Evrim Aras ile….

4.jpg428Çok uzun süredir, hayranlıkla izlediğim, hakkında yazılanları merakla, sevgiyle, okuduğum çok genç yaşta sorumluluk alan ve hala çok genç, girişimci  Evrim Aras‘ı basında çıkan  yazıları da ekleyerek sizlerle paylaşmak istedim.Evrim Aras 1979 doğumlu, şirketin yönetim kurulu başkanı olduğunda sadece 28 yaşındaymış. O da ilk dönemlerde iş konusunda babası kuşak çatışması yaşamış.Ama yılmamış çok genç yaştan itibaren şirketin tüm departmanlarında görev almış, bildiği doğruları savunmuş.Bu gün gelinen nokta da  ise bütün bu uğraşların, çabaların katkısı çok.Evrim Aras çok iyi bir patron ve yönetici. Hem aile şirketi olan yapıyı annesi ve kardeşiyle beraber çok başarılı yönetmenin çözümünü bulmuş, hem şirketi dünya markası yapma yolunda çok gelişmeler yapmış. Aras Kargo aynı zamanda çevreci bir şirket. Erkek egemen bir şirket olmasına rağmen kadın hakları savunucusu ve koruyucusu bir şirket. Ayrıca her yaptıklarını ölçen değerlendiren ödüller alan kurumsal bir yapı.Evrim Aras benim için idol girişimci genç kadınların en önemlilerinden.Demet Cengiz, Şelale Kadak, Mehveş Evin ve Ece Koçal‘ın yazıları ile sizler de daha çok tanıyacağınız Evrim Aras’ın çok yönlü çabalarını ve başarıların okuyunca çok seveceksiniz, gurur duyacaksınız eminim.Sevgiler, sevgiler..

Önce DEMET CENGİZ’in yazısı ile…

28 yaşında Aras Kargo’nun başına geçen Evrim Aras, bu süre zarfında şirketi dar boğazdan kurtarıp 2 kat büyüttü.

Yedi yıl önce babasının vefatıyla 28 yaşında Aras Kargo’nun başına geçen Evrim Aras, bu süre zarfında şirketi dar boğazdan kurtarıp 2 kat büyüttü.
Aras Kargo Yönetim Kurulu Başkanı Evrim Aras, genç ve kadın yönetici olarak sadece Türkiye’de değil dünyada da dikkat çekiyor. Kargo alanında kadın patron bir yana, kadın yönetici bulmak bile çok zordur.
Birleşmiş Milletler’in Kadınların Güçlenmesi Prensipleri’ne (WEPs) imza atan ilk Türk kargo firması oldu. İşe alımlarda kadın istihdamına kota koyunca 2 yılda kadın çalışan sayısı yüzde 33 arttı. Çalışanların birinci derece yakını olmayan bir kadın çalışan önermelerine prim verdi. Hamile ve yeni doğum yapan kadın çalışanlara esnek çalışma saatleri sunuldu. Çalışanlara anne-çocuk sağlığı eğitimleri organize edildi. Bölge müdürlüklerinde hijyenik emzirme odaları oluşturuldu. Okulun ilk ve son günü anne-babalara izin verildi. Kadın istihdamına özde önem verdi. Bakın başka neler anlattı.

Fedakarlıklar unutulmaz

– Siz 7 yılda Aras Kargo’yu nereden nereye getirdiniz? Çünkü o sıralar iflas söylentileri bile vardı.
– Evet, battı deniyordu. Çünkü 260 milyon lira borç, 145 milyon lira vergi cezası vardı. Ekonomik kriz dönemiydi. Babam kanserdi, ama yine de 50 yaşında onun kaybı ani olmuştu. Ben 28 yaşında şirketin başına geçtim. Borçluyuz. Kasa boş! 10 bin çalışan var ve maaş ödeyemiyoruz. Maaşlar 6 ay geriden ödeniyor. Çalışanlarımızın fedakarlığını unutamam.
– Nasıl aştınız o zor günleri?
– İnsan kaynağımız vardı. Bağlılık, aidiyet hissi… Herkes kendini değerli hissediyor. Gerçek bir aile gibiydik. Ben tek tek tüm Türkiye’yi dolaştım. Gözlerinin içine bakarak konuştum. Durumu şeffaf bir biçimde paylaştım. Aras battı diye konuşuluyordu. İşin içine ben duygu katmıştım. Bence bu kadın olmanın getirdiği bir farktı. Ben onlara onlar da bana karşı şefkatliydi. Onlar da bana inandı. Daha verimli olduk. Dar boğazı aştık. Ve tabii ki ben de verdiğim sözleri tuttum.
– Şimdiye kadar nasıl bir performans gerçekleşti peki?
– Bu yılı dahil etmeden söylüyorum; yüzde 70 büyüme gerçekleşti. Neredeyse iki kat büyüdük. Bu yılı yüzde 17 büyüyerek 750 milyon lira ciro ile kapatacağız. 2014-2015 için 100 milyon lira yatırım planımız var. Bunun çoğu teknoloji ve insana…

Atatürk’ü örnek alıyorum

– Bu çok erkek egemen bir iş. Başka bir alanı düşünür müydünüz seçme şansınız olsaydı?
– O zor günlerde “Bana ne 10 bin kişiden” diyebilirdim; girip başka bir işte çalışabilirdim. Demedim. Diyemezdim! Şanssızlık der çekilirdim. Ama hayır, ben kendime asla pes etmeyen, en kötü şartlarda bile vazgeçmeyen Atatürk ve Churchill’i örnek alıyorum. Evet, bu alanda kadın patronu bırakın yönetici bile yok. Ben en başta babama olan aşkımdan bu işi sevmeye çalıştım. Ancak zamanla yaptıkça “Evet, benim işim bu” dedim.
– Sizin şahsi olarak melek yatırımcı girişimleriniz de var. Orada neler oldu?
– Teknoloji ve doğa dostu alanlarında faaliyetlerim var.

ŞELALE KADAK’ın yazısı ile…

Aras Kargo’yu gizlice izlediler ödülü verdiler

Celal Aras, 1979 yılında kurduğu kargo şirketi Aras Kargo‘nun, kızı Evrim Arastarafından son 2 yılda 6 kat büyütüldüğünü göremedi. Daha 50 yaşındayken 2008’de vefat etti. Kızı Evrim Aras üniversiteden mezun olduğu 2000 yılından beri Aras Kargo’da çalışıyor, ancak babasının ani rahatsızlığı nedeniyle daha çok sorumluluk almaya başlıyordu. Ne yazık ki genel müdürlük koltuğuna oturduğunda Aras Kargo’da manzara da şöyleydi: Piyasaya ve çalışanlara 245 milyon lira borç, 145 milyon lira vergi cezası, kasada ise 4 bin lira vardı. Üstelik o yönetimi devralırken şirket çalışanlarına 6 ay maaş ödeyemeyecek ve zor günlerden geçecekti. Evrim Aras henüz 28 yaşındaydı ve hiç çekinmeden bir karar verdi. Türkiye’nin 81 ilindeki Aras Kargo’nun büyük çoğunluğu kuryelerden oluşan o gün 9 bin çalışanıyla yüz yüze konuşacak, sahaya inip onlara kendisiyle birlikte mücadele etmelerini söyleyecekti. Nitekim bugün 846’ya ulaşan şubelerin büyük bir kısmını dolaştı. Onların tek tek güvenini kazandı ve aslında imkânsızı başardı.
6 yıl sonra bugün neler mi oldu? Öncelikle Aras Kargo ‘Büyümede Mükemmellik Lideri’ödülünü dünyanın en büyük danışmanlık şirketlerinden Frost&Sullivan‘dan aldı. Üstelik bu ödül için başvuru falan da yoktu ve şirketin İstanbul’da bir şubeleri olmasına rağmen bu ödül için araştırma ekibi ABD’den gizlice gelmiş ve kargo sektörünü ve Aras’ı Türkiye’de incelemiş ve hizmet kalitesini beğenmiş ve sektör ortalamasının üstünde büyümesini ödüle değer bulmuştu.
Evrim Aras ödülünü Londra’da düzenlenen bir törenle alırken, diğer ödül alan şirketler arasında Fiat, Audi ve ismi çok duyulmamış ancak büyük pazarı büyük yenilikler ve teknolojik buluşlarla tanıştıran 7 şirket daha vardı.
Türkiye bu yıl yüzde 4 büyüme öngörürken, Aras Kargo yüzde 17 büyüme planlıyor. Evrim Aras, geçen yıl 640 milyon lirayı bulan cirolarının bu yıl 750 milyon liraya ulaşacağınısöylüyor. Aras Kargo’nun düze çıkıp para kazanmaya başladığı 2011 yılında İş Girişim şirketin yüzde 20’sini 9.8 milyon dolara satın almış.
2013’te ise Avusturya’nın PTT’si Austrian Post, İş Yatırım’ın elinde bulunan yüzde 20 ile Aras Kargo’dan yüzde 5 oranında hisseyi toplam 69 milyon dolara satın almıştı.
Özetle Evrim Aras, belki hayatta başka alanlara kayacakken, babasının ani vefatıyla yönetmek zorunda kaldığı Aras Kargo’yu hem çok hızlı büyütmüş hem de yabancı şirketlerin gözdesi haline gelmesini sağlamıştı. Bugün Aras Kargo’da çalışan 12 bin kişi Aras Akademi’de eğitim alıyor. Aileleri ise TEB ile birlikte başlatılan projeyle finansal okur yazarlık öğreniyor. Çevreciliği şirket önceliği yapan Evrim Aras, 3 bin 300 aracın büyük bir kısmını sürekli yenileyerek doğaya verdikleri zararı azaltıyor ve şimdiden 39 elektrikli aracı filosuna yerleştiriyor. 2 yıl içinde 100 milyon liralık yeni yatırımla ise kargo sektöründe daha da büyüme hedefliyor.
Evrim Aras’a başarısının sırrını soruyorum. “Ortak akıl. Ekiple birlikte yönetiyorum. Aras Kargo kurumsal değildi. Şimdi daha kurumsal. İşimizi ölçmeye başladık. Ölçünce daha kolay yönetiyoruz. Hedef koyabiliyoruz” cevabını alıyorum.

