Meltem Kurtsan ve Harika Oryantasyon ……….

Dün yaşadığım uzun ve her anı başka güzel keyifli günün neresinden başlayayım bilemedim.Ama işte yüreğimin sesiyle sonuç bu oldu. Sabah Kagider de çok keyifli, yoğun  Üye İlişkiler toplantısından sonraki oryantasyon da, sevgili Münteha Kagider sunumu yaparken çok önemli bir şeyi hatırtlattı, ve uygulamaya ekledi,hepimiz de üzülerek paylaştık.Ne acı, çok yoğun yaşarken çok önemli şeyleri atlıyabiliyoruz, demek. Sevgili kurucu başkanımız       Meltem Kurtsan‘ın, diğer başkanlarımızın da  Kagider Biz ‘de hiç resmi yok. Bunu üzülerek hatırladığımız da yeni üyeler de sevgili Nur Ger‘in gecesinde tüm başkanlar bir aradaydı, yazıldı ama biz kimlerdi bilemedik dediler. Bu çok önemli eksiğimizin süper hızla halolacağına eminim. Oryantasyon da  en eski  bendim, tabii ilk günlerimizi , yoğun anımsadım, mutlaka kuruluş öncesi çalışmaları ve ilk günleri ayrıca yazmayı hep yine arzu ve temenni ettim. Bu yoğun duygularla da akşam İş Kuleleri Konser Salonun’da birşeyler okurken, birden çok güzel tatlı sesiyle ve süper yeni görüntüsüyle sevgili Meltem Kurtsan’ı buldum. Yanında da Kagider’in en vefalı gazeteci dostu sevgili Gila Benmayor’u.  Meltem’i görünce nasıl sevindim, nasıl özlemişim, nasıl göremedim diye üzülmüştüm. Eskiler yeniler hepimiz için sevgili Meltem’in son halini hemen sayfama koymak istedim.Birazcık zamanımızda hem Meltem ile hem sevgili Gila ile sohbet edebildik, çok iyi geldi.Daha çok sohbetlerimiz  paylaşımlarımız olsun inşallah.

Konser harikaydı, İş Kulerinde Konser keyfi de başka keyif. CKM evimin yanı diye çok mutluyum, ama karşıda konserleri de çok özlemişim. Sabahtan karşıya geçtiğim için erken gidebilme şansım oldu. Kapıda sevgili dostum, İş Kulelerinin yöneticisi Nilgün Baykara ile karşılaşmak, sohbet edebilmek, ortak dostları konuşmak, çay keyfi yapmak süperdi, üstüne Çağdaş Minyatür ustamız Mehmet Pesen‘in sergisini rahat rahat  gezebildim.1923 doğumlu çok değerli sanatçının 40lı  yıllardan bugünlere kadar geniş bir koleksiyonu var, sergide.Uzun uzun anlatmak istiyorum.İstanbul’a konserlere, etkinliklere erken gitmek gibi bir şansımız hiç olmuyor, ama bugün karşıda olmam bana neler neler daha yaşattı. İlk gününden beri takip ettiğim, Tekfen Filarmoni Orkestrası, kurucusu, çok değerli örneğim, enerji kaynağım, sevgili Nihat Gökyiğit‘i Orkestra Şefi Saim Akçıl‘ı 23 farklı ülkeden gelen orkestra üyelerini Tekfen gruptan çok sevdiğim dostlarımı görme şansım oldu. Sevgili Hıncal Uluç’a ne zamandır  rastlamıyordum, onu da görme şansım oldu.  Eskiden AKM konserlerinde, olduğu gibi hep tanıdık, bir çok dostla, arkadaşla, müzik severle, olmak müthişdi. Yine en sevdiğim sanatçılardan   Gülsin Onay‘ın solist olması, günü taçlandırdı.Hepsini daha sonra tek tek anlatacağım.Bu gün sadece harika oryantasyonu ve Meltem ile karşılaşımı sığdırabileceğim. O bile zor gözüküyor.

