum. araştırıyorum, izliyorum, seyrediyorum, geziyorum, takip ediyorum, fotoğraflıyorum ve anlatmaya çalışıyorum.Bu dönemimdeki çalışmalarım sadece keyif aldığım işler, zorlamadan, gönülden,gönlümün sesini dinleyerek yaptığım işler. 2013 de hem yaz-gi için hem yeni oluşturmayı düşündüğüm fotoğraf blogum için beni çok heyacanlandıran  projelerim var.                                                                                  Gayrimenkulleri yatırım amacı olarak değerlendirirken, nasıl bir strateji geliştirmeliyiz, konusunda hem kendimin ve ailemin hem  sevdiklerimizin, keyifle çalışabileceğimiz dostlarımızın gayrimenkullerinin doğru değerlendirilmesi, gayrimenkul yatırım stratejilerinin oluşması için çalışmalarımız,Gayrimenkul Yatırım Stratejileri olarak   devam ediyor.

Aşağıda Aylin Löle’nin İŞ’te Kadının Gücü kitabında anlattığı ilk dönem girişimcilik hikayemi onun anlatımıyla paylaşıyorum.Kitapta kuruluş yıllarında karşılaştığım zorluklar için,Aylin Löle “Case Study” diyor.Şimdi düşündüğümde ben bile şaşırıyorum. Evet istediğim buydu.Kendi işim olsun istemiştim,  büyük mücadeleler vermiştim.Üretmek, çalışmak beni hep çok mutlu etti.Çok zor günlerim de oldu ama hiç pişmanlık duymadım. Yeni girişimci adaylarının, en çok sorduğu sermaye nereden bulacağız konusu ise benim hiç bir zaman problemim olmadı. Sermaye için, bir yere girer çalışırsın kazandığınla da iş kurarsın, ne kadar paran varsa da o kadar sermayeli bir iş kurarsın, gerisini kazanır, işi döndürürsün diye hep başladım, ve başardım.  Benim için,istemek, kararlı olmak, azmetmek, çok çalışmak,her zaman etik,dürüst,yenilikçi,takipçi, işine, çalışanına, müşterisine,paydaşlarına, rakiplerine  saygı ve sevgi dolu olmak başarıyı olmazsa olmaz yapan temel kurallar.                                                                                                                   İş’te Kadının Gücü  / Aylin Löle                                                                                                    Varuy’u farklı kılan, ‘sıfırdan’  başlama azmi…Yaşadığı krizler karşısında pes etmiyor, ‘kaderine küsmüyor’  ve daha da önemlisi yoluna devam ediyor…Ta ki başarana dek…Varuy’un girişimcilik hikayesinin satır aralarında ise bir girişmciye en çok gerekli olan kriz yönetiminin ipuçları gizli…Onun girişimcilik hayatı boyunca yaşadığı deneyimler, adeta ‘case study’ niteliğinde….Girişimciliğin sırrı belki burada…Her şeye rağmen ayakta kalabilmekte…Direnip, yeniden başlamakta…!

“Hayatımda iş önemli oldu ama,hiçbir zaman sadece iş  olmadı, ailem, kendim de çok önemliydim.Bu dengeyi de  kurdum.Hep iyi bir anne, iyi bir evlat, iyi bir eş, ve kendinle barışık, hobilerine, seyahatlere, konserlere,spora vakit ayıran bir programla yaşadım. Nasıl yaptın derseniz, zamanı programlıyarak. Yapamadığım dönemlerde, yaşadığım oldu,negatif etkilerini farkettiğimde hemen gerekeni yaptım.  Tercihim sadece işin kölesi olmamaktı. Bunu da yaptım.”
Okumaya devam et

Çok Hoş Bir Film Gibi…

 Orkide’yi gördüğümde içim ısındı, çok sevdim, hikayesini dinlediğimde de onun heyacanını yaşadım. Serüven  tutkusunu cesaretini çok benimsedim, ben de o yaşlarda  benzer şeyler yapmak isterdim,ama bambaşka yollara gittim. 0nu dinlerken, kendimi çok hoş bir film seyrediyormuş gibi hissettim. Sonra karşılaşmalarımız da ondan da çok güzel  ve sıcak tepkiler aldım. Zaman için de daha çok birlikte olma, projelerde beraber çalışma, seyahatler edebilme şansımız olursa çok sevineceğim. Sevgili Orkide yeni Kagider üyesi ama Genç Kagider çalışmaları ile bize hemen aktif katıldı.Hikayesini yazdı yolladı, ben de keyifle paylaşırken, bu heyacanlı, serüven dolu hikayeye, onun rengarenk resimlerini ekledim.