MEHVEŞ EVİN / NEWYORK yazısı…

Erkek egemen sektörlerde, bir şirketin kadın çalışanların eşitliği için çaba harcayacağı pek kimsenin aklına gelmez… Ama işin başında bir kadın olunca, herşey değişebiliyor.

Aras Kargo’nun kurucusu olan babası vefat ettiğinde, Evrim Aras (35) şirketin yönetimini devraldı. Yıl 2008; ekonomik kriz yüzünden finansal darboğazdaki şirketi ayağa kaldırmak kolay olmadı: “Kucağımda küçük bir çocuk, binlerce çalışan ve iflasın eşiğinde bir şirketle karşı karşıyaydım… Ayağa kalktım ve sorumluluğu ele aldım. Hayal eden kadın, başarır.”
Bugün Aras Kargo, 300 milyon dolar ciroluk hızla büyüyen bir şirket. İki yılda kadın çalışan sayısını yüzde 33 artırdı. Şimdi, eşitliğe ve kadın çalışanların hayatını kolaylaştırmaya yönelik uygulamaları hayata geçirme zamanı.
Şirket, bu yıl Birleşmiş Milletlerin’in ‘Kadının Güçlenmesi Prensipleri’ne imza atarak kararlılığını ilan etti. WEP, Türkiye’de daha ziyade büyük sanayi holdinglerinin ve beyaz yakalıların hâkim olduğu şirketlerin imzaladığı bir sözleşme.
“Kargo sektörü, kadın işi değilmiş gibi algılanıyor. Anadolu’nun her yanında şubelerimiz var. Zorlu iş koşulları ve bedensel güç ihtiyacının ön planda olduğu bir alan. Ama kadınların katılımı bizim için çok önemli” diyor Evrim Aras:
“Hayalim, 8 Mart Dünya emekçi Kadınlar Günü’nün cinsiyet eşitliği için çabaların sarf edildiği bir gün olmasından ziyade, kadın-erkek yan yana, kolektif başarının kutlandığı gün olması…”

Hijyenik emzirme odası
New York’ta WEPs’in iş dünyasına nasıl adapte edileceğinin konuşulduğu BM panelinde Aras, bu prensipleri nasıl hayata geçirdiklerini anlattı:

– İşe alımlarda kadın istihdamına zorunlu kota konulması,
– Kadın istihdamının artırılması için çalışanlara anketle öneri sorulması,
– Çalışanların birinci derece yakını olmayan bir kadın çalışan önermeleri ve işe alım gerçekleşirse önerenlere prim verilmesi,
– Hamile ve yeni doğum yapan kadın çalışanlara yönelik esnek çalışma saatlerinin yazılı hale getirilmesi,
– Genel müdürlük ve bölge müdürlüklerinde hijyenik emzirme odaları oluşturulması,
– Annelere ve tek ebeveyn babalara, ilk ve orta öğretimde okuyan çocuklarının okulunun ilk veya son gününde idari izin verilmesi, (“Çoğu çalışan bunun hakkı olduğunu bile bilmiyor” diyor Aras…)
– Çalışanlara yönelik anne-çocuk sağlığı eğitimlerinin organize edilmesi,
– Aras Aile Akademisi çerçevesinde, anlaşmalı 25 üniversitede çalışan eşlerinin merak ettikleri konularda kurs verilmesi. (Aile içi şiddet, ergen eğitimi ve mutluluk, çalışanların en çok eğitim almak istediği konular olarak belirlenmiş)
– Çalışanların eşlerine dönük Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile birlikte açık mesleki öğrenim imkânları.

Türkiye’den sadece 17 kuruluş imzaladı

BM Kadını Güçlendirme İlkeleri (WEP), kurumlarda eşit fırsatlar sunma, ayrımcılık yapmama, iş sağlığı ve güvenliği, eğitim ve gelişim, tedarik zinciri gibi iş ve çalışma koşullarını ilgilendiren alanlarda, cinsiyet eşitliğinin ilkelerini belirliyor.
Dünyada toplam 676 şirketin imzaladığı WEP’e, bugüne kadar Türkiye’de 17 kuruluş imza attı. Bu kuruluşlardan yedisi, Boyner Grubu şirketleri.
Türkiye’den WEP’e imza atan, somut uygulamaları hayata geçiren şirketlerin artması, özel sektörün toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda öncü rol üstlenmesi hayati önem taşıyor. Umarız yakın gelecekte bu bilinç hızla artar.

ECE KOÇAL’ın yazısı ile…

Aras Holding Yönetim Kurulu Başkanı Evrim Aras, baba şirketini yönetmeyi, taşımacılık sektörünü ve sekiz yaşındaki oğluyla paylaştığı hayatı anlattı.

Evrim Aras (33), Aras Holding’de yönetim kurulu başkanı olduğunda henüz 28 yaşındaymış. Bir anda büyük sorumluluklar almış. Öyle ki bu dönemde oğlu Aras da üç yaşındaymış. Ondan güç alarak yedi 24 çalışmış. Geçen beş yılda aile şirketini kurumsal hale dönüştürmüş. Ve şimdi daha rahat bir dönemde. Kendisi ve sekiz yaşındaki oğlu Aras’la evlerinde buluştuk ve önce kariyer hikâyesini konuşmaya başladık.

Aslında o da aynı durumdaki pek çok genç gibi önce babasına karşı gelmiş ve babasının işinde çalışmak istememiş. “Ben kendi istediğim işi yaparım, babamsız da başarılı olurum, kimseye eyvallahım olmaz” diyenlerdenmiş. Bu tavrı daha çocuklukta başlamış. Ortaokulda konservatuvar sınavlarına girmiş ve babası Celal Aras “Şarkıcı mı olacaksın!” diye gitmesine izin vermemiş. “Babam ne diyorsa tam tersini olmak istiyordum” diye anlatıyor o dönemi. Üniversite tercihlerine psikoloji yazmış ama babası tercih kâğıdında yazdığı bölümlerin yerlerini değiştirmiş. Sonunda babanın da kızın da isteği olmamış. Evrim Aras İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü’ne girmiş. Buradan 2001 yılında mezun olmuş. O zamanlarda da savaş muhabirliği ideali varmış. Bu idealini tam olarak gerçekleştiremese de bir süre atv’de muhabirlik yapmış.

Önce şube görevi
Ama kriz dönemiymiş. Ve ortalıkta çok da iş seçeneği yokmuş. Evrim Aras ilk başlarda çok istemese de baba şirketinde çalışmaya başlamış. Ama işi çok sevmiş. “Sürekli kendini geliştirmen gereken bir iş. Bir de o dönemde yapacak çok şey vardı” diyor. Evrim Aras, ilk günden bu yana Aras Kargo’da hemen her departmanda çalışmış. Önce şubelerde bulunmuş. Daha sonra kurumsal iletişim departmanı kurarak uzun süre burada çalışmış. “Markalaşma dönemimizdi” diyor.

