Sinem’ im ve Takıları

Her zaman gençlerle çalışmaktan, onların başarılarından, farklılıklarından çok daha fazla mutlu oluyorum, keyif alıyorum.Çalışanlarım özellikle gençler olsun istiyorum.Yeni genç girişimciler daha da heyacanlandırıyor, beni.Kendi gençlik yıllarımı hatırlıyorum.O günkü  çoşkumu heyacanımı, azmimi, gayretlerimi. Kagiderin oryantasyonların da genç üyelerimizin girişimcilik öyküleri başarıları beni çok daha farklı etkiliyor, heyacanlandırıyor.

Konunun bilirkişileri, 1970 – 2000 yılları arası doğmuş  ve farklı çalışma anlayışları olan gençleri Y kuşağı olarak adlandırıyor.

Y kuşağı sadece doğum yılları ile değil, aynı zamanda sosyal medya’yı aktif kullanan,  hiyerarşik çalışma anlayışı değil de işbirliğine dayalı bir çalışmayı tercih eden, fikirlere açık, bilgiyi paylaşmaktan korkmayan, online dünya ile offline dünyanın iyi bir sentezi olabilenlerden  oluşuyor.

Yeni iletişim teknolojilerinden pek anlamayan, hiyerarşik çalışma anlayışını destekleyen, kontrol odaklı, bilgiyi kısıtlı bir kesimden alıp  paylaşmayı pek tercih etmeyenler ve konumunu korumaya odaklananlar ise, X kuşağı , Baby Boomer olarak adlandırılan jenerasyonu oluşturuyor.

Geleceğin şirketleri, hiyerarşik yapılı değil, işbirliğine dayalı çalışan şirketler olacak, onun için gelecekte Y kuşağı insanının düşünme ve davranma anlayışına  fazlasıyla ihtiyacımız olacak.

Bu sayfalarda paylaşmak istediğim çok başarılı  Y kuşağı gençlerimiz var.Bugün ben, benim göz bebeğim, çok sevdiğim Sinem’i (Sinem Öztürk) anlatmaya çalışacağım.Sinem çok genç pırıl, pırıl, çok zarif, sade, kibar, yaşından çok olgun, saygılı,çok yetenekli, ailesinin en güzel taraflarını taşıyan bir genç kızımız.

Sinem, üç sene önce  abisi uzun dönem askere gittiğinde, ikisinin ortak olduğu gıda sektöründeki şirketleri Cemser de, yönetici ortak olarak tüm şirketi üstlendi ve başarıyla yönetti.Aynı zamanda o dönemde okulu bitirdi, projelerini teslim etti, sonra da yüksek lisans yapmaya başladı.Kendi tanımıyla Yıldız Teknik Üniversitesinde Bilgisayarlık Ortamında Mimarlık okudu.

Abisi döndükten sonra hem kendi şirketlerinde görevlerine devam etti,hem bizim gayrimenkul proje danışmanlık şirketimiz de çok önemli bir danışmanlık üstlendi.Değerli bir projemizin dairelerinin müşteriye teslim aşamasında, tüm müşteri taleplerini projede gerçekleştirilmesini sağladı.Çok zor, çok hassas bu işi iki sene boyunca hiç problemsiz götürdü.Bazen çok üzüldü, daraldı, ama sorumluluklarını hiç bırakmadı, başarıyla ve tüm müşterilerini mutlu ederek, projeyi bitirdi.Hatta kendisinden, çok memnun kalan müşterilerimizden  (çok güldüğümüz, şaşırdığımız) bahşiş almaya bile zorlandı.

İki sene önce Gayrimenkul Konseptin, tüm sosyal medya çalışmalarının blog, facebook, teknik  ve kreatif yapılarını oluşturdu.Sinemin zevkini çok beğeniyorum, ya da benim zevkimle çok örtüşüyor, ona nasıl birşey istediğimi anlatsam, o hemen en güzelini yapıp hazırlıyor. Sinem şu sıralar tüm katıımcıların gönüllü olarak destek verdiği ve bizim de parçası olduğumuz önemli bir çevre dostu ana okulu projesinde  Kadıköy Belediyesi ve yapımcı şirketler arasındaki organizasyonu bizim adımıza üstlendi ve tüm sorumluluğu aldı, proje başarıyla devam ediyor.