Kagider oryantasyonlarına katılmak  bana çok keyif veriyor.Son dönemde katıldığım üç oryantasyon ise beni çok fazla mutlu etti. Aramıza yeni katılan arkadaşlar hep çok özel, çok başarılı, bunun yanında genel yaş ortalamamızı oldukça  düşüren çok genç yeni üyelerimiz Y kuşağımız sürekli artıyor. Üye ilişkileri komitesinin bu çok önemli aksiyonlarından biri dün yapıldı. Yedi  yeni arkadaş kendini tanıttı.Yedisi de birbiriyle yarışır gibiydi, arka arkaya, işlerini, hayatlarını, sosyal çalışmalarını, anlatırken bizler de hayranlıkla ve  hayretle izledik. Enerjileri, motivasyonları,cesaretleri, iş yapış şekilleri, hedefleri, gençler özellikle hep, çıtaları çok yüksek başlatıyorlar, başarıyla da büyüyerek gidiyorlar.Kagider kadınları hep hiperaktif, bundan da çok memnunlar. Zamanı yönetme problemleri yok. Müthiş sorumluluk ve yoğunluluklarına, yenileri hiç düşünmeden hemen ekliyorlar. Onun için oradaydılar zaten. Hepsinden öğreneceğimiz çok şey var. Bu yeni yedi ismi hemen yazabilmek için sabırsızlanıyorum.Bugün birer satırla giriş yapayım istedim.

Sevgili Gonca Ergün bir önceki oryantasyondan listemde , genç Y kuşak gözdelerimden.Çünkü 1983 doğumlu, 2009 da 21 yaşında şirketini kuruyor,Türkiye de ilk kez çağrı sistemi ile tahsilat sistemini başlatmış. Çalıştığı isimler sektörlerin en büyükleri, 100 çalışanı var, büyümeler ve yeni projelerle devam. Başlıkları bile sığdırmak zor.Uzun uzun anlatacağım, çok yakında.

Firdevs Uzun  avukat, özellikle şirket hukuku konusunda etkin çalışmaları var.Yurt dışı eğitim ve işbirlikleri var. 1974 doğumlu, bence o da Y kuşağı. Hepimizin için çok değerli bir iş konusu var.                                                                                                                           Nuray Karaoğlu, yayıncılık dünyasından, eşiyle çok  önemli ilkleri başarıyorlar.Benim de Necil vasıtasıyla tanıdığım Nuray ve eşi Türkiye de ki  ilk Ansiklopedi Yayımcı şirketi. Milliyet Büyük Ansiklopedi’yi hazırlayıp yayınlıyorlar. STK deneyimleri çok.Toplumdan aldığını topluma ver ilkesi ile parlayan yıldız Kagider’i seçtim diyor. Uzun süredir de eşinle paylaştıkları işin dışında, kendi şirketinde SBS ve ÖSS Yayın seti pazarlaması yapıyor. Üç yetişkin  erkek çocuk, eşi ve köpeğiyle, uğraşmak da keyfi, mutluluğu. Y kuşağı değil ama görüntüsü o kadar genç ve alımlı.                                                                                                                  Beylem Birsen güleryüzlü tatlı sarışın arkadaşımız,aile şirketlerini kurumsallaştırma mücadelesine çok önem  veriyor.Neticesinde de aileye de şirkete  de kadın ve yeni nesil olarak farklılık ve başarı getiriyor. Otomotiv yedek parça sektöründe, Kim Demiş Kadınlar Anlamaz’a çok başarılı örnek oluyor. Sadece 1979 doğumlu.                                                                                                                            Bahar Sunman başka bir mücevher,Elektonik Tıp Sistemeleri Mümessillikleri var, işinde çok başarılı, süper isimlerle çalışıyorlar, ayrıca Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı olarak harika projelerin başında, hepsi benim de duyup hayran olduğum,çok değerli projeler, master yapıyor, başlıklar bile, sayfalar alabilir, daha sonra yazacağım.                                                                                                                            Orkide Gökhan yine çok başarılı Halkla İlişkilerci, çalıştığı isimler yine hep en büyük kuruluşlar, Özyeğin Üniversitesi Danışmanlığı bize Genç Kagider’de çok katkı sağlayacak, iletişim komitemizde olacak, tabii bütün Halkla İlişkilerciler gibi çok renkli bir yapısı olduğu kesin.                                                                                                                                       Derya Türkkorkmaz da tam hiperaktif yapısı, fütürist yaklaşımı,  sahip olduğu İnsan Kaynakları şirketinin  kuruluş öyküsü, sosyal çalışmaları ile dinlerken yorulduklarımızdan, harika ışıl ışıl gözleriyle müthiş yoğunluğuna Kagider’i özellikle Genç Kagider’i keyifle ekledi. X Kuşağı, Y Kuşağı ile ilgili bizlerle özel  paylaşımlar yapacak, söz verdi.