Ve oldukça genç yaşta (27), Aras Kargo Genel Müdürü olmuş. “Çünkü babam kanserdi; benim işleri devralmam gerekti” diyor. 2008 yılında da Celal Aras vefat edince, onunla çalışma tecrübesi olduğu için bayrağı ikinci nesilden Evrim Aras devralmış. “Şu anda üç hissedarız; annem, kardeşim ve ben” diyor ve devam ediyor: “Aile anayasası yaptık, bağımsız yönetim kurulu oluşturduk. Şu an profesyonel yöneticiler tarafından yönetilen, 100 yıllık bir şirket olmayı hedefleyen bir kurum olarak hizmet veriyoruz.”

“Babanız nasıl bir liderdi, siz nasıl bir lider oldunuz?” sorusunu şöyle yanıtlıyor: “Babam çok dominant ve güçlü bir liderdi. Bir karizması vardı. Bu sahiplenici ve tek adam durumu, şirket büyüyünce dezavantaja dönebiliyor. Ben ortak akılla yönetiyorum. Her şeyi ben tek başıma bilemem. Her konunun uzmanı vardır. Daha kurumsal bakıyorum; herkes işini güzel yapsın, karşılığını güzel kazansın, kardeş kardeş yaşayalım (gülüyor). Babamla aramızda böyle bir zihniyet farkı var ama ben de onun yaptığını yapamazdım. Yoktan var edip, 10 bin kişilik iş yaratmak bambaşka bir şey. Her durumda kendinizi sürekli geliştirmeniz, yeniliğe açık ve esnek olmanız, tabii en önemlisi saygı ve güven çerçevesinde karşınızdaki kişileri koştuğumuz yola inandırabilmeniz gerekli.”

Birlikte büyüyoruz
İş hayatına genç atılmasının yanı sıra Evrim Aras çok da genç anne olmuş. 24 yaşında, genel müdür yardımcısıyken Aras’ı kucağına almış. Yönetim kurulu başkanı olduğunda ise Aras üç yaşındaymış. “Hâlâ Aras’la birlikte büyümeye devam ediyoruz” diyor. Peki merak ediyorum, acaba kendisi hep erken evlenip genç anne olmayı hayal edenlerden miydi diye… Şöyle yanıtlıyor: “Hayır değildim. Baktım aniden evlenmişim ve erkenden çocuk sahibi olmuşum. Yine de ‘Çalışmaya devam etmem lazım’ dedim… Oğlum iki aylıkken işe döndüm. Şanslıydım ki annem kadar iyi bakacak bakıcılara denk geldim. Çok genç evlendim, genç anne oldum, genç patron oldum… Hayat böyle getirdi.”
Şu anki çalışma temposunu ise şöyle anlatıyor: “Yönetim kurulu başkanlığını ilk devraldığımda yedi 24 çalışyordum. Çünkü bir sistem kuruyorduk. Artık profesyonellere devrettiğim için daha rahatım. Çocuğuma daha çok vakit ayırabiliyorum. Dolayısıyla dengede olmayı öğreniyorum. Kendim sağlıklı olacağım, kendimi geliştireceğim ki etrafa faydalı olayım.”
Ardından sektörün dinamiklerini konuşmaya başlıyoruz. Taşımacılık erkek egemen bir sektör gibi görünse de çok öyle olmadığını anlatıyor: “Bizde tepede kadın yöneticiler çok var. Hatta diğer şirketlere oranla daha fazla. Ama ne yazık ki yüzde 50-50 değil. Yöneticilik haricinde fiziksel güce dayanan bir iş olduğu için kadınlar tarafından çok tercih edilmiyor. Kadın kuryelerimizin olmasını istedik. Hatta birkaç tane de var.

Şirket genelinde 9 bin çalışanın 1500’ü kadın. Yönetim kurulunda benim ve annemin dışında ne yazık ki kadın yok. Ama CFO’muz ve en önemli departmanlarımızdan olan insan kaynaklarının müdürü de kadın. Orta kademede dokuz tane kadın yöneticimiz var. Bunun yanı sıra bayi sahiplerimizin çoğunluğu da kadın. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki bayilerin çoğunun başında kadın girişimciler var. Büyük şehirlerde kadınlar ağır iş yapınca yadırganabiliyor. Ama Anadolu’da kadın öyle değil; çekip çevirir. Aslında bizim işte, insan yönetimi çok önemli olduğu için kadınlar daha başarılı oluyor. Kadınların empati yeteneği daha gelişmiş olduğu için, gerektiğinde kuryelere ablalık, annelik yapıyorlar. Daha çok sayıda kadın müdürümüz olsun istiyoruz.”

Masalları canlandırıyoruz
Ardından Aras’ı konuşmaya başlıyoruz. “Bu zamanda çocuk yetiştirmek için de ayrıca programlı olmak gerekiyor. Hepsinin ayrı ajandaları var. Partisi, kursu, dersi, sporu hiç bitmiyor” diyor ve birlikte neler yaptıklarını anlatıyor: “Cumartesi sabahları Aras’ı basketbola götürüyorum. Oradan sinemaya gidiyoruz. Veya at binmeye çiftliğe gidiyoruz. Bir de kendi kendimize tiyatro yapıyoruz, masalları canlandırıyoruz. Örneğin Kırmızı Başlıklı Kız’ı çalışıp, sonra birileri geldiğinde sahneledik. Numaralarımızı göstermeyi seviyoruz. Aslında biz Aras’la birlikte hayatı paylaşıyoruz. Canım bir şey istiyorsa, Aras’a ‘Yapalım mı?’ diyorum, onun da canı isterse beraber yapıyoruz.”
Bekâr bir anne olmak…
Hayatı paylaşmak deyince, Evrim Aras’ın bekâr bir anne olarak neler yaşadığını, boşanma sürecinin nasıl geçtiğini soruyorum. Şöyle anlatıyor: “2010’da eşimden ayrıldım. Klasik bir söylem ama mutsuz olup, çocuğu mutsuz bir ortamda yetiştirmektense, boşanmak daha doğru. Sonuçta anne-babası boşanan tek çocuk o değil. Hayat Bilgisi dersine bile böyle bir konu eklenmiş. Bu nedenle çocuklara da olağan bir şey gibi geliyor. İlk başta ‘Doğru mu yapıyorum?’ diyorsunuz ama çocuğun huzurunun daha önemli olduğuna karar veriyorsunuz. Tabii o dönemde uzmanların görüşlerini aldık. Ortak bir hayat paylaşıyorsunuz. Ne o sizin robotunuz, ne de siz onun robotusunuz. İki birey bir araya geliyor ve birbirinizi besleyerek büyüyorsunuz. Biz şimdiye kadar boşanmayla ilgili aşırı bir sorun yaşamadık. Ama erkek çocuğu olarak, önünde devamlı bir rol model olmadığı için bazen endişe duyuyorum. Ergenlik döneminde ne olur bilemiyorum. Onu da bir şekilde atlatacağız.”

Zara ve Rosalia Mera’nın Girişimcilik Öyküsü…

Bu gün hepimizin bildiği mutlaka ürünlerini, alıp kullandığı devleşen marka Zara ve kurucusu Rosalia Mera’nın  girişimcilik öyküsünü, kendisinin, kocasının şimdi de ceo larının başarılarının sırlarını anlatmak istiyorum.Ben de zaman zaman farklı şeyler duyuyordum, tam olarak yeni öğrendim. Sizlerle paylaşmak Roselia Mera’nın örnek alınacak hikayesini anlatmak isterken. Yeni yılın ilk girişimcilik yazısına yakışacak unutulmayacak bir öykü. Önce Roselia Mera’nın ki….

İspanyol tekstil devi Zara’nın kurucusu, Inditex firmasının patronu Rosalia Mera, geçtiğimiz yıl  69 yaşında hayatını kaybetmişti. 5 milyar euroluk servetiyle dünyanın en zengin kadınları arasında yer alan Mera’nın, tüm girişimcilere örnek olabilecek bir başarı ve hayat hikayesi var.

1944 yılında doğan Rosalia Mera, 11 yaşında okuldan atıldı ve kaderini değiştirecek mesleğe terzilik yaparak adımını attı. 20’li yaşlarında hazır giyim girişimcisi olacak birikime sahip oldu. O zamanki kocası, şimdi dünyanın en zengin beşinci adamı olan Amancio Ortega ile hazır giyim işine girdi. İlk ürünlerini evinin oturma odasında dikti.