“Haşarı Bir Kız Çocuğunun “Büyüme” Öyküsü”                                                                         Benim hikayem, ailenin en yaramaz ve haşarı çocuğunun zaman içinde kendini ve dünyayı keşfetmesi,  sorumluluk almayı öğrenmesi ve başarılı bir iş kadına dönüşme hikayesi. Etrafıyla çok ilgili biri olarak gezmeyi, sinemaya gitmeyi, eğlenmeyi ve sosyal yaşamı çocukluğumdan beri çok severim. Yaşam enerjimi, beni iş hayatında da başarıyairi taşıyan parlak fikirleri buralardan alıyorum. Bana göre kendini tamamlamış ve kendiyle barışık ve mutlu biri iş hayatında da başarılı olacaktır. Bu kadar sosyal biri olmamla birlikte iş hayatımda yakaladığım başarı, tüm Gökhan Ailesi için de sürpriz oldu diyebilirim. Benim iş hayatında bu kadar azimli olabilmeme hem seviniyor hem de bu durumu hayretle karşılıyorlar. 

Orkide, herşeyi Mehveş ve Coffe ile

Çocukluktan büyümeye doğru geçişimdeki kırılma noktası sanırım Anadolu Lisesi’ni bitirip üniversiteye girince oldu; kendime farklı bir kariyer hikayesi çizmem gerektiğine o zaman karar verdim. Sorumluluk almak ve başarmak istiyordum. Şöyle bir geriye baktığımda, öncelikle İzmir Bornova Anadolu Lisesi’nin hayatımın akışında önemli bir rolü olduğunu belirtmek isterim. Anadolu Lisesi’nde Almanca ve İngilizce öğrendikten sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Turizm Bölümü’nü bitirdim. Yaklaşık 4 sene kadar bu alanda çalıştım. Sırasıyla ön büro elemanı, rezervasyon sorumlusu, sonrasında rezervasyon şefliği gibi görevler üstlendim. 4 senenin sonunda kendime hayatımın o döneminde ne yapmak istediğimi sorduğumda, yabancı dil öğrenmeye devam etme arzusunda olduğumu anladım; daha fazla eğitim görüp, daha farklı kültürler tanımalıydım.

O dönemde Almanca ve İngilizce bildiğimi düşünerek yeni bir dil öğrenmem gerektiğine karar verdim ve Fransızca üzerine araştırmalar yaptım. Tabii ilk akla gelen üniversite olan Sorbonne’u ben de çok istiyordum. Ancak okula kabul edilmek için Fransızca bilmek şart olduğundan, ilk etapta Paris’te Belitz özel dil kursunda yaklaşık 3 aylık bir dil eğitimi aldım. Öğretmenimle birebir tek kişiydim ve çok çalışıp Fransızcamı hızla geliştirdim. Sonrasında Sorbonne beni bu kadar kısa sürede Fransızca’yı konuşabildiğim için almaya karar verdi. Sorbonne’da da Fransız dili ve edebiyatı üzerine okudum. Ancak üniversitenin son yarım dönemini annemin geçirdiği bir rahatsızlık nedeniyle tamamlayamadan Türkiye’ye geri dönmek zorunda kaldım. O son dönemi de yakın zamanda bitirip diplomamı almayı istiyorum. Bunun yanında kısa bir dönem Los Angeles’taki UCLA’da yazın İngilizce’mi geliştirmek üzere 3 aylık kısa süreli bir eğitimim de oldu.