Bu sene de kişisel blogum yaz-gi yı  hazırlarken ona biraz kafamdakileri anlatmam, yeterli oldu, gerisini o yaptı.Ön sezgileri çok kuvvetli, benim bilmediğim, öğrenmem gereken tüm konuları hazırlayıp tam benim yutacağım hap gibi hazırlayıp koydu.Sonrasını da ben beceriyorum artık. Gençler bazı konularda bizden çok farklı şeffaf ve pratikler.Bizim gibi hiç bir şeyi döndürüp dolaştırıp uzatmıyorlar.Ne istediklerini, ne istemediklerini çok daha kolay anlatıyorlar.Bazen anlatmıyorlar bile, sadece yapıyorlar.Onları böyle oldukları için daha çok seviyorum.Daha yapmacıksız, daha net.Evet Sinem benim gözbebeğim, üç senedir, gurur kaynağım, mutluluğum, moral kaynağım enerjim.Onu tanımaktan, onunla çalışmaktan çok mutluyum.Ben de onun her işinde çok mutlu ve başarılı olmasını istiyorum.

Sinem çok başarılı, yüksek mimarlık eğitimini tamamladı.Şu anda kendi şirketinin yönetici ortağı, halasının şirketlerinin herzaman proje danışmanı jokeri; ve son çalışması, takı yapmaya başladı.Zevklerini, becerilerini takılar üzerinde uygulamaya başladı, yaptıklarını da bir internet sitesinde satmaya başladı.

Geçen hafta da yeni tasarımlar, malzemeler için Londra idi.Herkesin sevdiği işi yapması ruhunu koyması en büyük başarıyı getireceğine inancım sonsuz.Sinem’inde ruhunu, sevgisini koyarak yaptığı yeni girirşiminde çok başarılı olacağına inanıyorum.

Ona mutluluklar, başarılar sevgiler diliyorum.

“Konuşmak yerine iş kuruyordum”

Bugün Milliyet te Miraç Zeynep Özkartal’ın  Bedriye ile ilgili röportajına bayıldım, sizlerle de paylaşmak istedim.

Bedriye Hülya da o gün konferanstaydı. Tam çıkmaya hazırlanıyordu ki, adını duyar gibi oldu. “Allah” dedi, “Beni çağırıyor galiba”. Baktı ki Joe Biden b-fit’i anlatıyor, yanlış duyuyor sandı. Bir anda telefonuna mesajlar yağınca ikna oldu, Biden’ın ondan söz ettiğine. Öyle bir hikayesi var ki değil Biden, Obama da adını ansa şaşırmamak lazım.

Hikâyem Konya’da başlıyor. Babam orada yedek subaylığını yapıyormuş. Annem de çok âşık, ayrılamamış kocasından. Orada doğdum, İzmir’de büyüdüm. Bodrum asıl evim, New York ikinci evim. Beş senedir İstanbul da eklendi.
Lise 2’nin son ayında çok büyük bir trafik kazası geçirdim. Tedavim çok uzun sürdü. Aslında psikoloji okumak istiyordum ama İzmir’deki düz ayak tek okula, işletmeye girdim. İlk sene feci sıkıldım. Anneme babama dedim ki, “Ben çalışmak istiyorum”. Kıyamet koptu, “Sana yetemiyor muyuz?” diye melodrama bağladılar. Bir tanıdık beni yeni iş kuran birine gönderdi. Tuttuğu yeni ofisi temizlemeye çalışan bir adamla ilk iş görüşmesine gittim. Konuşurken toz bezini alıp yardım etmeye başladım ve beni işe aldı.