Oryantasyonun en önemli konularından biri Genç Kagider idi.Sevgili Münteha’nın çok emek verdiği proje çok kıymetli, hepimizin , özellikle yeni katılımcı üyelerimizin çok faydaları olacağı kesin.Herkes birşeyler üstlenip çok önemli sorumluluklarla ayrıldı.Bu da büyük mutluluk ve ilk günden süper bir katılım oldu. Yeşil-İş katılımı söylememe gerek yok, hepimiz gibi yeni üyelerimiz de zaten çevreci yaklaşımlarla bizzat işin içinde. Yeşil İş Kagider ile gönüllü paylaşım içinde olacaklar. Gün bitmeden  hepsinden katılım mesajları gelmeye başlamıştı.

Sevgili Meltem Kagider kurulalı 10 sene oluyor, sizlerin yola çıkışı daha da fazla, çok doğru bir adım ve başlangıç ile nasıl güzel günlere ulaşıldı.Binlerce teşekkürler sana ve seninle kuruluş mücadelesi başlatan çok sevgili arkadaşlara.

Harika günün birazının başlıklarını anlatmaya çalıştım, sevgiler

Onların Aşkı Tiyatro

Hermon Varis, Anahit Varis tiyatro yapmaya başlayalı kırk  sene olmuş. Sevgili Hermon’u geçen sene kaybetmeden önce ailece, hep beraber yürüttükleri amatör tiyatro tutkularını bu yıl da  aynı heyacan ve gönüllükle Anahit Varis devam ettiriyor.

Sevgili Hermon ailenin babası,yönetmen ve organizasyonu yapan kişi olarak hep işin    başında idi. Anne Anahit ile kızları Selin de hep önemli rollerde oyuncu.Bu amatör tutku onların yaşam şekli idi. Haftada üç gün akşamları tiyatro provası yapılan, gündüzleri herkesin işlerinde olduğu bir düzen.Sevgili Anahit çok sevdiği kocasının ölümünden sonra da , müthiş  tiyatro tutkusu ile bu güzel uğraşı, kaldığı yerden devam ettirip, bu sene yönetmen ve yapımcı görevini, Hermon’un yerine  üstlenmiş.  Hiç tiyatrosuz hayatları yok.Her sene büyük özenle oyun seçiliyor, oyuncular, dekorlar,kostümler hazırlanıyor.Sponsorlar bulunuyor. Oynanacak salon aranıyor. Provalar için yer aranıyor.

Yukaridaki resimde Anahit gümüş tuvaletler içinde, herzamanki gibi, sahneye çok yakışmış, çok güzel duruyor.