Kararlılık, Azim ve Cesaret: Yeni Bir Hayatın Anahtarları

Esasında Fransa’ya gidişim oldukça ilginç bir öyküdür. Galiba biraz da yaşama verdiğim değer ve yaşamdan ne beklediğimle ilgili. Ortaokul-lise döneminde ağabeyim İzmir Saint Josef’te okurken onun Fransızca konuşmasına hayran kalmıştım ve ben de Saint Josef’e girebilmeyi çok istemiştim. Ancak benim dönemimde kız öğrenciler maalesef okula alınmıyordu. Bu nedenle ben de tercihimi Anadolu Lisesi’nden yana kullanmıştım. Almanca ve İngilizce öğrenince aileler çocuklarının öğrendikleri diller üzerine yurtdışında eğitim yapmaları gerektiğini düşünüyorlar. Ama ben Fransızcamı geliştirmek istediğim için biz de bu konudaki ikna süreci oldukça zor, hatta biraz da emrivaki oldu denebilir. Sonuçta, ailem bunu ne kadar çok istediğimi görünce yapacak bir şey kalmadı; tüm okul işlemlerimi hallettim, hatta bir de yanında kalacak arkadaş buldum kendime. Bütün plan bunun üzerine olduğu için son hafta yanında kalmayı planladığım Fransız arkadaşımdan gelen ve odasını başkasına kiraladığını belirten mektubu ailemle paylaşmadan uçağa binip doğru Paris’in yolunu tuttum. Şimdi 22 yaşında gösterdiğim bu cesareti düşünüyorum da kendime inanamıyorum. Bir kelime Fransızca bilmeden başlayan filmlerdeki gibi bir hayat.

Orkide ile Gliss Otel Bodrum davetinde birlikteydik. Bu çok güzel mavi elbise ile tüm güzel ve renkli kadının arasında bile hemen farkedilen oldu.

İlk gece otelde kaldıktan sonra, okumayı planladığım Belitz’e kalacak yer sordum. Yerleri olmadığını öğrendiğimde ise Aliance Française’ın kapısını çaldım. Tabii Alliance Française doğal olarak kendisinde okumam konusunda ısrar etti; fakat ben ne yapıp edip onlara bağlı ailelerden birinde kalmayı başardım. Sonra orayı da beğenmeyip iki hafta kedi bakıcılığı yaptım. Sonunda hâlâ kız kardeşim gibi olan Violette Duclos ile tanışıp kalacak bir yer buldum kendime. Bu arada ailemi ise hiçbir sıkıntım olduğunu söylemeden, gayet keyifli bir eğitim aldığıma ikna ettim.

Paris benim için çok anlamlıdır… Hayatta tamamen yalnız başıma ayakta kalmayı, para kazanmak için nasıl çalışılması gerektiğini ve gerçek arkadaşlığın ne olduğunu hep orada öğrendim. Bence çok keyifli bir tecrübe oldu. Aileme Paris’teki ilk dönemlerinde yaşadıklarımı geçen sene anlattım. Annem ve babam şu an 76 ve 77 yaşındalar. Ben bunları anlatınca tabii ki hayatlarındaki en büyük şoku yaşadılar.

Dünyanın Her Yerinden Dostlar

Yurtdışında yaşarken, ben her zaman çok dışa dönük ve sosyal bir insan olmuşumdur. Herkesle o kadar barışıktım ki, yolda yürürken yüzümde bir gülümsemeyle dolaşırdım. Sanırım o yüzden, birçok ülkeden arkadaşım oldu. Fransa’da yaşarken doğal olarak Fransızlar başta olmak üzere Brezilyalı, İngiliz, İtalyan ve İspanyol arkadaşlar edindim. Yurtdışında eğitim görmek farklı kültürleri tanımak, kısacası bir “dünya insanı” olmak adına bana çok şey kattı.

Yurtdışında aldığınız eğitimin bugünkü iş yaşamınıza ve kişiliğime çok şey kazandırdığını düşünüyorum. Yukarıda da belirttiğim gibi, hayata bakış felsefem farklı. İş hayatında doğal olarak önümüzdeki dönemi planlamayı, öngörülerimi daha net bir şekilde koymayı başarırken, özel hayatımda da hayatı en güzel şekilde yaşamanın, her günün yeni bir başlangıç olduğunun inancıyla yaşıyorum. Sanırım üzerimdeki en büyük etkisi bu.

Paris, İzmir, İstanbul Hattı

Türkiye’ye döndükten sonra, 4 yıllık Paris yaşantısı sonrası İzmir’e adapte olmak başlarda zor gelse de halkla ilişkiler alanındaki çalışmalarıma devam ettim. Sonrasında bir gün İstanbul’a kardeşimi ziyarete geldim ve geliş o geliş.

İlk etapta medya sektöründe işe başladım, o dönemin en ünlü anchormanlerinden birinin yardımcılığını yaptım. Bana o işin çok şey kattığına inanıyorum. Çok zordu ama çok eğiticiydi. İşim, o kişinin röportajlarını ayarlamak, haberlerini diğer haber programlarıyla karşılaştırmak,  raporlamak, katılacağı kokteylleri ayarlamak gibi çok iyi organize olmayı gerektiren çalışmaları gerektiriyordu.