İlk dükkanını, 1975’te 31 yaşındayken İspanya’nın La Coruna kentinde açtı. Dükkana, Zara adını verdiğinde belki de bu markanın dünya devi olacağını tahmin edemiyordu.

Zara mağazalar zincirleri şeklinde İspanya’da büyüyünce, Rosalia Mera ve eşi  Amancio Ortega  başka markalar üretmeye başladı. 1985 yılında hazır giyim perakendeciliğinde yenilikçi bir firma olarak anılacak Inditex‘i kurdu.

Inditex Avrupa’da ve dünyada yayılırken, 90’larda da Türkiye pazarına Zara markası ile girdi.

2001’de Rosalia Mera, kritik bir karar alarak şirketi halka açtı. Bu hamleyle 600 milyon dolar gelir elde ederek dünyada büyümeye başladı.

Rosalia Mera, Amiral gemisi Zara markasıyla “fast fashion” (hızlı moda) kavramının önemli temsilcisi oldu. Moda trendlerini belirleyen defilelerde sergilenen ürünleri defilelerden hemen sonra mağazalara getirdi.

1991’te Massimo Dutti markasını satın alan Inditex, bu markayla 2004’te Türkiye’ye girdi. Türk tüketicilerin yakından tanıdığı Bershka da dahil olmak üzere, 8 marka ile 2012’de 21 milyon dolar ciro elde eden dünyanın en büyük hazır giyim perakende firmasından biri oldu.

Bu büyük başarıyla birlikte Rosalia Mera, Forbes en zenginler listesinde 6.1 milyar dolar servetiyle yer aldı. Mera bu rakamla, dünyada bu zenginliği kendisi yaratmış, kendisine miras kalmamış en zengin kadın oldu.

Rosalia Mera, sosyal sorumluluk projeleriyle de anılıyordu. Kanser tedavisi için bir şirkete ortak olan Mera yeni doğmuş çocuklar için parmak izi sistemi gelişten bir şirkete de ortak oldu. Meşhur Bulgari Hotel‘de de hisse sahibi olan Mera, İspanya’da genç caz şarkıcılarını keşfeden bir yarışmanın da kurucusu oldu.

Rosalia Mera’nın girişimcilik fikri ile başlayan Zara öyküsü, kocası ile büyüyor, ikisinin katkılarıyla devleşiyor.Daha sonra da halka açılan bir şirket oluyor.Karı koca anlaşamayıp ayrılsalar da şirket başarıları devam etmekte.

Zara’nın hedef kitlesi B ve C grubu kadar A grubunu da kapsıyor. Fiyatların ucuz olması, A grubu müşterilerin Zara’dan alışveriş etmeleri için bir engel değil, çünkü tanınmış İtalyan markalarının ürünlerinin benzerlerini -kalite olarak olmasa da- 1/10 fiyatına Zara’dan alabiliyorlar. Zara’nın tasarım ile ilgili hamleleri proaktif olmaktan ziyade reaktif. Esinlendikleri model başka bir markanın modeli olabileceği gibi mağazalarına gelen müşterinin kıyafeti de olabilir. Bu yüzden Zara tanınmış tasarımcılardan ziyade 250 civarında genç tasarımcıyla çalışıyor. Ve bu tasarımcılar dünyadaki bütün Zara mağaza müdürleriyle irtibat halinde. Bu şekilde en çok satan modelleri anında görebiliyorlar.

Zara, Londra’da, Regent Street’te ilk açıldığında mağazaya akın eden İngilizler, bir hafta sonra tekrar mağazaya uğradıklarında beğendikleri modelleri bulamamışlardı. Zara mağazalarında ürünler raflarda en fazla 2-3 hafta duruyor. Zara’nın sahibi Amancio Ortega, “Kıyafet de ekmek gibidir, durdukça bayatlar. O yüzden tasarımlarımızı mağazalarda uzun süre tutmuyoruz” diyor.

Zara korkunç büyüklüğüne rağmen (1000’in üzerinde mağaza ve 5 milyar euro ciro) çok hızlı davranıyor. Dünyanın herhangi bir yerinde beğendikleri bir tasarımı maksimum 4 hafta içerisinde üretip, bütün mağazalarına sokabiliyorlar. İspanya turnesinde Madonna’nın ilk konserde giydiği kıyafetler son Madonna konserinde Madonna hayranı genç kızların üzerindeydi. Ve bu kıyafetlerin etiketi tabii ki Zara’ydı.

Zara’yı Zara yapan felsefe çok basit: Sürekli yeni tasarım (yılda 12.000, en büyük rakibi H&M’de bu sayı 4.000), az stok ve biten modellerin yerine -çok satsa bile- yeni modeller. Bu anlayış, üniforma gibi herkesin sırtında aynı Zara modellerini görmemizi engelliyor. Her iki haftada bir mağazalara yeni ürün gelmesi de Zara mağazalarının düzenli ve sık olarak tüketiciler tarafından ziyaret edilmesini sağlıyor. Bu da tabii ki satışa yansıyor. Her modelden az sayıda üretildiği için  ürünlerle ilgili “yok satıyor” imajı oluşmuş tüketiciler arasında. Ve beğendikleri bir model oldu mu, bu indirime kalmaz, biter korkusuyla hemen satın alıyorlar. Bu da Zara ürünlerinin büyük bir bölümünün -yüzde 82- normal etiket fiyatından satılmasını sağlıyor. İndirimde satılan ürünlerin oranı yüzde 18. Zara’nın en büyük rakibi H&M de dahil olmak üzere, sektör ortalaması yüzde 35. Bu durum haliyle Zara’nın kârlılığına da yansıyor. Zara az stok taşıdığı için Zara’nın stok maliyeti de çok düşük.

Zara’nın başarısının sırrı, karı kocanın başlattıkları, hızlılık, devamlı yeni tasarım, iyi perakendecilik, fikirlerinin, stratejilerinin  doğru uygulanmasında…Ben de sizlere çok iyi tanıdığımız bu markanın hikayesini özetlemek istedim.Herkese neşeli hafta sonları diliyorum, bir ara da Zara’lara uğrasam fena olmaz ne dersiniz…

Girişimci Adaylarına Endeavor Fırsatı

Şanslı 60 kişiden biri de siz olabilirsiniz. Endeavor Türkiye, JP Morgan Chase Vakfı’nın desteğiyle başarılı girişimcilerin gerçek öykülerinden derlenen CaseCampus vaka çalışmaları programını genç girişimci adaylarının başvurusuna açtı.
09. Ocak 2015 Son başvuru!!! Yılın harika fırsatlarından. Kaçırmayın….

CaseCampus ile Girişimciliği Başarılı Girişimcilerden Öğrenin!

Girişimcilikle mi ilgileniyorsun? JP Morgan’ın desteğiyle, Endeavor Türkiye, başarılı girişimcilerinin gerçek öykülerini CaseCampus’de genç girişimci adaylarıyla buluşturuyor. Sen de girişimciliği bir kariyer seçeneği olarak düşünüyor veya girişimcilikle ilgileniyorsan bu ücretsiz program tam sana göre!
CaseCampus Nedir?
 
Girişimcilik, engel ve sorunlarla dolu bir yoldur. Bu yolda başarılı bir girişimci olmak, sorunları fırsata çevirmeyi gerektirir. CaseCampus programında, bir  girişimci gibi sorun çözmeyi öğrenecek,  yaşanmış girişimci öykülerindeki ikilemleri sen fırsata çevireceksin!
CaseCampus’te her biri önemli başarılara imza atmış Endeavor Girişimcileri, girişimcilik yolunda yaşadıkları zorlukları, başarıları ve mücadeleleri paylaşıyor. Girişimciler, çözüm seçeneklerini size sunuyor ve bir sonraki adımlarını kurgulamak için sizi tartışmaya davet ediyor.
Online platform’da farklı sektörlerden usta girişimcilerin tüm öykülerini, yazılı vaka çalışmalarını, videolarını ve iş modeli analizlerini bulabileceksin. Ayrıca, önde gelen akademisyenlerden oluşan danışma kurulu üyeleri ile tartışma seanslarına katılabilecek ve girişimciler, yatırımcılar ve sektör önderleriyle konferanslarda tanışabileceksin. Farklı sektörlerden olsa da, tüm girişimciler birbirine benzeyen karar anları yaşar. Bu programla, sen de kendini onların yerine koyarak riske girmeden bu dönüm noktaları hakkında kapsamlı bir deneyim kazanabileceksin.
Neden Katılmalıyım?
 
