Macahel Uzmanı “Doğal Lider”

Görür görmez aşık olduğum çok özel bölge Macahel’in çok güzel insanı, doğal lideri ,çevre dostu,Hasan Yavuz’u geçtiğimiz günlerde kaybettik. Macahel’e gittiğim de evinde kaldığım, sofrasında yediğim bu çok değerli, çok mütevazi  insanı tanıma şansım oldu. Macahel’i daha önce blogumda  2012 Eylül yazılarımda Macahel  1-2-3-4  sayfalarında  fotoğraflarla uzun uzun paylaşmıştım.Bölgeye kattıkları, doğaya bize kazandırdıkları hiç unutulmayacak kadar değerli olan Hasan Yavuz’u Bayar Şahin ile  2005 de yaptığı  videosunu ve Macahel Vakfı Org’da çıkan haber yazısı ile paylaşmayı vazife bildim.954641_10151643270512158_1056025496_n
Hasan abi, Macahelde yaşayan insanlar ve bütün canlılar senin fedakarca yaptığın çalışmaları hiç bir zaman unutmayacaktır.

https://www.facebook.com/photo.php?

HASAN YAVUZ Artık bir EFSANE

Hasan Yavuz 1955 yılında Camili köyünde dünyaya geldi. Camili İlkokulu ve Borçka Ticaret Lisesini bitirdi. Askerlik dönüşü kısa süreli İstanbul’da kaldıktan sonra Camili köyüne döndü. Bu radikal kararı aldığında, dünyanın en saygın kurumlarının yönetici ve bazı çalışanları, Türkiye’nin önde gelen medya mensupları, yazılı basın üyeleri, pek çok saygın bilim insanı, çevreci kuruluşlar, doğa dostları ve yazarlar tarafından tanınan, hikayelere konu olan, Doğal çevrenin korunmasında lider ve kurduğu dernekle de Türkiye’de öncülük yapacak olan Akil Adam olma kararı verdiğinin farkında değildi. O Camili’de mütevazi yaşamını sürdürürken 1994 yılında ODTÜ’den bir grup bilim insanı kapısını çalar. Gelen yabancıların başındaki insanın konuşma jargonu O’nun jargonu ile örtüşmektedir. Onlarla hemencecik kaynaşır. Ve o kapı yaklaşık 15 sene boyunca bir daha kapanmamak üzere hep açık kalır. Çünkü, Machel keşfedilmiştir. Dünya bankası Çevre Fonu ve BM Çevre Fonu’ndan UNESCO’ya, TEMA Vakfı’ndan Doğa Deneği’ne kadar uluslararası ve ulusal kuruluşlar, belgeselciler, değişik projelerde görev alan onlarca bilim insanı Hasan ve Hacer’in konuğu olurlar. Gelenleri ağarlamanın ötesinde, onları fırtınada-borada dağ-bayır gezdirir, yolluklarını sırtıyla taşır. Bunca insanla oturup kalkan Hasan özellikle doğa, yabanıl hayat, biyolojik çeşitlilik, endemik türler, gen merkezi gibi konularda tam bir entelektüel olur. Sayısız uzmanlardan dinlediği ve bizzat gözlemlediği çalışmalar  O’nu konunun uzmanı yapar.
camiliFg1

 Macahel’de hangi ağacın anıt ağaç olduğunu, hangi Rhodedondron’un endemik olduğunu, hangi Dipthera’nın  Kelgena macahelensis olduğunu adı gibi biliyordu.

Looking down on village in Macahel

Bu bilinç ve algı, O’nu arkadaşları ile birlikte Türkiye’nin ilk çevreci köylü derneği olarak ünlenecek olan Camili(Macahel) Çevre Koruma ve Geliştirme Derneğinin kurmaya öncülük etmesine neden oldu.

kdenizdar740

Macahel’e karayolu ulaşımının sağlandığı 1960’lı yılların ortlarından itibaren Orman Bakanlığınca yürütülen orman kesiminin durudurulması için büyük çaba harcadı.“İstihsal” adı verilen ve binlerce anıt ağacı barındıran “Ilıman yağmur ormanları”nın kıyımına neden olan bu uygulamayı durdurulmasına öncülük etti.

Saf Kafkas arısının melezlenmemesi için yerel yöneticilerden ve ilgili bakanlıktan Havzaya dışarıdan arı girişinin yasaklanması ve Macahel’in Saf Kafkas arısı için “Gen Merkezi” olması kararını aldırdı.

macahel köyü(camili köyü)

Bir toplantıda, “Macahel’in doğası herhangi bir dış müdahele sonucu bozulursa, 3. zamandan beri sadece havzada yaşamını sürdüren ılıman yağmur ormanlarım, vadilerimdeki Kelgena macahelensis ne olacak? CansuyunuzSalmo trutta macrostigma’nın yaşamasına yetecek mi? Rhodedondronlarım nasıl çiçek açacak? Phylloscopus lorenzii’nin ötüşünü duyabilecekmiyiz?