“Bedriye’nin başka bir elbisesi varsa onu giyebilir mi?”
Üniversite boyunca orada çalıştım. Tekstil işi yapıyorduk ve her ürünü ezbere biliyordum. Her makineyi kullanmayı öğrendim, reçme de yaparım overlok da. İstanbul Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler yüksek lisansı yapmaya başladım. Hocam bana NATO üyelerini ağırlama görevi verdi. Ve onlar bana NATO bursu çıkardılar. Gitmedim. Eşimle tanışmıştık. Üniversiteden ayrıldım, İzmir’e gelip evlendim. Dört hafta sonra Bodrum’a taşındık. Eşim iş bulmuştu, ben de taşınalım diye tutturdum. Bankada iş buldum. Bu kadar mı benimle alakası olmayan bir iş olur? Üstümde deli basması bir elbise, ayağımda espadriller… Bir gün müdür eşimi çağırıp “Bedriye’nin başka bir elbisesi varsa giyebilir mi?” demiş.
“Elimde tabakla ayakta uyuyunca annem kızdı”
İstifa ettim, bir seyahat acentasında çalışmaya başladım. Dokuz sene kaldım orada. Her bölümde çalıştım. Bir işi bitirince sıkılıyorum. Daha o acentada çalışırken 23 yaşımda ilk işimi kurdum. Bodrum’da objelerin satıldığı tezgahlar vardı, çok hoşuma giderdi. Bir tezgah kiraladım belediyeden, bir de tezgahtar… O kadar güzel para kazandık ki ilk arabamı aldım. İşi büyüttük, başka başka tezgahlar kurdum. Hevesimi aldım, bitti.
Tekstil firmalarından ayrılmış arkadaşlarıma dedim ki, “Gelin beraber iş kuralım”. İlk arabayı satıp tekstil atölyesi açtık. Bu arada acentede çalışmaya devam ediyorum. İşi kurduk, yine sıkıldım. Hisselerimi sattım.
Bu defa çocuklar için bir yer açmaya karar verdik bir  arkadaşla. Bir yer bulduk Bodrum’da, “Boş ver çocuk işini, buradan şahane restoran olur” dedik. Restoran ilk hafta meşhur oldu, yer bulmak mümkün değildi. Yanımızda da başka bir restoran vardı, ben “satıyorum” deyince oranın sahibi aldı. İlk işi restoranı kapatıp tekstil atölyesi açmak oldu. O derece sinir olmuş bize. Ve o paranın bir bölümüyle Abidin Dino tablosu aldım. Duvarıma astım, bana “Vakti geldiğinde gitmek lazım”ı hatırlatıyor.
O sırada aynı anda restoran işletiyordum, otel ve bir catering firması kurmuştum ve acentedeki işime devam ediyordum. Bir gece işten çıkıp restorana gittim, felaket kalabalık. Annem mutfakta, garsonlar yetişemiyor. Annem elime bir tabak verdi ve ben elimde tabakla ayakta uyudum. Annem ertesi gün, “Ben kızımı kaybedemem” diye olay çıkardı.

“15 sene evli kaldık ama birlikte çalışmak bize yaramadı, boşandık”

Annemle birlikte bir trafik polisi kendime getirdi beni. Bir gün beni durdurdu, elinde bir kağıt. “Bugün şunu yaptın, şu gün şunu yaptın” saymaya başladı. Ben deli dana gibi koştuğum için ihlal etmediğim kural kalmamış. Adam da beni yakalayamıyor, not alıyormuş habire.
Bütün bunların içinde bir de evlilik yürüyordu. Eski kocam benim gibi toplar toplar eve insan getirirdi. Bir yandan da deliler gibi yemek yapıyordum. 15 sene evli kaldık, eski eşim çamaşır makinesi nasıl çalışıyor bilmedi. Çocuk olsa yapamazdım. Haddimi biliyorum. Yapabilen kadınlara da hayranlıkla bakıyorum. Beceremeyeceğimi düşündüğüm tek şey bu.
Dedim ki hayatta istediğim bir şey vardı, para da kazandım, gideyim onu yapayım. O da ne? Psikoloji okumak. Kalktım Columbia Üniversitesi’ne gittim. Param var sanıyordum ya, bütün parayı okula verdim. Ne yapacağız? Hadi, orada da iş kurdum: Türkiye’den endüstriyel çuval götürüp satıyorduk. Bu sırada bir arkadaşım “Türkbükü’nde yarım kalmış bir otel inşaatı var, gel burayı yapalım” dedi. Eşim de ortak oldu. “Okula kabulüm geldi, siz bakın” dedim. Gittim ve bana
haber gönderdiler: “Sen geliyorsan başlayacağız, gelmiyorsan vazgeçeceğiz.”
Okul idaresiyle konuştum, bir sene izin
aldım. Geldim, bir hafta içinde boşandık. Birlikte çalışmak yaramadı bize.
Bir enerji var; bunu ya konuşmaya harcayacağız ya da yapmaya. Konuşmaya başlayınca bir süre sonra beyin yaptım zannediyor. “Sen nasıl bu kadar kolay iş kuruyorsun?” diye soruyorlar. Çünkü
“Şunu kuracağım, bunu kuracağım” diye konuşmuyorum. Kalkıyorum yapıyorum.

b-fit nedir?