• Kendi geleceğini tasarlamak,
• Girişimciliği girişimcilerden öğrenmek,
• İçindeki girişimciyi çıkarmak; liderlik özelliklerini güçlendirmek.
• Benzersiz ve ücretsiz bir uygulamalı girişimcilik deneyimi kazanmak,
• Kapsamlı yerel girişimcilik öğrenim kaynaklarına ulaşmak,
• Girişimcilik ekosisteminin önde gelen akademisyenleri, özel sektör liderleri, yatırımcı ve mentorlarıyla tanışmak istiyorsan, CaseCampus Programı’na başvurabilirsin.

Katılmak için Uygun muyum?
 
• 3.- 4. sınıf lisans veya yüksek lisans öğrencisiysen VEYA bir lisans programından en fazla 5 yıl önce mezun olduysan,
• 30 yaşından büyük değilsen,
• Kendi girişimini başlatmak istiyor ya da girişimcilik ekosistemine ilgi duyuyorsan,
• Mart– Mayıs 2015 arası devam edecek eğitim programının İstanbul’da gerçekleştirilecek konferanslarına katılabileceksen,
• Konferanslar dışındaki tüm programı online olarak takip edebileceksen, CaseCampus Programı’na başvurabilirsin.

Nasıl Başvururum?

Nereden başvurabilirim?

Programa başvurmak için BURAYA TIKLA.
En son ne zaman başvurabilirim?
Başvurular 12 Aralık 2014 – 09 Ocak 2015 arasında açık olacak.
Program formatı nasıl olacak?
Program üç ay sürecek. Toplamda altı adet vaka çalışması, üç konferans ve online toplantılarla incelenecektir.
 
• Program ne zaman başlıyor?
Dersler 7 Mart 2015 – 30 Mayıs 2015 tarihleri arasında gerçekleşecektir.
İşletme öğrencisi/mezunu değilim. Yine de başvurabilir miyim?
Program, tüm üniversitelerin fakülte ve bölümlerinden öğrenci ve mezunlara açık olacak.
Başvurduktan sonra ne yapmalıyım?
Başvuru formunu eksiksiz dolduran ve kriterlere uygun tüm adaylarla Ocak ayı boyunca telefon ve yüzyüze mülakatlarla değerlendirmeler devam edecek.
• Seçilenler ne zaman açıklanıyor?
CaseCampus Programı’na katılmaya hak kazananlar Şubat 2015’te duyurulacak.
• Herhangi bir ücret ödeyecek miyim?
Tüm CaseCampus Programı konferanslar dahil ücretsizdir.
Programa kaç kişi kabul edilecek?
2015 Bahar Dönemi CaseCampus Programı 60 kişi ile sınırlıdır.

Üniversite Danışma Kurulu’nda Kim Var?

• Doç. Dr. Adil Oran – ODTÜ Girişimcilik Merkezi Direktörü

• Yrd. Doç. Dr. Ahmet Murat Fiş – Özyeğin Üniversitesi Girişimcilik Bölümü Başkanı
• Prof. Dr. Dilek Çetindamar & Kutlu Kazancı – Sabancı Üniversitesi SUCOOL Direktörü
• Yrd. Doç. Dr. Deniz Tunçalp – İTÜ GINOVA Girişimcilik ve İnovasyon Merkezi Yürütme Kurulu Üyesi
• Doç. Dr. Mustafa Ergen – Koç Üniversitesi Kuluçka Merkezi Kurucusu ve Direktörü
• Yrd. Doç. Dr. Oğuzhan Aygören – İTÜ Öğretim Üyesi ve Boğaziçi Üniversitesi Öğretim GörevlisiProgramda Ne Var?
*Herbiri iki hafta sürecek vaka çalışmalarının içeriği; bir yazılı vaka materyali + üç ikilem videosu + online tartışma + sohbet videosu + iş modeli şeklinde olacaktır.
*Ayda bir kez düzenlenecek konferansların Cumartesi günleri yapılması planlanmaktadır.

Bilim Dünyasından Bir Girişimci

Hem bilim dünyasında olmak, hem de girişimci olmak, hem de hiç sermayesiz başarmak.Sevgili Aytül Erçil‘in girişimcilik hayatı hiç olamaz, çok zor  gibi görünenlerin içinden çıkıyor. Başarılardan başarılara, ödüllerden, ödüllere koşuyor.Başarı ve girişimcilik hikayesinde örnek alınacak çok şey var. Önümüzdeki yıllarda da çok başarılara imza atacağı kesin. Kendisine çok saygı duyuyorum. Geçen Yılın Kadın Girişimcisi seçildiği günden beri Kagider üyemiz. Geçtiğimiz hafta da doğum günü idi. Kendisini kutluyorum, nice mutlu, başarılı yılları olsun diliyorum. Basında çıkan iki yazısı ile de tanıtmak istedim.Sevgiler, iyi haftalar…

Yapay görme ve otomasyon dünyada hızla büyüyen bir alan. Türkiye’de bu işi yapan az sayıda şirket var. Bunlardan biri de Türkiye’nin 2013 Kadın Girişimcisi Yarışması’nın birincisi Prof. Dr. Feride Aytül Erçil’in şirketi.

İki patenti bulunan şirket geliştirdiği çözümleri önce Ortadoğu’ya sonra ise tüm dünyaya ihraç etmeyi hedefliyor.

feride aytul ercil

Ekonomistin Garanti Bankası ve Türkiye Kadın Girişimciler Demeği (KAGlDER) işbirliğiyle  düzenlediği 7.Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yanşması’nın birincisi Feride Aytül Erçil oldu. Teknoloji alanındaki başarılı çalışmalarıyla jürinin hayranlığını kazanan Vistek ISRA Vision Yapay Görme ve Otomasyon firmasının sahibi olan Erçil, kariyerini hem akademisyen hem de girişimci olarak sürdürüyor. Erçil, kaliteyi ve üretim kapasitesini artırmayı, maliyetleri düşürmeyi hedefleyen kuruluşlar için otomasyon uygulamalarında yapay görme teknolojisini esas alan, yaratıcı çözümler tasarlamak, üretmek ve kurmak misyonuyla hareket ediyor.

Yurtiçinde ve yurtdışında pek çok şirket için yapay görme sistemleri geliştiren şirkette bugün alanında en iyi 20 mühendis çalışıyor. Şirketin bugünkü cirosu 3 milyon TL. Bugüne kadar sadece proje geliştirmek üzerine çalışan şirket yakın zamanda patenti alınmış ürünlerin yurtiçi ve yurtdışında satışının yapılmasıyla her yıl cirosunu yüzde 50 oranında artırmayı hedefliyor.

Türkiye’nin yüksek katma değerli ihracat yapısına dönmesi ihtiyacına da bu şekilde katkı sağlayacak olan Erçil, bir yandan da Avrupa Birliği projelerinde dünya şirketlerinin ortağı olarak sistem geliştiriyor.

GENERAL MOTORS TECRÜBESİ

Erçil’in başarılı bir girişimci olmadan önce başanlı bir öğrencilik hayatı olmuş. Robert Kolej’den sonra Boğaziçi Üniversitesi’nde Elektronik Mühendisliği ve Matematik bölümlerini bitirmiş. Üniversitenin fen bilimleri birincisi, mühendislik bölümü üçüncüsü olan Erçil, ABD’de master ve doktorasını tamamlamış. Iş hayatına ise Amerika’da General Motors’un araştırma departmanında başlamış. O zamana kadar teoremler ve ispatlar üzerine çalıştığını söyleyen Erçil, GM’de yaptığı teorinin hayata geçmesinin keyfini tattığını ve uygulamalı olarak çalışmaya o zaman başladığını anlatıyor.

Erçil, beş yıl orada çalıştıktan sonra 1988’de Türkiye’ye Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak dönüyor. Üniversitede uygulamalı çalışmalar yapmak adına sanayi şirketlerini dolaşıyor.

Erçil, “O dönem üniversite sanayi işbirliği yoktu ve biz gittiğimizde Üniversitenin parası yok bizden para almaya çalışıyorlar’ diye görülüyordu” diye anlatıyor o günleri.