Gazetecilik yapmak yerine, onlarla birlikte çalışmak bana daha ilgi çekici geldi. Ama öncesinde reklam sektöründe biraz çalışmak istedim ve 1 yıl kadar below-the-line işler yapan bir ajansta yöneticilik yaptım. Danışmanlık verdiğim firmaların hepsi Bluechip olarak adlandırabileceğimiz firmalardı. Yabancılarla çalışmak iş disiplini açısından çok önemli. Hızlı, çevik ve verimli çalışmayı öğreniyorsunuz. Ardından o dönemin iki büyük halkla ilişkiler ajansında çalıştıktan sonra kendi işimi kurdum.

Kendi İşinin Patronu

8 senenin sonunda artık kendi işimi kurmaya karar verdiğimde, etrafımda yardım alabileceğim kimse yoktu, bürokrat bir aileden gelince ailenizin sizi desteklemesi zor. Ama kafanıza koyarsanız yapamayacağınız hiçbir şey yok. O dönem param sınırlı ve hatta çok azdı diyebilirim. Tek sermayem, aklım ve benimle çalışmak isteyen müşterilerimdi. 20 metrekarelik bir oda içinde şirketimi kurdum; ama hayalim hep büyük oldu. Beş müşteriyle başladığım 2004 yılı Temmuz ayında, bugün 32 kişilik ekipten oluşan 50 müşterilik bir şirkete dönüştük. Bu süreçte şirketimin herhangi bir yatırım almadığını ve bugünlere kendi çabalarımızla ve çok çalışarak geldiğini de belirtmek istiyorum.

Tüm iş yaşamım boyunca dikkat ettiğim bazı noktalar, bugün artık iş felsefem haline geldi. Hem iş hem özel hayatımda yakaladığım başarı ve mutluluğu bunlara borçlu olduğuna inanıyorum. Ben bunlara kısaca “7 Yol” adını veriyorum:

  1. Etik değerler
  2. Dikkat
  3. Hız
  4. Verimli düşünce                                                                             
  5. Aile ol
  6. Saygı
  7. Sevgi                                                                                                                                      Orkide Gökhan / Contactplus Ajans Başkanı

İş Fikri de Enerjisi de Müthiş

Gonca Ergün’u bu sene başında Kagider Oryantasyon toplantısında tanıdım.Kendisini tanıtmaya başladığında, henüz yirmili yaşlarda olduğunu keşfettik. Kagider’in en genç üyesi ünvanı halen kendisinde.Yaşı genç ama başarısı büyük, hikayesini dinlerken çok etkilendim. O gün salonda ki herkes  çok etkilendi. Enerjisi, hemen farkediliyordu.Hikayesini anlatırken tekrar aynı çoşkuyu, heyacanı hissetti, herkese de hissettirdi.Çok genç, çok kararlı, iş fikri müthiş, sonuç da harika.Gonca hikayesini çok da güzel yazdı. Özellikle gençler için süper bir örnek. Aramıza Gonca’lar katıldıkça bizde kendimizi çok daha iyi, yeniden donatılmış enerji doldurulmuş gibi güçlü hissediyoruz.Gonca 2001 yılında sekreter olarak başladığı iş hayatına, 2009 yılında 25 kişilik ekiple kendi şirketini kuruyor. Bugün 120 kişilik ekiple çalışan çağrı merkezi var. Çok büyük kurumların alacaklarını tahsil ediyor. Müthiş bir iş fikrini, enerjisi ve kararlılığı ile nasıl hayata geçirdiğini aşağıda kendi anlatımıyla paylaştım.

“29 yıl önce belediyede matbaa sorumlusu babamın ve ev hanımı olan annemin kızı olarak hayata gözlerimi açtım. Orta halli bir ailenin ortanca çocuğu olmak bazen bir hayli zor olsa da, o yıllarımı düşündüğümde gerçekten hala gülümsüyorum. Benden 4 yaş büyük olan ablam ve 1 yaş küçük olan kardeşimin arasında kalmak ve genelde, annemin değimiyle, küçüksün küçüklüğünü bil, büyüksün büyüklüğünü bil (ki belki bunu sadece ben böyle hissediyorum) her şeyden ben sorumlu tutuluyordum. Bugün iyi ki bu böyleymiş diyorum çünkü sorun çözme alışkanlığımı çok genç yaşta bir hayli geliştirmiş oldum bu şekilde.