Son derece tutkulu, gayretli müthiş bir gönüllülükle, mutlulukla, çalışıyorlar. Zaman zaman yurt dışına davet edilip gittikleri de oluyor. Hem de Newyork, Los Angeles gibi, önemli davetler.Her sene  yepyeni bir heyacanları, yepyeni bir oyunları var.

 Bu resimde ise siyah beyaz saten elbisesiyle Selin müthiş gözüküyor, çünkü sahnede, ailece  bambaşka güzel enerjili ve ışık saçan oluyorlar.

Bu çok özel tiyatro tutkunu ailenin ve gönüllü grubun,  her sene oyunlarını kaçırmamaya çalışıyoruz, bu sene ki oyunları  Francis Veber’in oyunu Le Dıner De Cons’dan adaptasyon” Bir Salak Buldum” da neyseki,son anda görme şansımız oldu.

Sevgili arkadaşlarımız Raffi ve Arlet ailenin en yakın üyeleri,  kardeş ve enişte, olarak bu   aşkın takipçisi destekçisi,jokeri. Son oyunlarında Raffi bir adım daha ileri gitmiş ve oyunun Teknik Sorumlusu ve Cemil’in (dış sesi) olmuş.

Kırk senedir devam eden bu aşka hayran olmamak mümkün değil, onların sahnedeki başarıları heyacanları,tutkuları, gayretleri, amatör ruhları, çok farklı bir mutluluk ve enerji saçıyor.

Bu seneki oyun da çok hoş bir komedi, çok beğendik, tüm kısıtlı vakte ve imkanlara rağmen herkes işinden çıkıp, kar, kış, yorgunluk demeden çalışıp ortaya çıkardıkları oyun.

Oyunda iki kadın üç erkek oyuncu var. Hepsi günlük yaşamlarındaki, kişiliklerini bir yana bırakıp bambaşka birilerinin karekterine bürünüp, sahnede  harikalar yaratıyor.Onları izlemeye gelen yakınlarına, sevdiklerine çok güzel bir gece yaşatıyorlar.Hepsi çok başarılı oyuncuların performansına bayıldım, başroldeki Mıgır rolünde Hovsep Karagözyan ise turuncu kostümleriyle, doğal oyunu ile çok başarılı idi.

Sevgili Hermon başlattığın bu güzel tutku, sevdiklerinle, seni sevenlerle  devam ettiriliyor, yaşatılıyor, herzamanki gibi mutluluk ve ışık saçmaya devam ediyor.Ne güzel, ne mutlu….

Teşekkürler Anahit, teşekkürler, Raffi, teşekkürler Selin, teşekkürler Arlet, teşekkürler tüm emeği geçenler, bizde sizlerle çok keyifli bir akşam geçirdik, ve uzun sürecek, güzel duygularla dolduk. Herkese sevgiler,

Aşk İksiri

Aşk İksiri 9 Mart’da Kadıköy Süreyya Operası Sahnesi‘ndeydi.Tüm opera sevenler ve özellikle biz Kadıköylüler için harika bir şölen, büyülü bir gece daha yaşandı. L’esir D’amore; Donizetti‘nin bu  2 perdelik Komik Opera’sını Yekta Kara sahneye koymuş.

Sıradan bir köylü olan Nemorino’yu garson, varlıklı Adina’yı ise kafe sahibesi olarak yorumlayan yönetmen Yekta Kara eseri, yazıldığı dönem olan 1800’lü yıllardan bir asır sonrasına, II. Dünya Savaşı bitimine, bölge olarak ise Toscana’da n Napoli’ye taşımış. Aşkı için her şeyi feda eden Nemorino’nun talihinin bir gecede dönüşünü ve aşkın para karşısındaki mücadelesini öne çıkaran Kara aynı zamanda, Amerikan kültürünün İtalya’daki ilk etkilerine de dikkat çekerek bu dönüşümü, Napoli’ye çıkarma yapan müttefik güçler ve onların komutanı Belcore karakteriyle vurguluyor. Eser, 1940’lı yılların Napoli’sinde Akdeniz’e özgü panjurları, limoncu arabaları ve sapsarı çiçekleriyle de seyirciyi görsel bir şölene davet ediyor.Renklerle, dekorlarla, ışıklarla, kostümlerle hakikaten insanı büyülüyor.