Ancak pes etmiyor. Çeşitli kaynaklardan destek alarak sanayinin sorunlarına çözüm olan projeler üzerine çalışmalar yapıyor. Hatta, Avrupa Birliği 4’üncü Çerçeve Programı’nın o dönemki tek projesini kendilerinin geliştirdiğini anlatıyor. Üniversite olarak AR-GE ve prototip üretmek üzerine çalışmayı sürdüren Erçil ‘sanayi bunu alır ve ürünleştirir’ diye düşündüklerini ama öyle olmadığını sonradan farkettiklerini belirtiyor. Bir şirketi olması gerektiğini gören Erçil, 1997 yılında okuldan mezun olmuş iki öğrencisini yanma alarak Vistek Ltd. şirketini kuruyor.

INOVENT DESTEK VERDİ

Türkiye’de teknolojik ürün geliştirilebileceğine yönelik güvenin olmaması işlerini ilk etapta zorluyor. Bu nedenle uluslararası projelere yöneliyorlar. Italyan bir şirket için yaptıkları proje uluslararası başarı ödülünü alıyor. Kalite kontrole yönelik yapay görme sistemleri ve otomasyonu üzerine geliştirilen bu projenin ardından yine aynı ülke için paketleme hattıyla ilgili bir proje gerçekleştiriliyor. O sırada ortaklardan birinin trafik kazası neticesinde hayatını kaybetmesinin kendilerini çok sarstığını belirten Erçil, bir müddet sessiz bir şekilde işe devam ettiklerini söylüyor.

2001 yılında ise Erçil, Sabancı Üniversitesi’ne geçiş yapıyor. Bu sırada şirket kapanıyor. Ancak üniversite Erçil’in girişimci yönünü ve yaptığı işleri duyunca buna destek vermek istiyor. Erçil, 2006 yılında Vistek A.Ş.adında yeni bir şirket kuruyor. Aynı yıl üniversite bünyesinde kurulan Inovent şirkete ortak oluyor.

YURTDIŞINA SATIŞ

Hiç sermayesinin olmadığını söyleyen Erçil, nasıl bugünlere geldiklerini ise şöyle anlatıyor: “Bize benzeyen şirketlerin bir yıl hiç para kazanmadan araştırmaları finanse edecek güce sahip olması gerekiyor. Ama benim bir sermayem yoktu. Bu yüzden gelen projeleri yapmakla işe başladık. Pek kârlı olmuyordu bu.

Sektörler farklılaşınca dağılıyorduk. Sonrasında projeleri ürüne dönüştürmeye ve odaklanmaya karar verdik. 2009 yılında Inovent ortaklıktan çıktı ve Isra Vision bize ortak oldu. Düz cam taramada Avrupa’nın bir numarası olan bu şirketin ortaklığı neticesinde cama odaklanmaya karar verdik. Bir de ayrıştırma sistemleri üzerine fokuslandık. Örneğin zeytin ayrıştırma sistemi geliştirdik. Zeytinleri renk ve tonlarına göre ayrıştıran bir sistem bu.”

Vistek, bugün gelinen noktada 3 milyon TL cirosu olan ve 20 kişinin çalıştığı bir şirkete dönüşmüş durumda. Bu sene ürünlerin yurtdışında satışına başlayacaklarını ifade eden Erçil, ilk etapta Ortadoğu’ya odaklanacaklarını anlatıyor.

İKİ PATENTİ, İKİ DE BAŞVURUSU VAR

CNBC-e’de yayınlanan ‘Person of Interest’, yapay görme ve zekayı bir araya getirerek suç işlenmeden suçluyu tespit eden bir sistem üzerine kurgulanmış bir dizi. Peki bu gerçekten uygulanabilir bir sistem mi?

Yedi yıldır birbirinden ilham verici girişimcilik hikayeleri ile karşılaşılan Türkiye’nin Kadın Girişimci Yarışması’nın bu yılki birincisi Feride Aytül ErçiPle tanıştıktan sonra bunun olası olduğunu gördük. Zira sahibi olduğu patentlerden biri bu sistemle benzer. Avrupa patentini aldıkları sistemle ilgili olarak Erçil şöyle konuşuyor: “Sürücünün yorgunluk tespitiyle ilgili bir sistem geliştirdik. Bu sistem ile yüz ifadesine bakarak kişinin yorgunluğunu erken saptıyoruz. Camın içine ufacık bir kamera takarak yapılıyor bu. Şişecam’la üretim konusunda çalışıyoruz şu anda. Bir milimetrelik kameraları cam içine yerleştireceğiz, ikinci patentimiz ise mozaik sektörüyle ilgili. Ufak taşlardan resim yapan sistem geliştirdik. Mozaikten 7 kişinin 21 günde yaptığı Piri Reis haritası var örneğin. Biz onun planlamasını birkaç saniyede oluşturup robotlarla yapabiliyoruz.”

Erçil, hali hazırda iki patent başvuruları daha olduğunu söylüyor.(Forivia Katalogu)

Aşağıda da sevgili Perihan Çakıroğlu’nun Bugün gazetesindeki güzel röportaj ile

Prof. Dr. Aytül Erçil: Cari açığın ilacı teknolojiye yatırım

Elektronikte hem hoca hem girişimci olan Prof. Dr. Aytül Erçil, üniversitede küçük bir laboratuvarda kurduğu şirketi Vistek ile yerli ve yabancı sanayinin “yapay gözü” oldu.

Prof. Dr. Aytül Erçil: Cari açığın ilacı teknolojiye yatırım

Bu şirketi Alman teknoloji devi Isra Vision’a satan ve bu firmanın teknolojisinden sorumlu kişisi olan Prof. Dr. Aytül Erçil, “Türkiye’nin cari açığı kesinlikle teknolojik ürünlerle kapanır” diye konuştu.Hem bilim kadını hem teknoloji alanında çalışan bir girişimci Prof. Dr. Aytül Erçil. Belki de “İşini iyi yapanlar her zaman kazanır” sözünü en iyi doğrulayan bir örnek. Ona, sanayinin “yapay gözü” diyorlar. Kendisiyle görüşmeye gittiğimde, İTÜ’nün teknoparkındaki ofisinde arı gibi çalışıyordu yine.Yeni bir döneme hazırSon 30 yılını verdiği teknolojik kariyerinde bir laboratuvarda kurduğu şirketi Vistek’le üniversite-sanayi işbirliğinin öncülüğünü yapan Erçil, artık yeni bir döneme hazırlanıyor. Çünkü şirketini küresel teknoloji arenasına taşımak amacıyla alanında “Avrupa’nın bir, dünyanın da üç numarası” diye nitelediği Alman teknoloji devi Isra Vision ile evlendirdi. Bundan sonra Isra’nın dünyadaki teknolojisini yönlendiren kişi olacağını, firmanın Ar-Ge ve mühendislik çalışmalarının Türkiye’ye taşınacağını belirten Erçil, hikayesini ve Türkiye’nin teknolojiyle imtihanını BUGÜN’e anlattı.Hep dönmek istedim*Aytül Hoca, hem kariyer yapmayı hem girişimci olmayı nasıl başardınız?

Eğitimimden kaynaklandı. Boğaziçi Üniversitesi Elektronik mezunuyum. Daha sonra da ABD’de doktora yaptım. Bu yapay görme sistemleriyle de aslında ABD’de tanıştım ve çok ilgimi çekti. Türkiye’ye döndükten sonra da bu alanda çalışmaya karar verdim. Boğaziçi’nde öğretim üyesiydim. 1990’da küçük bir laboratuvar kurduk. Yavaş yavaş büyüdü ama yaptığımız işlerin hayata geçemediğini gördüm. Çünkü, Türkiye’de teknolojik bir ürün geliştirme konusunda genelde bir örnek yoktu. Genellikle yurtdışından hazır alıp satıyorduk. Bu noktada yapacağım şeyler olduğunu düşündüm.

*Üzerinde çalıştığınız yapay görme sistemleri tam anlamıyla nedir?

Kameradan gelen görüntüleri yapay görme sistemlerine uyarlamak. Nasıl gözlerimizden bir görüntü alıyoruz, bu görüntüleri de beyne iletiyoruz, beyin de bunları işleyip karşımızdaki kişinin kimliğini tanımak işlevini yerine getiriyor. İşte öyle. Biz bunu bilgisayarda gerçekleştiriyoruz ve kameradan gelen görüntüyü işleyen yazılımlar yapıyoruz. Başta savunma, birçok sektörde çok amaçlı kullanılıyor.

Maksimum destek şart

*Sizce sektörler içinde cari açığı en fazla kapatmaya aday hangisi. Genellikle teknoloji deniliyor. Bu doğru mu?