Bu spor salonu yalnızca kadınlar için

Bedriye Hülya otelcilikten de bıkınca sadece kadın arkadaşlarıyla bir iş kurmak istedi. ABD’deyken gördüğü spor salonu modeli geldi aklına: Yalnızca kadınların spor yapabildiği, günde yalnızca 30 dakika alan bir spor programı. Hem muhafazakar kesimden kadınlar da
rahatça gelebilecekti hem de saatler geçirmeden verimli
bir şekilde spor yapılabilecekti. İlk b-fit salonu 2006’da açıldı. İlk üç salonu Bedriye Hülya ve ortakları açtılar,
sonrası çorap söküğü gibi geldi. Şimdi yalnızca franchising veriyorlar. Bugün Türkiye genelinde 44 şehirde 194 şubesi olan b-fit’in üye sayısı 80 bin.

Yukarıdaki yazı; Aralık 2011 de Bedriye Hülya ile ilgili bir röportaj. Bedriye Hülya o tarihten sonra da hep çok önemli başarılara imza attı; yarışmalara katıldı ve çok önemli ödüller (tıklayınız)aldı, bu sene de 25.Eylül 2014 de Türkiye’nin Sosyal Kadın Girişimcisi seçildi. Bedriye ile her zaman gurur duymaya devam…, sevgiler sevgiler...

 

fashion4
2013 Schwab Vakfı Türkiye Sosyal Girişimcisi2013 Schwab Vakfı Türkiye Sosyal Girişimcisi

Schwab Vakfı, Dünya Ekonomik Forum’u ve diğer paydaşları ile 2013 yılı sosyal girişimcisi olarak Türkiye’den b-fit Kurucu Ortağı Bedriye Hülya’yı seçti. b-fit; Türkiye’de kadın girişimcileri desteklemek, kadın istihtamını artırmak, her yaştan ve gelir grubundan kadına spor yapma fırsatı sunmak için çalışan bir sosyal girişim.

fashion4
2012 ODTÜ Genç Girişimciler Topluluğu “Yılın Kadın Girişimcisi”ODTÜ Genç Girişimciler Topluluğu, Türkiye’de sadece kadınlara franchise veren ve bugüne kadar 250′den fazla kadına girişimci olma şansı tanıyan, spor ve yaşam merkezi b-fit’in kurucu ortağı Bedriye Hülya’yı 2012 yılının kadın girişimcisi seçti.

fashion4
2012 Ashoka Üyesi2012 Ashoka Üyesi

b-fit 2012 Ashoka Üyesi Seçildi.Bedriye Hülya, spora erişim ve girişimciliği araç olarak kullanarak Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği, kadınların ve kızların eğitimi, girişimciliği ve güçlendirilmesini teşvik ediyor.

fashion4
2009 Endeavor Girişimcisi2009 Endeavor Girişimcisi

B-fit 2009 Yılı ENDEAVOR Girişimcisi Seçildi

Seninle Hep Gururluyuz

2009 yılında, Amerika da  gelişmekte olan ülkelerde etkin girişimcileri destekleyerek, ekonomik gelişime katkıda bulunmak amacıyla kurulan uluslararası sivil toplum kuruluşu Endeavor’un yılın girişimci ödülünü kazanan sevgili arkadaşımız Bedriye Hülya, geçen hafta Küresel Girişimcilik Zirvesinde konuşan Amerika Başkan Yardımcısı Biden’in Türk Girişimci örneği idi.

Bu güzel haberi onun yeni projesi Muzipo Kids’in açılışında öğrendim.

Bedriye yi ilk kez, Kagider Komite toplantılarında tanıdım.Sonra Bodrum daki inşaat projeleri  için, bir araya geldik. Bodrum da buluştuk, projesini gezdik.

Onu tanıdıkça akıl almaz yaşantısını hem anlamaya çalışıyor, hem de paylaşıyordum. Bedriye o günlerde İzmir  Üniversitesinde öğretim görevlisi, Bodrum da Otel sahibi, ve b-fit in kurucusu idi.Her hafta İzmir’e derse gidiyor, Bodrum da yaşıyor, ve İstanbul da da yeni işini büyütmeye çalışıyordu.