Saf Apis Mellifera Caucasica’m saf halde kalabilecek, 10 Km.den bal toplaybilecekler mi? diye avazı çıktığı kadar bağırıyordu.

Hepimiz şaşkına dönmüştük. Bizim Hasan Zoolog değildi, Biyolog değildi, Botanikçi hiç değildi. Bütün bu latince isimleri nasıl kafasına nakşetmişti?

Keskin zekası, bitmeyen öğrenme arzusu ve üstlendiği bilim insanlarına gönüllü hammallık anlayışı O’nu “Macahel Uzmanı” yapmıştı. Hasan’ı farklı kılan da buydu.

Hasan biyolojik olarak Macahel’de yaşıyor görünüyordu. Oysa iç dünyası, dünyanın en önemli başkentlerinde yaşıyor gibi son derecede zengindi.

Macahel’de düzenlenen onlarca toplantı ve çalıştaylarda aktif rol oynadı.

Macahel’de hazırlanan tüm belgesellere konuk oldu.

Yerli, yabancı binlerce dost edindi.

Hasan, artık Macahel’in olmazsa olmazı idi. O bir kanaat önderi, O bir Akil Adam, O bir Doğal Lider’di.

Farkında olmadan verdiği Macahel’e dönüş kararı kendisine kimseye nasip olmayacak bir ufuk açtı, çevre yarattı.

Gençliğinden itibaren hep doğru bildiklerini savundu. Her zaman halkın çıkarlarını kendı çıkarlarından üstün tuttu. Fedakardı, bir o kadar mücadeleciydi. Mücadeleci ruhu O’nu hep asabi kılmıştı. Toplantılarda bazen O’nu zaptetmekte zorlanılıyordu. Yalana ve yanlışa çok tepkiseldi.

“Hasan sakin ol” uyarılarına cevabı, “Duman vurmişim” idi.

Tek kötü alışkanlığı stres bahanesiyle kopamadığı sigara idi. Ve günün birinde, en verimli çağında, en gerekli olduğu zamanda hiç aklına getirmediği sigara alışkanlığı Hasan’ı bizden, dostlarından ve canı kadar sevdiği Macahel’inden ayırdı.

Sigara konusundaki uyarılara cevabı da “Duman vurmişim” idi.

Gelecekte Macahel’in tarihini yazacak olanlar, belgelerde, belgesellerde, gerekse de halk arasında en çok Hasan Yavuz ismine rastlayacaklar.

hasany

Hasan artık bir EFSANE….

Ne mutlu Hasan’a….

Mesele “Gökkubbede hoş bir seda bırakmak” ise,

Duman vurmişim….

Alıntı haber : http://www.macahelvakfi.org/

“Çevreyi Korumak Aklın Gereğidir.”

Müthiş bir demokrasi hareketi kendiliğnden oluştu. İnsanlar, Taksim Gezi Parkı Eylemiyle ağacı için çevresi için, özgür iradesi için hep beraber direniyor.Çok özel günler yaşıyoruz,duyduklarımıza, gördüklerimize inanmak zor.Aşağıda Ata’mızın doğaya, çevreye olan duyarlılığını anlatan bir kaç güzel öyküyü arkadaşlarım altalta yazmış.Hepsi birbirinden değerli, bize anlattıkları çok önemli, paylaştım. Sevgiler, sevgiler…

DSCF5836

Bir Ağaç dalı için YÜRÜYEN KÖŞK
Atatürk, 21 Ağustos 1929’da Bursa’ya gitmek üzere İstanbul’dan Ertuğrul yatıyla yola çıkar. Yalova sahillerinden geçerken kıyıda muhteşem bir Çınar ağacı görür. Karaya çıkarak Çınar ağacının yanına gider, ağacı okşar, sever ve gölgesinde dinlenir. Çınar ağaçlarına eskiden beri hayran olan Atatürk ağacın yakınında bir ev yapılmasını ister. Orada kısa sürede bir ev yapılır. Atamız kaplıcalarıyla ünlü Yalova’ya zaman zaman dinlenmek için geldiğinde o evde kalır. O evi bugün Yalova Atatürk Köşkü adıyla biliyoruz.

Atatürk, evde dinlendiği bir gün, bahçıvanın köşkün yanındaki Çınarın bir dalını kesmeye çalıştığını görür. Bahçıvanın çalışmasını durdurur ve neden o dalı kesmek istediğini sorar. Bahçıvan, dalın binanın duvarına dayandığını, daha da uzarsa içeri gireceğini söyler. Atatürk bu cevabı beğenmez. Biraz düşünür ve der ki: Ağacın bu dalı kesilmeyecek, bina kaydırılarak ağaçtan uzaklaştırılacak! Oradakiler, gerçekleştirilmesi imkansız gibi görünen bu karar karşısında şaşkına dönerler.