Bu görüşe katılıyorum. Çünkü, teknoloji katma değeri çok yüksek olduğu için siz 1 liralık harcama yaptığınızda bunun geri dönüşü teknolojik bir konuda çok daha yüksek. Bire 10 bin olabiliyor.

*Peki teknolojide 2023 hedeflerine ulaşmak için neler yapılmalı?

Öncelikle siyasi kavgaları bırakıp teknolojide katma değer yaratan ürünlere yönelip, bunları maksimum destekleyerek hayata geçirmeliyiz.

KOBİ’ler destek almakta zorlanıyor

*KOSGEB ve TÜBİTAK’tan rahatlıkla destek alabiliyor musunuz?

Desteklerden yararlanıyoruz ama onlarda da şöyle bir şey var: Siz harcıyorsunuz, belli bir zaman sonra destek veriliyor. Oysa AB ile çalışırken proje başlar başlamaz 1,5 yıllık parayı hemen verdiler, rahat rahat projeyi yapabilelim diye.  Mesela TÜBİTAK projelerinde siz harcamaları 6 ay boyunca yapıyorsunuz, 4-5 sonra parayı geri alıyorsunuz. KOSGEB’de bu daha da uzuyor.

*Teminat konusu nasıl işliyor?

Her şey için ‘teminat mektubu’ gerekiyor. Firmalar avans ödemesi yapmak için teminat mektubu istiyorlar. TÜBİTAK da aynı şekilde istiyor ve projenin yüzde 25’ini ön ödeme olarak veriyor. Ama vereceği paranın yüzde 25 fazlasını da teminat olarak istiyor.

Özel sektör bizi ezip dışarıya para ödüyor

*Özel sektör, neden yazılım sektörüne girmiyor?

Özel sektörde hâlâ ‘yurtdışından alalım, riske girmeyelim’ anlayışı var. Bu değişmeli. Hatta, büyük şirketler, küçük şirketleri çok eziyor maalesef. Bu durumla devamlı karşılaşıyoruz. Bunun değişmesi lazım.

*Bu bir çelişki değil mi?

Kısa vadeli bakıyorlar. Örneğin büyük firmalardan birisiyle iş sözleşmemiz var. Ödenmesi gereken borçlarını bir türlü bize ödemediler. Alacağımızı istediğimiz zaman da, “Bizi mahkemeye mi vereceksiniz? Eğer verirseniz, bir daha bizimle proje yapamazsınız” dediler. Halbuki küçük firmaların güçlenmesi asıl onlar için faydalı. Çünkü yurtdışına hem daha fazla para ödüyorlar hem istedikleri zaman istedikleri faydayı alamıyorlar.

Alzheimer’lı hastalar için yazılım yapıyor

*Şu an­da ne­ler­le il­gi­le­ni­yor­su­nuz?

AB’­nin 7’in­ci Çer­çe­ve Prog­ra­mı­’n­dan 4 pro­je­miz var. Me­se­la, Alz­he­imer’­lı has­ta­la­rın ta­ki­biy­le il­gi­li bir pro­je mev­cut. Bir­çok sen­sör ve ka­me­ra ile has­ta­ne, ev, ba­kı­me­vi or­ta­mın­da has­ta­la­rın dav­ra­nış­la­rı­nı ta­kip edip, hem dok­to­ra hem has­ta­nın ba­kı­cı­sı­na ken­di­siy­le il­gi­li bil­gi­ler ve­ri­li­yor. Bu sa­ye­de ör­ne­ğin ge­ce­le­ri na­sıl uyu­yor, ra­hat uyu­yor mu, gün­de ne ka­dar ye­mek ye­di, has­ta­la­rın ilaç do­za­jı­nın ayar­la­nma­sı gi­bi du­rum­la­rı iz­li­yor.

Yazılımda atak için büyük proje gerekiyor

*Türkiye, sadece 100 milyon dolar civarında yazılım ihracatı yapıyor. Neden bu tutarı bir türlü aşamıyoruz?

Biz genelde organizasyonda iyi değiliz. Beyin gücü çok iyi. Son zamanlarda yazılımla ilgili ciddi atılımlar var ama büyük çaplı yazılım projelerinin Türkiye’ye gelmesi lazım. Birilerinin bunları alıp organize etmesi ve belki iş dağılımı yapması lazım. Şimdi savunma sanayinde bu oluşmaya başladı. Aselsan ve Havelsan çok ciddi büyük projeler yapıyorlar. Oralarda önemli yazılımlar geliştiriliyor.

Dünya devinde teknolojiye yön verecek

*Şirketinizi sattınız, siz yeni dönemde neler yapacaksınız?

Global şirketin CTO’su yani “Chef Tecnical Directör”ü oldum. Isra’nın bütün dünyadaki teknolojisine karar veren, yönlendiren kişi benim yani. Bu daha çok yeni. 2013 sonunda şirketi devrettim. 2014 başından itibaren de firmanın dünya çapında teknolojisini yöneten kişi konumuna geldim.

Hedef 30 kişiye çıkmak

*Hangi işleri üstlendiniz tam olarak?

Teknolojiyi takip etmek, bütün dünya üniversitelerinde neler yapılıyor onlara bakmak, AB projelerini takip etmek ve şirketin teknolojisine yön vermek olarak sıralayabilirim. Yıl sonuna kadar 30 kişiye çıkmayı hedefliyoruz. Belli bir vadede de 50 kişiye çıkacak çalışanlar. Ana hedef Türkiye’yi teknolojide büyütmek.

‘Evlilik kararını almak zor oldu’

*Sabancı ile ortaklığınız nasıl başladı?

2001’de Boğaziçi’nden Sabancı Üniversitesi’ne geçtim. Sabancı, Vistek’e çok sıcak baktı, ‘yer verelim’ dedi. Ortak olmak istedi. 2006’da bu nedenle Vistek AŞ’yi kurduk, Sabancı yüzde 10’luk pay aldı. Ondan sonra da hızlı büyüdük. 2009’da Alman Isra Vision’un CEO’su bana geldi ve “Sizinle ortak olmak istiyorum” dedi. Çok düşünüp taşındım sonra da  “evet” dedim.

*Neden satışa karar verdiniz?

İlk reaksiyonum, “Olmaz böyle şey, insan evladını satar mı” şeklinde oldu ama beni ikna ettiler. Çünkü, Isra şu anda 25 ülkede faaliyet gösteriyor. Geliştirdiğimiz teknolojiyi bütün dünyaya yayma olanağı vardı. Şirketin Ar-Ge’si o güne kadar sadece Almanya’daydı. İlk defa Türkiye’de de Ar-Ge kuruldu.

*Satış kararını almanızda neler etkili oldu?

Isra’nın da kurucusu Enis Ersü isimli bir Türk. Zaten satışı kabul etmemin bir nedeni de oydu. Benim iki kızım var ama onlar şirketle hiç ilgilenmiyorlar. Bu durum da satışta etkili oldu.

Türkiye TV’de LED trenini kaçırdı

*Neden LED devrimini kaçırdık?

Aslında televizyonda Türkiye bayağı öndeydi, şu LED TV trenini kaçırmasaydık. Bildiğim kadarıyla Beko-Arçelik de Vestel de bu konuda devlet çapında bir şeyler yapılması için uğraştılar ama bir şey yapamadılar. Bugün ana şeyler Uzakdoğu’da Güney Kore’de Japonya’da yapılıyor.

RÖPORTAJ / PERİHAN ÇAKIROĞLU – BUGÜN GAZETESİ

 

Çok Özel Bir Girişimci-Tülin Akın

2013 yılı Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışmasında  Sosyal Girişimci Ödülünü alan Tülin Akın’ı tanıdığım andan beri hep sizlere de anlatmak  istedim. Bu gün Kadınlar Arası’nın güzel röportajını görünce daha fazla beklemeden bu çok özel çabayı, sevgili Tülin Akın’ı sizlerle paylaşıyorum.

BUhMYgoCAAAfUa-

.

Tülin akın, uluslararası başarıya sahip bir kadın girişimci(www.tarimsalpazarlama.com). Hiç de kolay olmayan bir konuda sabırla, inançla yolculuğa çıkan bu cesur kadın girişimcinin, kendine inanmanın, istediğine odaklanmanın önemine vurgu yapan röportajını ilgiyle okuyacaksınız.

KadınlarArası: Uluslar arası başarıya sahip bir kadın girişimcisiniz. Ne oldu da böylesine önemli bir konuda girişimci olmaya karar verdiniz? Kısaca girişimci olma kararınızdan, bu konuyu tercih etme nedeninizden bahsederek yolculuğunuzu anlatabilir misiniz?