Leonhard Garms’ın orkestra şefliğinde sahnelenen eserin dekorları Efter Tunç, kostümleri Şanda Zıpçı, ışık tasarımı Bülent Darcan imzası taşıyor. Güçlü kadrosuyla esere hayat veren koroyu ise Gökçen Koray yönetiyor. Müzik kadar renklerin aşkı da, bizi  büyüledi. Her sahnedeki farklı renk uyumu, hoşluğu,bizi o günlere sıcağa, aşka götürdü, yaşattı.

Bir anlamda  erkek külkedisi rolündeki Nemorino’nun içtiği basit bir şarabın inançla nasıl iksire dönüştüğünü bir kez daha dinleyerek,seyrederek izledik.

Ben ve yine opera sever iki arkadaşımla gittim.Üçümüz de çok keyifle izledik, dinledik. Ondan sonraki haftamız da hepimiz için hep aşkla sevdiğimiz yaptığımız, güzelliklerle dolu geçti.İksir herkese yarıyor bence seyredip, denemenizi öneririm. Haftanın benim çok özel diğer aşklarını bu sefer hemen şimdi değil, bir sonraki yazımda anlatmak istiyorum.Tek, tek, yavaş, yavaş , çünkü gerçekten hepsi farklı enerji ve gayret oldu, hala da bu enerji ve aşkla yaşam devam ediyor, hatta havalar bile ısındı, güneşler açtı. Sevgiyle kalın.

Çerçeve Yok, İçindesin

Van GoghAlive, 10 Şubat-15 Mayıs tarihleri arasında İstanbul Karaköy Antrepo 3’te, 15 Ekim-30 Aralık tarihleri arasında da Ankara Cer Modern’de ziyarete açık olacak. Detaylar için: http://j.mp/yjwGDQhttp://www.

Resimle ilgilenmiyorsanız bile bu muhteşem sergiyi gezmemezlik etmeyin diyorum. Hatta her gezenin  tekrar görmek isteyeceğinden eminim. Müthiş bir görsel şölen, harika müzikler içinde geziyorsunuz, oturuyorsunuz, tekrar geziyorsunuz, aynı anda Van Gogh kendi duygularını dile getirdiği yazılarını, mektuplaını  dijital ortamda okuyorsunuz.            Siz resimlerin içine giriyorsunuz. Resimler, müzik, yazılar sizin etrafınızda dans ediyor.Müthiş duygulanıyorsunuz, hissediyorsunuz, Van Gogh’la yaşıyorsunuz, mutlaka hangi yaş olursa olsun çocuklarınızı da götürün.İster arabasında, ister göğsünüzde, onlar da müthiş, mutlu,şaşkınlıkla seyrediyorlar.Ben sizler için yukarıda tanıtım videosundan başka Mozart’ın 16.Piano Sonatı eşliğinde de bir video ekledim. Biraz bilgi de yazdım. Ama hiçbiri sizin yerinde gezerken hissedeceğiniz etkiyi yapmayacaktır.

Geleneksel sanat ve modern teknolojinin sentezlendiği Van Gogh Alive dijital sanat sergisi yüksek çözünürlüklü 40 projektörün oluşturduğu, dünyanın en heyacan verici tek multi-projeksiyon sistemiyle Van Gogh eserlerini dev boyutlarla gösteriyor.

Van Gogh Alive, dev ekranlar, duvarlar, kolonlar, zemin ve hatta tavanı kaplayan, nefes kesen Van Gogh eserlerinin 3.000’inin üzerinde, dev boyuttaki dijital görüntüsüyle,geleneksel müze ziyareti kalıplarının çok dışında, sıra dışı bir deneyim.

