Hayatımıza çoşku, heyacan, enerji katanlar

Bazen, sabah gözümüze ilk çarpan saksıdaki yeni açmış bir tomurcuk,bazen deniz kenarında bir martı, belki güzel bir kahve kokusu,bizi güne sevgiyle başlatan, içimizi çoşkuyla dolduran bir şarkı, arkadaşlarımızın sevdiklerimizin başarıları,onlarla paylaşmanın çoşkusu, bazen bir kitap, bazen bir konser,bazen bir sergi, bazen bir film, hepsi heyacan,hepsi hayatımıza yeni bir enerji, taze bir umut,mutluluk  katıyor.

Peygamberimiz; ” İki gün aynı şeyi yaparsam bir günü yok sayarım demiş.”Bizi yaşantımızda mutlu, işimizde başarılı kılan, hep yenilikler peşinde koşturan, sevgi, heyacan, çoşku, tutku.Bütün bu güzel duyguları hep canlı, taze tutan en önemli etkenler, evimiz, ailemiz, sevdiklerimizle paylaştıklarımız. Benim en önemli sevgi, çoşku tutku kaynaklarımdan biri iki senedir, pazar günleri neşem.

Pazar günleri en keyifli günüm.Yakışıklı  küçük prensimle bereber olduğumuz  gün. Birgün önceden hazırlanıyorum, onun için alışverişler, yemekler yapıyorum.Evi onun rahat edeceği şekilde organize ediyorum.Ben de onun beni beğenmesi için hazırlanıyorum, kokularımı sürüyorum.Sabahtan itibaren heyacanla onun gelmesini  beklemeye başlıyorum.

Genelde öğleye doğru, hafif uykulu, biraz çekingen,biraz gülerek, sevinçle babasının kucağında geliyor.Sonra bir bütün gün kitap okuyoruz, müzik dinliyoruz, film, tv  seyrediyoruz,yap-boz yapıyoruz, bilgisayarda oynuyoruz.Bol bol konuşuyoruz,biraz birşeyler yiyiyoruz, oyunlar oynuyoruz, bazen müzik yapıyoruz,vaktin nasıl geçtiğini anlamıyoruz.Bazen dışarı çıkıyoruz. Ama ne yapıyorsak,çok mutlu oluyoruz,

Küçük prensim  bizim için çok büyük bir  zenginlik,tarifsiz bir mutluluk, onunla yepyeni dünyalar keşfediyoruz.Ona birşeyler anlatmaya öğretmeye çalışırken, daha fazlasını biz öğreniyoruz. Yeni yerler keşfediyoruz. Planlar yapıyoruz,yazın yapacaklarımız, ne zaman seyahat ederiz, nerelere gideriz. Nasıl daha sağlıklı uzun yaşarız, onunla daha uzun zaman geçiririz, umuduyla, tutkuyla hayata sarılıyoruz.Sonra bütün haftayı onun tadı, kokusu, sesi,anlattıkları, yaptıkları ile dolu dolu geçiriyoruz.

Böyle bir mutluluğu bize verdiği için tanrıya şükrediyoruz, çocuklarımıza teşekkür ediyoruz.Yeni bir haftaya başlarken, sabırsızlıkla günleri saymaya başlıyoruz.

Ruhumu Besleyenler

Ruhun en önemli gıdası müzik, günün her saati bana, ruhuma  iyi gelen, bana enerji veren müzikleri  düşündüm ve sıraladım.Bazen atlıyorum, ama sonra hemen toparlanıyorum.Ruhumu gıdasız  bırakmamaya çalışıyorum. Sabahları beni çoşkuyla, tutkuyla, enerjiyle dolduran genelde latin müzikleri oluyor,sonra gün içinde, çalışırken, üretirken, huzur, keyif,  veren müzikler dinliyorum. Akşam olunca tercihim daha romantik, içimizi ıstan, güzel duygular, hissettiren  müzikler oluyor.Evde de, dışarıda da  akşamları mumlar, ışıklar kokular, özenli sofralarda, sevdiklerimle  kendimi daha iyi hissediyorum. Vakit buldukça seyrettiğim romantik, duygusal, güzel mekanlarda geçen filmler seyretmek de benim bu duygularımı daha da pekiştiriyor. Günün zorluklarını,teleşlarını da geride bırakarak kendimi uykuya bırakıyorum. Çok sevdiğim böyle filmlerden birini de aşağıda paylaşmaya çalıştım.