O yaz bizi Bodrumdaki evinde yaptığı doğum günü  partisine  davet ettiğinde onu dahada yakından tanıma fırsatım oldu.Türkbükün de, deniz kenarında kendi çaba ve gayretiyle yaptığı evinde otel sahibi  olmasına rağmen tüm yemekleri kendi hazırlamıştı.Hem de hepsi  lezzetli ve mükemmeldi.Tüm bunları bir gece önce İstanbuldan gelmiş, gündüz yapmıştı.En az otuz kişilik  partinin tüm detayları eksiksiz ve özenli idi.

Uzun süre Amerika da okuyan ve yaşayan Bedriye bu iş yoğunluğunun içinde de sık sık  Amerikaya gidip gelebiliyordu.

Bedriye’yi, müthiş enerisini, tatlı çılgın yönlerini,naif güzel ruhunu, harika sofralarını, yemeklerini, kadın girişimciliğinde çok önemli bir proje olan b-fit leri, şimdi de ilk kez çocuklar için geliştirdiği oyun ve hareket merkezleri Muzipoları birkaç satırda ya da sayfada anlatmak mümkün değil.

Ama bütün bu meziyetler onu sadece Türkiye de değil, yurtdışında da başarılı ve bilinir yaptı. Sevgili Bedriye’mizle çok gurur duyuyoruz, duymakta da devam edeceğiz, her zaman böyle güzel enerjiler ve projelerle onunla olsun.

2011 Aralık ayında bu yazımı yayınlamışım, Bedriye Hülya o tarihten sonra da çok yarışmalara katıldı ve çok önemli ödüller (tıklayınız)aldı, bu sene de 25.Eylül 2014 de Türkiye’nin Sosyal Kadın Girişimcisi seçildi.Sevgiler sevgiler…

fashion4
2013 Schwab Vakfı Türkiye Sosyal Girişimcisi2013 Schwab Vakfı Türkiye Sosyal Girişimcisi

Schwab Vakfı, Dünya Ekonomik Forum’u ve diğer paydaşları ile 2013 yılı sosyal girişimcisi olarak Türkiye’den b-fit Kurucu Ortağı Bedriye Hülya’yı seçti. b-fit; Türkiye’de kadın girişimcileri desteklemek, kadın istihtamını artırmak, her yaştan ve gelir grubundan kadına spor yapma fırsatı sunmak için çalışan bir sosyal girişim.

fashion4
2012 ODTÜ Genç Girişimciler Topluluğu “Yılın Kadın Girişimcisi”ODTÜ Genç Girişimciler Topluluğu, Türkiye’de sadece kadınlara franchise veren ve bugüne kadar 250′den fazla kadına girişimci olma şansı tanıyan, spor ve yaşam merkezi b-fit’in kurucu ortağı Bedriye Hülya’yı 2012 yılının kadın girişimcisi seçti.

fashion4
2012 Ashoka Üyesi2012 Ashoka Üyesi

b-fit 2012 Ashoka Üyesi Seçildi.Bedriye Hülya, spora erişim ve girişimciliği araç olarak kullanarak Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği, kadınların ve kızların eğitimi, girişimciliği ve güçlendirilmesini teşvik ediyor.

fashion4
2009 Endeavor Girişimcisi2009 Endeavor Girişimcisi

B-fit 2009 Yılı ENDEAVOR Girişimcisi Seçildi

Şulenin Girişimcilik Öyküsü

Şule hep çok çalıştı,yapabildiği en mükemmeli yapmaya gayret etti, yeri geldiğinde sıçradı ve iş dünyasının başarılı bir girişimcisi oldu.

Kagider Workshop’unda sevgili arkadaşımız Şule Yüksel, Düzce Üniversitesinde yaptığı girişimlik öyküsü, konuşmasını ricaları kırmayıp bizlere tekrar anlattı.

İyiki de anlattı, çok sevdiğimiz Şule’nin bütün samimiyetiyle, öz eleştirisi ile bizlerle paylaştığı hikayesinin birçok yerinde, ben de kendi girişimcilik hikayemi hatırladım, o günlere gittim.