Ünlü ressamın kimi zaman çoşkulu, kimi zaman depresif iç dünyasına, ömrünün son 10 senesinde ortaya çıkardığı en ünlü resimlerinin, kristal netliğindeki heyecan verici görsellerle, eşi benzeri olmayan, çok etkileyici  bir yolculuk.

Kiraz Ağacı 1888

Abdi İbrahim’in  100’üncü yaşı şerefine ‘Van Gogh Alive Dijital Sergisi’ni Türkiye’ye getirip İstanbul’dan sonra,  Ankara’da da sanatseverlerle buluşturulacak olan sergiden elde edilecek gelir sosyal sorumluluk projelerine harcanacak.

1912 yılında Abdi İbrahim Barut tarafından kurulan şirketin başında şimdi üçüncü nesil temsilcileri Nezih Barut ve Nesrin Esirtgen var. İş hayatındaki çalışmalarının dışında sanat camiası içinde iki önemli isim olan Nezih Barut ve Nesrin Esirtgen. Yönetim Kurulu Başkanı Nezih  Barut, bine yakın resim koleksiyonu ile Türkiye’nin en iyi çağdaş sanat koleksiyonerleri arasında gösteriliyor. Sanat tutkusunu her fırsatta dile getiren Nezih Barut, şirketinin 100. yaşını da yine sanatsal bir aktiviteyle kutlamaya karar vermiş. İlk kez Singapur’da gösterilen Van Gogh Alive Dijital Sanat Sergisi’ni Türk sanatseverlerle buluşturmuş.

Ressamın 1880-1890 yılları arasındaki çalışmaları ve hayat deneyimlerinden oluşan coşkulu ve canlı detaylara sahip yapıtları, Sensory 4 teknolojisiyle donatılmış yüksek çözünürlüklü 40 projektör aracılığıyla dev ekranlara, duvarlara, kolonlara, zemine ve tavana yansıtılıyor. Her fırsatta çağdaş sanat tutkusunu dile getiren Barut, şirketinin 100. yaşını ‘ileri teknoloji’ye vurgu yaparak kutlamak istediği için dijital sergi getirmeye karar verdiğini söylüyor. “Kendi bakış açımızı anlatmak istedik ve bu yüzden ileri teknoloji kullandık” diyor. Tüm dünyada sanatseverlerin dijital sergilere ilgi duymaya başladığına değinen Barut, Singapur’da altı ayda bu sergiyi 300 bin kişinin ziyaret ettiği bilgisini de paylaşıyor. Sergiye giriş ücretli. Tam 15, indirimli bilet fiyatı ise 8 lira. 12 yaşa kadar çocuklara bilet alınmıyor.

Nezih Barut’un bu sergiden herhangi bir ticari beklentisi yok. Sanatsever işadamı kimliği ile tanınan Barut, neden digital sergi tercihini,  “Van Gogh’un  gerçek yapıtlarını görmek de önemli. Ama ben sanat, bilim ve teknolojiyi harmanlayan ve bu özelliği ile Abdi İbrahim’in 100 yıllık bakış açısını yansıtan bir sergiyi izleyiciyle buluşturmak istedim” diye anlatıyor.

Sanatçının doktoru Gachet’in  resmi  1890 ve en pahalı satılan resmi 82.5 Milyon $’a bir Japon işadamına  satılmış. 15 Mayıs 1990

Sergiyi gezerken muhteşem görüntüler ve müzik kadar, sanatçının, duygularını ruh halini sözlerle anlattığı, metinleri, de okumak çok etkiliyor. Ama olağanüstü ortamda yazılar kaçırılıyor, tam okumak zor oluyor. Aşağıda bu yazıların tüm metnini de sizlerle paylaştım,