Bazı  filmleri de  tekrar,tekrar seyretmekten, kitaplarımı da tekrar okumaktan  çok keyif alıyorum.Something’s Gotta Give  Aşkta Her şey Mümkün de onlardan biri. Bunları kızım, canımla paylaşmakta en güzeli. Her okuduğumu,  seyrettiğimi,izlediğimi onunla paylaşmak onun da aynı şekilde benimle paylaşması  mutluluğumu kat kat artırıyor.

Başak’ın son haberi, Geçen ay Amerika da  Diane Keaton’ın kendi yazdığı  hayat hikayesi,  yayınlanmış. Merakla ben de okumak istiyorum. Then Again adlı kitapta ünlü yıldız, annesinin ve kendi hayatını anlatırken, çok güçlü bir kadın olan annesiyle ilişkilerini, etkileşimlerini anlatmış. Dianenin hayatı, beraberlikleri, zaten oldukça ilginç, işin içine anne kız ilişkileri de girince hepimizi içine çekecek bir roman olduğunu düşünüyorum.

Film çok güzel bir romantik komedi.Oyuncular çok güçlü,Jack Nicholson, Diane Keaton, Keanu Reeves, Amanda Peet, hepsi müthişler.Amanda Peet bu filmde olağanüstü güzel.

Harry Langer,(Jack Nicholson) genç kadınlar için yanıp tutuşan bir müzik piyasası kurdudur. Birlikte olduğu genç ve güzel sevgilisinin (Amanda Peet) annesinin yazlık evinde romantik bir haftasonu geçirmeye karar verirler. Ama hiç beklemedikleri süprizler, bütün haftasonu boyunca yakalarını bırakmaz.

Erica,(Diane Keaton) kızının kendisinden bu kadar yaşlı biriyle birlikte olmasına karşı çıksa da duruma katlamaktan başka çare bulamaz. Ama tüm bu itirazlarının bir kanıtı gibi Harry, bir akşam kalbinden rahatsızlanınca bütün bir haftayı, hiç anlaşamadığı Erica ile birlikte geçirmek zorunda kalır.Sürekli didişen ve çok farklı yaşam tarzları olan iki insan olmalarına rağmen birlikte geçirmek zorunda kaldıkları bu süre, hiç beklemedikleri şekilde yakınlaşmalarına neden olur. Bu arada Harry ‘i tedavi eden yakışıklı doktor (Keanu Reeves)  ünlü senaryo yazarı Erica’nın hayranı ve aşığıdır.

Mekanlar çok sıcak güzel. Konu çok iyi esprilerle donatılmış.Yazar ve yönetmen Nancy Meyers’in  harika yapıtlarından biri.

Hayatımızda romantizmi çoğu zaman yaşamıyoruz, atlıyoruz, boşveriyoruz.Gülmeyi ise , unutuyoruz. Ruh sağlığımız için ikisi de çok önemli. Zaman zaman unuttuğumuz, boşverdiğimiz, yok saydığımız güzellikleri, benim çok sevdiğim bu filmle tekrar hatırlayalım, paylaşalım istedim.

Görmediyseniz, hemen alın, hem de kiralamayın kendinize alın.Fırsat buldukça sevdiklerinizle defalarca  seyretmek isteyeceğinizden eminim.