Girişimcilik hikâyemi girişimci olmak için başlatmadım ama ben hayatın bana sunduğu şansları biraz itinalı ve farklı bir bakış açısı ile girişimcilik adına geliştirdim.  Kısaca şöyle; 2001 yılında annemin bitmeyen ısrarı üzerine hiç istemediğim halde, bir hukuk bürosuna sekreter olarak başvurdum, o tarihte 18 yaşında liseden yeni mezun tecrübesiz bir kızdım. Hukuk bürosunda sekreter olarak başlamıştım ama dosyaları arşivlemek, icraya koşmak ve aslında kimsenin yapmak istemediği tüm şeyleri yapmak ile başladı serüvenim. Çok hırslanmıştım ve ne olursa olsun en iyisini yapacağım dedim. Bu özelliğimi çok şükür bugüne kadar korudum ve kaybetmeye de hiç niyetim yok.  Sekreter adı altında başladığım görevimde azmim dikkat çekti ve çok kısa sürede yükselerek büronun iş akışını yönetmekten sorumlu ilan edildim. Tabii ki her şeyi yapmış ve kendim ele almış olmamın çok büyük bir faydası vardı burada. Dosya arşivlemeyen birinden dosyanın nasıl arşivlenmesi konusunda bilgi alamazsınız veya icra dairesine hiç gitmemiş biri oradaki kuralları bilmez ama ben bunları önceden bizzat kendim yaptığım için bana olmuyor denmesini pek kabul etmezdim. Sorun değil sonuç odaklı bir operasyon kurmaya başladım. Hukuk bürosunda yapılan iş, banka alacaklarının icra yoluyla tahsil edilmesi işiydi ve iki patronum hariç sadece 4 kişiydik. Bankanın alacaklarının icra yoluyla tahsil edilmesi yolunda operasyonun yönetiminden belli bir tarihten sonra ben sorumluydum. Genç yaşım birçok kez hafife alındı ama ben bunu her zaman avantaj a çevirmeyi bildiğimi düşünüyorum. Bu bunu nerden bilir ne anlar gözleriyle bakan birçok kişi sonrasında şaşkın bakışlarla baktığında bir hayli haz alıyordum ve bu beni daha da ileriye götürdü. Borç tahsil etmek zor bir iş aslında ama işe nasıl baktığınız ile alakalı. Özetle; borçlular hakkında icra takibinin başlatılması, haciz yapılma kararının alınması, dava açılması için sürecin takibi gibi süreçleri kapsıyordu. Ancak bu süreci yönetirken çok hantal bir yapının içinde olduğumuzu fark ettim.

Gonca’nın Aykut Altındağ ile röportajında iş fikri ve işleyişi çok güzel anlatılmış. Okuyunca anlayacaksınız. Gonca henüz çok genç, daha yapacağı çok şey var.Sektöründe lider.

Yani bir borçlu için yapılan icra takip süreci öylesine uzun, masraflı ve acımasızcaydı ki çözüm üretmeye çalışıyordum. Aslında borçlu ile empati kurdum ve çözüm yolu olarak borçlular hakkında icra takibi yapıp alacağı tahsil etmek yerine telefonla arayarak borçlarını hatırlatmak istedim. Talep eden olmak yerine, çok daha pozitif olan yardımcı olmak konumunda daha başarılı olabileceğimizi düşündüm.  Patronum alanında uzman, konusuna son derece hakim ve 19 yaşında bir kızın lafıyla hareket edecek biri değildi. Kendisine borçluları telefonla arayarak süreci hızlandırmak istediğimi ilettiğimde reddedildim. Çünkü ben çok gençtim, tecrübesizdim, bir avukatın icra yoluyla yapamadığını ben telefonla nasıl yapabilirdim, tabii yapamazdım. Reddedilmek beni daha çok kamçıladı ve gizlice fikrimi hayata geçirdim. Hakkında icra takibi yaptığımız 100 borçlunun rastgele belirlediğim yarısını telefonla aradım ve borçlarını ödemeleri halinde haciz işlemi yapılmayacağını ve dosyalarının kapanabileceğini bildirdim. Sonuç inanılmazdı, aradığım kişilerin çok büyük bir bölümüne ulaştım ve borçlarını ödemelerini sağladım. Sonucu patronuma raporladığımda duruma inanamadı. Çünkü hakkında icra takibi başlatılmış olan 100 kişinin eline henüz ödeme emri bile geçmemişken, yaklaşık 24 kişi dosya borcunu birkaç gün içinde kapatmış, 10 larca kişide ödeme sözü vermişti. Sonuç başarılı olunca önerim kabul edildi ve bu çalışma için bir ekip kurma izni aldım. Sonuç öylesine başarılıydı ki banka bu başarıdan etkilenerek hukuk bürosuna çok fazla dosya göndermeye, bizde çok fazla tahsilat yapmaya, insanların haciz işlemiyle karşı karşıya kalmadan dosyalarını kapatmalarına vesile olmuştuk.