Vincent Van Gogh’un Sözleri
•İnsan her zaman bizi neyin engellediğini, kısıtlandığını, neredeyse gömdüğünü söyleyemez; ama engelleri, kapıları ve duvarları hisseder.
•Acı çeken bir yaratık olarak benden daha büyük bir şey -tüm hayatım olan bir şey- yaratma gücü olmadan yapamam.
Okumaya devam et

Sinamaseverlere İki Güzel Film

En iyi Film ve En İyi Erkek Oyuncu dallarında altın küre kazanan 5 dalda Oskar adayı olan The Descendants’ı (Senden Bana Kalan ) geçen hafta daha önceki hafta da Marilyn İle Bir Haftayı seyrettim.

Descendants’da George Clooney başrolde Hawwaii’li toprak sahibi Matt King rolünde o kadar güzel ve inandırıcı oynuyor ki, ben tüm film boyunca kendimi, hiç George Clooney’i seyrediyorum gibi hissetmedim.Benim için ekrandaki, sadece Hawaii’li toprak sahibi idi. O yakışıklı, cazibeli adam gitmiş yerine taşralı Matt gelmişdi. Matt  eşinin trajik bir bot kazası geçirmesinden sonra, geride kalan iki kızı ile ilişkisinin hiç de hayal ettiği gibi olmadığını farkediyor. Çünkü o güne kadar, sadece işi ile ilgilenmiş, ve kızlarına da karısına da ilgisiz kalmış, bunların neticesinin nelere mal olduğunu da farketmemiştir.

Karısını yoğun bakımda bulunca, o iyileşirse,herşeyi düzeltmeyi düşünür, ama herşey düşündüğünün ötesinde kötüleşmiştir. Karısının da iyileşme ihtimali ortadan kalkınca Matt, çocuklarla olan ilşkisini tekrar yeniden kurmak için çok zorlu bir mücadeleye girer. Güzel ve dersler  çıkarılacak bir film, George Clooney de çok güzel oynuyor.

Evvelki hafta seyrettiğim Marilyn İle Bir Hafta filmi, Marilyn’nin bilinmeyen dünyasını merak edenler, onun güzelliğine hayran olanlar için güzel bir film.

Marilyn Monroe’nun hayatının bilinmeyenleri ile ilgili olması, güzel yıldızın, hayatının bir haftasının anlatılması,onun evlliğe bakışı, depresyonları, korkuları,

oyuncu olmasının yarattığı, şizofrenik denecek davranışları, samimiyetten uzak ilişkileri ve de çapkınlığı.

Ölümünün üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen hala çok merak edilen bir sinema ikonu olan Marilyn Monroe’nun  yaşamının gerçeklerini anlatan  bir film, onu biraz daha tanımak isteyenler keyifle  izleyebilir. Ben başrolde, Michelle Willams’ı çok beğendim.

Colin Clark’ın günlüklerinden uyarlanan filmde, 1956 yılının yazında, 23 yaşında genç bir delikanlı olan Colin, (Eddie Redmayne), Oxford’da okuduğu bölümü terk ederek, sinema sektörüne girer ve kendisini o sırada çekimlerine başlanan ‘The Prince and the Showgirl adlı filmin setinde, en alt kademedeki asistanlardan biri olarak bulur.
Sir Laurence Olivier (Kenneth Branagh),efsanevi yıldız Marilyn Monroe (Michelle Williams) ve o dönem yeni evlendiği kocası, İngiliz tiyatro oyun yazarı Aurthur Miller’ı (Dougray Scott) merkezine alan film, asistan Colin’in gözünden Monroe’nun İngiltere’de geçen bir haftasını anlatıyor. Miller İngiltere’den bir süre ayrılmak zorunda kaldığında genç asistana da, Hollywood’a dönmeden önce güzel aktristi İngiliz sosyetesi ile tanıştırmak, gezdirmek ve eğlendirmek görevi düşüyor.Farklı bir pencereden, bir yaşam kesiti.