Sonbaharda Bodrum

1975 den beri her yaz, olabildiğince Bodrum da olmaya çalışdım.Senelerdir  yazları, işe Bodrumdan gidip, gelerek yaşadım. Ama hiç sonbaharda Bodrum da olamadım. Her Ağustos sonu itibari, iş hayatı yoğun başladığı için,evi kapatıp dönmek zorunda kaldık.Bu sene  sağlık nedenlerimizden, yazın Bodrum da kalamadık.İstanbul da idik. Ama başka bir şansımız oldu, geçen sene bir hafta Eylülde, bu sene hem Eylül de hem de Ekim sonu Kasım başı  10 ar gün Bodrumlu olduk.

Evet, evet, evet…… herkesin anlattığı gibi Eylül de Bodrum harika. Havası, denizi, kokusu, her şeyi ile mükemmel. Uçaktan indiğiniz de o kadar güzel bir hava insanı  kucaklıyor ki, zaten büyülenmiş  gibi oluyorsunuz. Sonra deniz, sizi nasıl sarıp, sarmalıyor, hiç çıkmak istemiyorsunuz,kendinizi bambaşka bir dünya da sanıyorsunuz, suyla bütünleşiyorsunuz, tüm mutluluklar sizinle oluyor.Sahil de olmak, güneşlenmek, kitap okumak, sohbet etmek, ya da sadece ve sadece denizi seyretmek, hepsi her zamankinden fazla keyif veriyor.Herşey sizi kucaklıyor, içine çekiyor.Bu güzel havada, suda, zamanda erimek, onlara karışmak , parçası olmak  istiyorsunuz.

Her yer sakin, ulvi bir törende gibi yaşıyorsunuz. Koylar zaten çoğu boşalmış oluyor, sadece merkezlerde hareket var. Eylül ayındaki Bu Bodrum seyahatimde ben,  muhteşem doğayı, güzellikleri, denizi;  sezonun son konserleri, briç turnavaları, keyifli sakin koşuşturmasız,  telaşsız, dost yemekleri , uzun yürüyüşler,  yeni keşfedilmiş kitaplarla taclandırdım.

Bodrumda harika üç Briç Klübü var. Her gün birinde turnuvaya katılabilirsiniz. Oyuncuları da, üyeleri de, Bodrum da yaşıyan çok  güzel,elit insanlar. Çoğunluk eşleri ile katılan,emekli, üst düzey yönetici, kamu görevlisi,eski asker,diplomat, ortalama yaşları 60 ve üzeri olan bu briç severler aralarında da çok güzel dostluklar kurmuşlar.Beraber diğer zamanlar da da yemeklere gidiyorlar, farklı aktiviteler yapıyorlar.

Benim en çok sevdiğim yerlerden olan Bodrum Marina en hareketli noktalardan,kitapçısı, kafesi,restoranları, mağazaları ile cıvıl, cıvıl.

Marina’nın karşısında Tango, Memodof’un yeri, Yalıkavaktaki köfteci, balıkçılar, kebapçılar,Gümüşlük’te, Bitez de  restoranlar, sabah kahvaltı, hafta sonu brunch yapabileceğiniz,hepsi sonbaharda başka güzel,çok özel yerler var.Gazetenizi alın, kitabınızı alın, kağıt kaleminizi alın,ister yalnız, ister sevdiklerinizle hep mutluluk veren yerler.

Bu sene Bodrumda yaşayan arkadaşlarımız bizi, yeni gözde yer, merkezde manavların arkasındaki balkçılar çarşısına götürdüler. Burada eskiden sadece balık satılan çarşıymış.Şimdi hem balık ve tüm deniz ürünleri satılıyor, hem minik restorantlarda istediğiniz gibi pişiriliyor, istediğiniz salata ot, zeytinyağlı, balık mezeleri de ayrıca servis ediliyor. Çok taze, çok lezzetli sofralar, güzel dostlarla da beraber olunca müthiş keyifli oluyor.