İş fikri ve onu hayata geçirecek kararlılık olunca, netice böyle başarılı şirketler.120 kişilik çalışanı ile Gonca işinde çok başarılı. Çalışanlarına sağladığı şartlarla onlarda çok memnun.Detaylar için www.rgn.com.tr ye de bakabilirsiniz.

Sürecin devamında başarılı bir şekilde çalışmaya devam ederken patronum olan avukatlardan biri vefat etti, bir diğeri ise bankada profesyonel hayatına devam etme kararı aldı. Bu durumda bana işsiz kalmak ve başarılı olan bu çalışmaya son vermek düşüyordu. Ama ben bu dönemde başka bir avukat ile görüştüm ve başarılı olan projemi kendisiyle devam etme kararı aldım. Başarıyla devam eden çalışma sonunda beraber çalıştığım avukat beni saf dışı edip, bu işi kendisi yönetmek istedi ve yine işsiz kalmak durumundaydım. Tabi vazgeçer miyim başka bir avukat buldum, kendisiyle anlaştım ve çalışmaya başladık. Başarı yine kaçınılmaz ve tabi ben artık kendi başıma bir şeyler yapmak zorunda kaldığımı iyice anlamaya başladım. Bu arada yıl 2009 oldu ve benim sadece telefon yoluyla tahsilat işi yapan 25 kişilik bir ekibim vardı. Bu aşamada girişimcilik adına en büyük adımımı atarak şirketimi RGN çağrı merkezini kurdum.

Gonca gençler için çok güzel bir örnek, iş fikrini hayata geçirirken, paraydı, sermayeydi, hiç sorun etmiyor .Zaten yaptığı işe girişimci olayım diye de başlamıyor.Tek başına başlıyor, deniyor, başarıyor, sonrası geliyor.

Şimdi 2012 yılındayız ve benim 120 kişilik bir ekibim var. Alanında lider olan şirketimde genel müdür olarak çalışmaya devam ediyorum. Türkiye nin en büyük bankalarına, telekomünikasyon şirketine ve kurumsal yapıda çalışan şirketlere hizmet veriyorum. Şirketim her geçen gün büyüyor ve çok daha fazla insana özellikle kadınlara istihdam sağlıyorum. Şirket yönetiminde adalet kavramına çok önem vermekle birlikte kadınlar yönünde pozitif ayrımcılık yaptığımı söyleyebilirim. Çünkü ben eğitimli ve çalışan, üreten kadınların olduğu bir toplumun her daim başarılı ve lider olacağına inanıyorum.

Gonca’cım seni tanıdığım an, iş fikrinden, mücadelenden, başarından, çok etkilendim, hayran oldum .Ayrıca bunları çok genç yaşta yapman da çok değerli,süper bir örneksin.Seni tanıdığım ve yazıp paylaşabildiğim, ayrıca Kagider’de  beraber çalıştığımız  için, çok mutluyum. Hep beraber güzel başarılarının takipçisi, gurur duyanları  ilk bizler olalım.

2011 Ağustos ayında Kagider e üyeliğim kabul edildi ve halen Kagider in en genç girişimci üyesi unvanımı koruyorum.  Kagider e üyeliğim bir yılını tamamladı, çok aktif olarak çalışmak istemekle birlikte rekabetin çok çetin olduğu sektörümde ayakta kalmaya hatta liderliği korumaya çalışıyorum ve çok istememe rağmen aktif olarak Kagider de yer alamıyorum. Yeteri kadar aktif olduğumu hissetmesem de çeşitli organizasyonlar ve komite toplantılarında beraber olduğum kadın girişimciler hayatıma olumlu etkiler yapıyor. Kagider üyelerinin birbirini destekleyen ve sürekli gelişim işin yaptıkları çalışmalar beni çok etkiliyor.”