Tülin Akın: Bu alanda eğitim alıyordum ve sorunları görebiliyordum sorunlara çözüm üretmeye başladım ve ürettiğim çözümlerin kimse tarafından uygulanmadığını hatta uygulanamaz kabul edildiğini gördüm. Tarımda Bilişimi kullanmak 2004 yılında hayalperestlik olarak görülüyordu, ben de madem kimse yapmıyor ben yapmalıyım diye düşündüm. Bunun gerekli olduğunu ve bir gün mutlaka olacağını düşündüm.

KadınlarArası: Bu konuda kadın girişimci olmak hiç kolay değil sanırız. 1 milyonun üzerinde çiftçiye ulaştınız bugüne kadar. Ve işin teknoloji tarafında yardımcı olarak onlara inanılmaz bir fırsat sunuyorsunuz. Nasıl bir iletişimle bu günlere geldiniz? Özellikle ilk günlerden ve son dönemlerden birkaç örnek diyalogla aktarmanız mümkün mü?

Tülin Akın: İlk günlerde öğrenci olmam çok genç ve tecrübesiz olmam yanında bir de kadın olmam nedeniyle, sektörün temsilcileri tarafından gelip geçici bir hevestir düşüncesi oluşuyordu, bu işi bırakıp benimle çalış diyenler oldu. Çiftçiler arasında ise bizim için bir şeyler yapmaya çalışan “genç kız, bizim kız” oldum.  Çifçiler ilk başta “internet, bilişim, mobil, iletişim” sözcüklerini duymamışlardı. Benim konuşmalarım bazen onları eğlendiriyordu, bazen de kızıyorlardı zamanlarını boşuna harcattığımı düşünüyorlardı.

Şimdi sektör temsilcileri tarımla bilişim, tarımla sosyal proje denildiğinde ilk akıllarına gelen şirket biz oluyoruz.  Tarımsal sorunlara bilişim çözümleri sunuyoruz. Çiftçiler ise benden çok ekibimizi tanıyorlar, çünkü Türkiye’nin her yerinde her zaman çiftçinin yanındayız, yüzyüze iletişim kurarak sanal teknolojiyi yaygınlaştırdık.  İlk başlarda “internetçilik oynayan kız çocuğu” diyorlardı şimdi “tarımın geleceği” diyorlar.

KadınlarArası: Çok verimli ve başarılı projeleriniz var aynı zamanda ödülleriniz de. İlk yola çıktığınızda bu sonuca ulaşacağınızı hayal ettiniz mi?

Tülin Akın: Hiç kimse işin bu kadar büyüyeceğini düşünmüyordu, bazıları “sana gerçeklerden bahsedeyim hayalperestlikle kimse bir yere gelmez” diyordu, bazıları da “hevesini kırmayalım nasıl olsa kendi olmayacağını görür vazgeçer” diye yüreklendirmeye çalışıyordu. İşin üzerinde uzun süre kalacağımı görünce de “Evlenince, çocuğu olunca” gibi tahminler yürüttüler. Ben hiç vazgeçeceğimi düşünmedim.  Daha evrensel bir iş diye düşündüm ancak henüz hayalim gerçekleşmedi.tulin-akin1

KadınlarArası: Tarımda pazarlama sorununu görerek, bu yönde çalışmalar yapıyorsunuz. Peki, bu konuya başladığınız günlerden bu yana neler değişti? Şu anda tarımın en büyük sorunu pazarlama mı yoksa üretim mi?

Tülin Akın: Tarımın en büyük sorunu bilgiye ulaşımdır. Üretim veya pazarlama sorunları bu sorunun sonuçlarıdır. Biz aslında en büyük soruna odaklandık ve bu sorun üzerinde çalışmalar yapıyoruz. Tabi ki pazarlama ve üretim bilgilendirmeleri, ortamları oluşturmak da bu bilgilendirmelerin sonuçlarını yönlendirmek oluyor.

KadınlarArası: Tarım sektöründe gerçek girişimcilerle yani çiftçilerle bir aradasınız. Şu an Türkiye’ de tarımın geldiği nokta nedir? Hangi üretimlerde nasıl bir ilerleme veya nasıl bir sona gidiliyor?

Tülin Akın: Tarım sektöründe bir ilerleme veya bir gerileme yok. Gelinen bir nokta yok. 50 yıl hatta 80 yıl öncesindeki tarım politikalarını araştırırsanız ortamın aynı olduğunu göreceksiniz. Ancak çiftçilerimiz son yıllarda gençleşiyor yani genç nesil son 2 yıldır tarıma daha ilgili, ben bunun geleceği değiştireceğini düşünüyorum.

Kadınlar tarımda asıl üreticiler…

KadınlarArası: Kadın çiftçilerin rolü ne tarımda? Kadınlar yeniliklere gelişmelere daha kolay ayak uydurabiliyorlar pek çok konuda. Tarımda girişimci olduklarında nasıl bir tablo çıkıyor ortaya?

Tülin Akın: Kadınlar tarımda asıl üreticiler. Yani aslında çiftçilik bir meslekten çok bir aile girişimciliğinin ismi. Üretici kadınlar ve çocuklar, satın almacı ve pazarlamacı adamlar. Tarımda kadın girişimci dediğinizde ülkemizde malesef  %90 eşleri vefat ettiğinde bu işe girmek zorunda olanların oluşturduğu bir kitle var. Çünkü satın alma ve pazarlamayı da öğrenmek zorunda kalıyorlar. Bu da üretimle ilgilenen kadının kendini zorlaması anlamına geliyor, zaten dediğim gibi zorunda olduklarından. Geri kalan %9 bilinçli ve eğitimli olarak bu işe isteğiyle girenler. Onlar markalaşma yolundalar, bazıları da markalaşmış ve başarılı kadınlar. %1 de eşlerini dahil ederek girişimcilik yapan gerçek çiftçi ve köylü kadınlar ki onlardan gerçekten korkulur :)

KadınlarArası: Uluslararası arenada Türk çiftçisinin yeri ne? Hem üretim hem de pazarlama tarafından kıyasladığınızda.

Tülin Akın: Türk çiftçisinin değil, ürettiklerinin bir yeri var uluslararası arenada. Burada büyük şirketler rol oynuyor. Verimli bir ülkedeyiz. Tarım ülkesi olmaktan gurur duymalıyız.

KadınlarArası: Tarım konusunda üreticinin ve devlet politikalarının dışında tüketicinin de önemli katkılarının olması gerekiyor değil mi? Özellikle kadınlar her konuda olduğu gibi bu konuda da ailelerini etkileyen grup. Neler yapılabilir?

Tülin Akın: Tüketiciler de bilinçli olmalı, araştırmalı ve talep etmeli. Kendimiz ve çocuklarımız için bunu yapmalıyız. Sağlıklı bir nesil yetiştirmek için bunlar şart ve maalesef gıda en çok hilenin olduğu bir sektör.

En zor anlarda sakinlik ve odaklanma ile mutlaka bir çözüm bulunabilir…

KadınlarArası: Siz nasıl bir strateji ile planlıyorsunuz çalışmalarınızı? Zorlukların üstesinden gelme metodunuz nedir?

Tülin Akın: Geleceğe yönelik stratejiler yapıyoruz. 2 sene sonraki çözümlerimizin tohumlarını atıyoruz. Zorlukların üzerinden sadece sakince düşünmek ve çözümü araştırmakla gelinebilir diye düşünüyorum. En zor anlarda sakinlik ve odaklanma ile mutlaka bir çözüm bulunabilir.

KadınlarArası: Bundan sonrası için neler yapmayı planlıyorsunuz? Hedefleriniz?

Tülin Akın: Başka ülkelerde faaliyete geçmek, kadın ve çocuklara yönelik tarımsal projeler gerçekleştirmek.

KadınlarArası: Kadınlara vermek istediğiniz mesajlar var mı? Onları cesaretlendirecek, girişimci olmaya heveslendirecek, girişimci olanları motive edecek…

Tülin Akın: Bir amaç uğruna yeterince sabredip ilerlemeye devam etmek demek başarının yollarından yürümek demektir.  Kendine inan, olumsuzlukların sana ne öğretmek istediğine odaklan ki tekrar yaşama, elinden geleni değil gereğini yap. Bir çiftçimizin dediği gibi “Emek zayi olmaz, Allah görür”

 

 

 

– See more at: http://www.kadinlararasi.com/0001_guncel/kadinlar-tarimda-asil-uretici#sthash.oARP2vVF.dpuf