 Hele Gümüşlükteki konserler,yine sonbahar da en enerjisi yüksek,kalabalık yerler.Dinleyicileri de, Avrupa da ki konserlerde rastlayacağımız cinsten çok şık, gerçek şık, gerçekten müzikle aşk yaşayan, solistle,beste ile eserle bütünleşen insanlar. Bu sene Eylül de kapanış konseri Gülsin Onay’dı. Sezonun son konserini  kaçırmadığım için çok mutlu oldum.Geçen sene de sezonu Gülsin Onay ve Burhan Öcal’la kapatmıştım.İkilinin uyumu müthişdi.İki dev sanatçıdan müthiş  bir performans çıktı,Bilfen Orkestrası da muhteşemdi, mekan harika , uçtum, gerçekten uçtum.Bu sene ki son konserde Gülsin hanımı 400 yıllık taş binada, kilisenin içinde dinledik. Çok yakından elini tutacak , nefesini duyacak mesafede; nasıl çalarken kendinden geçiyor, ve geçiriyor.  Aaaaaaaaaaaaaaaaa, evet hatıraları bile muhteşem.

    Geçen sene  ve bu sene Eylül de yakaladığım Gülsin Onay ve Burhan Öcal konserlerini  benim için çok değerli köşe yazarı ve yazar Zeynep Oral’dan okumak isterseniz,Cumhuriyet Gazetesi 10.09.2010 yazısına bakabilirsiniz.

Bodrum’u sonbaharda mutlaka deneyin.                                             ,

Şükürler Olsun, Şükürler Olsun

Her sabah güne  başlarken, her gece yatarken, rutin  şükrederek kalkıyorum, şükrederek yatıyorum,dualarımı okuyarak duşumu alıyorum. Eskiden nedense hep sabahları kalkınca yapardım şükretmeyi,  artık geceleri  yatağıma gittiğim de aynı şeyi tekrarlıyorum. Tanrım sana şükürler olsun, binlerce kere şükürler olsun, beni doğru yoldan, güzelliklerden, mutluluklardan, ayırma, aileme, sevdiklerime, dostlarıma,ülkeme , tüm insanlara güzellikler, sağlıklı mutlu günler nasib eyle, deyip dualarımla uykuya dalarken sadece ve sadece tüm güzel şeyleri gözümün önüne getirip, o anda aklıma hangileri geliyorsa, ailemle en keyifli sohbetler, seyahatler,kahkahalı komik anlar, duygusal, romantik, çoşku veren müthiş  doğa görselleri, müzik konserleri, her şey, sonra da uyuyorum. Ve uzun süredir gece sancıları,  uykusuzluklar yaşamıyorum.Uyuyuncaya kadar devam ediyorum, gece uyanırsam da hemen aynı şeyleri tekrar ediyorum.Deliksiz, dinlendirici bir uykuyla sabahı buluyorum.O zaman da kuş gibi, şükürler olsun, şükürler olsun tanrım diye aynı dualarla mutluluklarla, çoşkuyla, enerjiyle, yapacağım işlerim her ne olursa olsun, heyacanı ile  şarkılarla kalkıyorum.

Tabi bazen farklı şeyler de oluyor.mesela harika bir seyahatin, mutlu güzel günlerin ardından, geri döneceğim gün nedensiz; yataktan uyandım ama  kalkamadım, daha doğrusu kalkarken müthiş bir baş dönmesi oldu, gözlerim karardı, nefesim kesildi.Ben hemen çok sevgili insan değerli mesnevihan Nur Artıran hanımın dediklerini aklıma getirdim.Ne olursa olsun panik yapma, ne yapmam gerekiyor diye düşün, sakin ol, pozitif ol,bunun da bir nedeni var, hem de olumlu pozitif bir nedeni var,bu neden nedir tanrım diye düşün, bulmaya çalış,