Kırmızı Ayakkabıların Mucizesi

İstanbul Martı Otel’de düzenlen Kagider Eylül ayı kahvaltı  toplantımıza  2012 Londra Olimpiyatlarında,  binbeş yüz  metre yarışında altın madalya kazanan milli atletimiz Aslı Çakır Alptekin ile antrenörü ve aynı zamanda eşi olan İhsan Alptekin‘i davet etmiştik. Modaratörümüz Yaprak Özer,başkanımız Gülden Türktan çok keyifli bir sohbetle toplantıyı açtılar. Kagider ile Aslı’nın başarısı arasındaki parelelliyi dile getirdiler.Gülden Türktan Biz koştuk ama madalya almadık. Aslı’nın madalyası var,  bunu güncel tutmak,ve devam ettirmek için buradayız.  İş kadını, anne, eş, olarak, hepsi ayrı, başarılar, dengeler, kıyaslama yapmak imkansız. Ben Kagiderli arkadaşlarımın tümünü de çok başarılı buluyorum, kıyaslamıyorum.” dedi.

Aslı 2012 Olimpiyat  madalyasını, kazanırken hepimizin heyacanını tavan yaptırdı. Müthiş mutlu etti, ağlattı,havalara uçurdu. Dünkü toplantıda da aynı heyacanı  Aslı konuştukça yaşadık. Aslı’ya bu sefer de sadece atlet olduğu için , Olimpiyat şampiyonu olduğu için değil, harika idealleri olduğu  için hayran olduk. Başarı hikayesini ve yeni hedeflerini dinlerken hepimizi ağlattı.Bütün bunları kendi anlatımıyla aktarmaya çalışacağım. Ben toplantı sonrası, sevdiklerime, heyacanla  tekrar anlatırken daha da bolca ağladım.

Aslı nasıl başladığını anlatırken yaşadığı bir olay hayatının dönüm noktası oluyor.                               ”İlk okul 5. sınıfa giderken kros yarışmalarına katılıyordum. Spor ayakkabıları bulmak çok zordu. Yurt dışından geliyordu ve biz bulamıyorduk. Orta gelirli bir ailenin çocuğu olduğum için ancak pazardan alınan bez ayakkabılar giyerek koşuyordum. Bir gün krosta koşarken ayakkabılarım çamurdan dolayı ağırlık yaptı ve çıkararak çıplak ayakla koştum.Kendimden büyük çocuklarla koşuyorum, üzerimde bana çok büyük bir tişort, ve o yarışmada ondördüncü olmama rağmen, bu durumum dikkat çekti. Federasyon başkanımız niye çıplak ayakla koştuğumu ve uygun ayakkabım olmadığını anlayınca, bir sonraki yarışmada bana kırmızı bir ayakkabı getirdi. O ayakkabı beni atletizme döndürdü”  Aslı kırmızı ayakkabılara sahip olunca, çok seviniyor,ve artık koşmalısın Aslı, birinci olana kadar koşmalısın diyor, daha sonra da kırmızı ayakkabıları başka atletlere hediye ediyor ve her zaman elindeki tüm imkanları, tişort, forma, ayakkabı hediye ederek, sağlayarak yeni umutlar, mucizeler gerçekleşmesine çalışıyor.

Aslı’nın yola çıkarken  iki çok önemli ideali var. Birincisi Olimpiyat şampiyonu olmak, ikincisi, kendisi gibi atletler yetiştirmek için beden eğitimi  öğretmeni olmak istiyor.Kendi yaşadığı zorlukları bildiği için bu konuda katkı vermek, yeni Aslı’lara destek vermek istiyor.İki idealini de gerçekleştiriyor. Olimpiyat Şampiyonu olana kadar bu hedef ne kadar büyük olduğunu hiç düşünmemiş. Sadece kazanmayı düşünmüş, birinci olmayı düşünmüş. Bütün çalışmalarını, planlarını, ona göre yapmış.Bütün karar verme ve uygulama aşamalarında kocası ile beraber karar veriyorlar. Kocası antrenörü İhsan Alptekin ile.Bütün zorluklara karşı beraberce çalışma  planı yapıp yola çıkmışlar.