Şule Kagidere girdiği ilk günden itibaren hemen kendini fark ettiren, yer aldığı çalışmaları hep başarıyla sonlandırıp,çok kısa zamanda yönetimde olmayı başaran,hepimizin çok sevdiği değerli ve çalışkan bir arkadaşımız.Aynı zamanda çok da iyi bir iletişimci.

Şuleyi Kagiderde ilk kez 2008 yılbaşı yemeğinde tanımıştım.Kırmızı kemerli siyah elbisesi ile çok zarif, çok güzel, güler yüzlü, konuşkan, kendini iyi ifade eden,sımsıcacık, farklılığı ve özgüveni ile o gece herkesin gönlünde ve aklında iyi puanla,yer almıştı.

Daha sonra yine Bodruma yaptığımız bir Kagider gezisinde, ve birçok etkinlik ve aktivite de beraber olduk.Şule için hem özgürlüğü, hem annesi ile olan eşsiz beraberliği hep çok değerliydi, İstanbul da yaşadığı kadar, Bodrum da yaşamayı sevmesi gibi.

Son seçimlerde ayrı gruplarda olmamıza rağmen, gönlümüz herkes gibi, Kagider için  en iyi neticede  olduğu için, hep birbirimizle gelişmeleri paylaştık, konuştuk.

Başarılı iş hayatını, ne yaptığını biliyordum.Ama bu yolculuğa nasıl başladığını  ben de workshop’da öğrendim.

Şule öğrencilik yıllarında ve çalışma hayatında hem  çok çalışmış ve hep başarının peşinden koşmuş.Öğrenim hayatı sırasında  yüreğinin sesini dinleyip puan sistemiyle girdiği Fizik mühendisliğini 2 sene sonra bırakıp, ailesinin olumsuz tavrına rağmen İletişim Fakültesinde tekrar baştan başlamış.Şule öğrencilik yıllarında hem okuyor, hem çalışıyor,felsefesi her zaman para odaklı değil, başarı odaklı oluyor. Başarının, nasıl olsa  kazandıracağından emin hep işinde yapabileceği en mükemmeli yapmayı hedefliyor.Bu özelliği profesyonel hayatında onu hep patron yandaşı , diğer çalışanlara karşı da antipatik yapmış.11 sene çeşitli şirketlerde yaptığı çalışmalar, bilgi ve tecrübelerini çok geliştiriyor.İşine çok sahip çıkıp kendi işi gibi gördüğünden,  kendine özel, bir satış raporlaması, değerlemesi ile sonuçları,satış ve satınalma politikalarını oluşturarak  şirketine sunuyor.

Okumaya devam et

Girişimcilik Hikayesi

Bugün Ayşe Arman’ı okuyunca Violet Benhabib’in iş fikrine girişimcilik hikayesine bayıldım. Kendisini arayıp hem tebrik etmek hem Kagider’e davet etmek istiyorum. Ayşe Arman balayında bile Violet’in 4 tane tuvalet almasını hafif çatlaklık olarak yazmış ama bende Amerika’da öyle bir kaç mağaza zinciri biliyorum ki her gittiğim de bir kaç tane gece giysisi mutlaka alıyorum. Çok alışveriş meraklısı olmadığım için çok beğenmeme rağmen büyük bir kısmını almadan çıkıyorum. Sonra dayanamıyorum; eşim de,  kızım da  ısrarcı olunca birkaç tane daha alıyorum. Hepsi de çok iyi markalar son moda ya da her zaman giyilecek klasik modeller ve çok uygun fiyatlı. Sonra da hepsini ihtiyaç olduğun da keyifle giyiyorum, arkadaşlarıma da  veriyorum.

Artık bayanların işi kolaylaştı… Davetlerde bohem, cool olmak için deli gibi paralar harcamadan, gecenin gözdesi olmak mümkün. İki kuzen, Violet Benhabib ve Violet B. Ancel, One Night Dress ile ünlü tasarımcıların elbiselerini kiralıyorlar.

Violet çok çarpıcı kiralama fikri ile diğer yeteneklerini ve fikirlerini de birleştirerek çok güzel, çok  geçerli bir iş kurmuş.

Haberi okumak isterseniz : Hürriyet 01.11.2011 AYŞE ARMAN – Kadınlara hizmet One Night Dress