Ben de aynen öyle yaptım, derin derin nefes aldım, bekledim, camları açtım hava aldım, gözlerimi sıkı sıkı kapatarak başımın dönmesini sakinlikle geçmesini bekledim.Sonra yine yavaş yavaş aşağı yukarı bakmadan, gözlerimi kapatarak duşumu aldım, giyindim, tabi çok zorlanarak ve her yaptığım hareketten sonra yine defalarca şükrederek, dinlenerek, tanrım bunu da yaptım, bunu da yaptım diyerek, sonra kocaman aşkımla , beni bekleyen canım arkadaşlarımla da paylaşıp  doktoruma ulaştım, ne yapacağımı sordum ve tavsiyesiyle ilaçlarımı alarak  ve güne devam ettim. Denilenleri yaparak, binlerce kere şükrederek, akşam uçağımıza kadar harika  bir gün daha yaşadık.Resimlerimi paylaştım, kendimde bakınca önceki günlerden hiç farkım yok.Tanrım şükürler olsun, her şey için, her güzellik, mutluluk için.

Bu Nasıl Bir Dünya

Temel arkadaşı Dursun’a sormuş “Bu nasıl dünya” Dursun da demiş ki “Bak şu karşıdaki kadının kucağındaki çocuk nasıl olduğunu söylüyor.”Çocuk annesinin kucağında hem ağlıyormuş hem de sızlanıyormuş. ”Ama anne hem vuruyorsun hem de ağlama diyorsun.”

Canım arkadaşım sevgili Ayşe Sakar’ın geçtiğimiz hafta annesini kaybettik.Ayşe benim için, tüm dostları, arkadaşları sevdikleri için çok özel bir insan.İnanılmaz sevgi dolu,hayatı hepimizden çok dolu dolu yaşayan, enerjisine hiç birimizin akıl sır erdiremediği çok güzel bir arkadaş, dost.Çok başarılı iş hayatından sonra şimdi, koçluk yapıyor,sürekli kendini geliştiriyor, yeniliyor,seyahatlerin birinden diğerine,hiç yorulmadan, bildiklerini yaşadıklarını, sevgisini hep paylaşarak, hep mutlu pozitif ama çok hareketli tutkulu bir hayat yaşıyor.

Hepimizin çılgın arkadaşı, kahveye gelin diyor, yemek oluyor, yemeğe gelin diyor, şölen oluyor, onunla seyahat etmekse olağanüstü bir paylaşım.Hep gönlü bol, sevgisi bol, enerjisi bol, süper bir insan.Annesinin kaybı, hepimizi tüm sevenlerini çok üzdü,cenazesine yetişemedim,evine taziyeye gittiğimde Ayşe yine tüm pozitifliği ile tüm gönlü, sofrası, enerjisi bolluğu ile bizleri karşıladı.Harika helvasının yanında bin çeşit ikramı ile bizleri sardı, sarmaladı, annesini, ölümünü, o günden beri yapılan sürekli duaları,cenaze  törenini, yemekleri  o kadar güzel anlattı, o kadar güzel paylaştı ki Mevlananın dediği gibi ölümü bile şölene döndürdü.Sevgili annesi uzun süredir rahatsızdı, artık gitmek istemişdi, çocukları ile sevdikleri ile vedalaşıp huzura ulaşmıştı.Bu çok özel  arkadaşımızın sevgili annesi de Ayşe anlattıkça anladık ki nasıl gönlü, eli, enerjisi bol, bambaşka bir insan.Hep vererek mutlu olmuş, sadece çocuklarına, ailesine, sevdiklerine  değil tüm mahalleliye tüm komşularına tüm erişebildiklerine el uzatmış, çok iyi bir müslüman anne.Herkese anne dost sevgili olmuş.

Canım Ayşecim,annecin nurlar içinde  yatsın, ne mutlu senin gibi de müthiş evlatlar anneler yetiştirmiş.