İki pırıl pırıl gencin, sporcu ile antrenörün, karı ile kocanın, birlikte aynı hedefe kilitlenmeleri bu müthiş sonucu getiriyor.Yaşı itibarıyla iki olimpiyat daha görebileceğini kaydeden Aslı, 2016 Rio de Janeiro Olimpiyatları’ndan sonra aktif sporculuğu bırakmayı düşündüğünü belirterek, ”Çocuk yapmak istiyorum. Eğer İstanbul 2020 olimpiyatlarını alırsa bu olimpiyatlara sporcu yetiştirmek istiyorum. Bunun yanı sıra 2016’da da altın madalya alarak zirvede bırakmak ve tam bir efsane olmak istiyorum. Çünkü bin 500 metrede üst üste iki defa altın madalya alan kimse yok. Bir Türk kadını olarak bunu başarmak istiyorum” dedi . Başarı öncesi, hedeflerini gerçekleştiren Aslı’nın  önümüzdeki yıllarda da bu hedeflerin gerçekleşsin. Efsane olsun,yeni Aslı’lar yetiştirsin.Aslı’yı hedefe ulaştıran kırmızı ayakkabılar gibi,ufak şeyler başlangıç olabiliyor.Aslı da buna inanıyor. İstedim.İnandım. Çalıştım. diyor.

Türkiye’de kendisiyle yarışabilecek kadın atlet olmadığı için antremanları iki erkek sporcu ile yaptığını anlatan Aslı, ”Kamplarda iki erkek antrenman arkadaşım var. Kadınları geçtiğim için, antrenmanlarda iki erkek atletle koşuyorum. Bazen onları da geçiyorum veya zorluyorum. Bana, ‘Aman abla kimseye söyleme’ diyorlar. Bir yerlere gelebilmem için beni zorlayan ve beni geçen kişilerin olması lazım” diyor..

Antrenman yaparken acı çektiğini, ancak bu acı ile yaşamayı öğrendiğini anlatan Aslı, ”Başarıyı elde etmek için mutlaka zorluk çekilmeli. Ben her antrenmanda zorlanmam gerekiyor. Eğer rahat bir antrenman geçirirsem yarışta kötü bir performans sergilerim. Ben bununla yaşamayı ve antrenman yapmayı öğrendim. Ben acı çekiyorum. Bununla baş ediyorum ve acıdan zevk alıyorum. Eğer ızdırap duyarsam başarıyı elde edemem. Acı ile yaşamayı öğrendim.Annelerin doğum da çektikleri acıların onlara çocuklarının, herkesden çok daha değerli kılması gibi.”  diyor.

Şu an da Kütahya dışında bir köyde  beden eğitimi öğretmeni olan Aslı, ”Ben, gelecek nesillerden umutluyum. Yeni Aslı Çakır Alptekinler ve Gamze Bulutlar geleceğinden eminim. Beni keşfeden bir beden eğitimi öğretmeni. Ben de yeni sporcular bulabilirim. Onlara keşfetmek için bakacağım. Sadece atletizm değil, basketbol, hentbol, futbol da olabilir. Sporcuların hangi branşa yeteneği varsa ona yönlendirmek istiyorum. Mümkün olduğunca öğrencilerimin hepsinin spor yapmasını sağlayacağım. Bunun için aileleriyle görüşeceğim. Onlara sporun faydalarını anlatacağım” diyor.

Milli atletin eşi ve antrenörü İhsan Alptekin ise olimpiyat şampiyonu olduktan sonra üzerlerindeki yükün arttığını belirterek, ”Önümüzde Akdeniz Oyunları, Dünya Şampiyonası ve olimpiyatlar var. Biraz daha çok çalışmamız lazım. Yükümüz biraz daha arttı. Aslı, artık tüm Türkiye’ye mal olmuş bir sporcu. İnsanlar yolda bizi çevirerek bizden birincilik değil de dünya rekoru beklediklerini söylüyorlar. Artık bize birincilik yetmiyor diyorlar. Bu da bireysel sporcu için çok zor bir durum. Bu nedenle üzerimizdeki yük artıyor” dedi. Söylediği en önemli şey de verilecek desteklerin, başarı kazanıldıktan sonra değil, öncesinde verilmesi. Bu konuda hem Aslı, hem İhsan,  gelecek için bizlere inanılmaz umutlar verdiler.Biz de bu güzel örneklerle, hedeflere,  ideallere, gereken destek ve katkılar için güç birliği yapalım.