DSCF5881

Binanın kaydırılmasını İstanbul Belediyesi yapacaktır. Bu iş için görevlendirilen Başmühendis Ali Galip Alnar ekibiyle Yalova’ya gelerek çalışmaya başlar. Önce binanın çevresi temel seviyesine kadar kazılır. Sonra çelik raylar binanın altına sabırla yerleştirilir. Bina 3 gün içinde yaklaşık olarak 4,80 metre kaydırılır. Çalışmaları başında sonuna kadar takip eden Atatürk çok mutlu ve gururludur. Ağaçları böylesine seven Atatürk orada bulunanlarla birlikte keyifle kahvesini yudumlar.

Yalova Atatürk Köşkü bugün müze olarak hizmet vermektedir. Birgün oraya yolunuz düşerse yukardaki olayı hatırlayın.
…………………………………………
VATAN TOPRAĞI KADERİNE TERK EDİLEMEZ

Yıl 1925. Atatürk birgün, Tarım Bakanı Tahsin Coşkan’a, şimdiki Atatürk Orman Çiftliğinin, toprak şartları en berbat bir bölümüne götürür.Orada bir Orman Çiftliği kurmak istediğini belirterek, arazi hakkındaki görüşünü öğrenmek ister. Bakan olumsuz görüş bildirir. Atatürk, araziyi uzmanlara inceletip bir rapor hazırlatmasını ister.

Bakanın talimatı üzerine, uzmanlar gerekli incelemeleri yaparak bir rapor hazırlarlar. Rapor da olumsuzdur. Bakan raporu Atatürk’e takdim eder. Atatürk raporu Bakanın yanında okur, gülümser ve raporun altına birşeyler yazıp geri verir. Bakan, tüylerini diken diken eden notu okur. Atatürk oraya şöyle yazmıştır: “Burası vatan toprağıdır ve kaderine terk edilemez”
…………………………………………
NEREDE AĞAÇLANDIRMA FASLI?

Atatürk’ün çocukluk arkadaşlarından biri olan ve Ankara Belediye Başkanı olarak görev yapan Asaf İlbay, Gazi’nin ağaçlandırmaya verdiği önemi şöyle anlatmaktadır:
Belediye Başkanı olarak görev yaparken şehir bütçesi kabul edildikten sonra bir gün; şehrin imar planı hakkında bilgi vermek, bu konuda onun uyarılarını da yerine getirdiğimizi belirtmek amacıyla Belediye Meclisi olarak huzuruna çıktık.
Atatürk, kendisine takdim ettiğimiz bütçeyi inceledi. Sonra “Şehrin ağaçlandırılması için ayrılan ödenek başka bir bölümde mi?” diye sordu. Biz şaşırmıştık. Ben: “Bu önemli konuyu ayrı bir iş olarak ele aldık. En kısa zamanda bu konuda bilgi vereceğim” dedim.
Yanından ayrıldıktan sonra hemen Orman Genel Müdürü Bekir Beyin yanına gittim.Onun başkanlığında bir heyet kurduk. Belediyemizin bütçesinden ödenek ayırdık ve çalışmalara başladık.

Atatürk’ün ağaçlandırmaya verdiği önem sayesinde Ankara’nın bugün yemyeşil olmasının temelleri o zaman atılmıştır.
…………………………………………
Günümüz insanı bugün çevre sorunlarıyla boğuşurken Atatürk’ün 1930 yılında söylediği şu söz onun ne kadar ileri görüşlü olduğunu bir daha göstermektedir:
“Çevreyi korumak aklın gereğidir.”
…………………………………………
“Yeşil görmeyen gözler renk zevkinden mahrumdur. Burasını öyle ağaçlandırınız ki, görmeyenler bile yeşillikler arasında olduğunu anlasın.”
……………………
“Ağaç, çiçek ve yeşillik uygarlık demektir.”
…………………………………………
“Ormansız ve ağaçsız toprak vatan değildir.”

Çilek Toplamaya Gittik

Günün en güzel fotoğrafı bu bence. Sevgili başkanımız Şule Yüksel düzenledi. Harika bir doğa gezisi oldu.Günün her anı çok keyifliydi, öğretici idi, sağlıklı idi, mutluluk anları her kareye bol bol yansıdı.Ben sadece programı ve fotoğrafları paylaşsam yetecek, ufak tefek notlar ekledim sadece.942543_652307311450156_1228772176_n

300911_529807740413217_1738184335_nBeklenen gün geldi, sonunda Kagider Yeşil İş Grubumuzun Doğayla Barış gezisini yaptık.                     Haydi Çilek Toplamaya Gidiyoruz! davetiyelerimizle duyurumuzu yaptık. Program çok güzeldi. Öğleye kadar olan kısmında; Çilimli Böğürtlen bahçeleri  Ralila Organik Ürünler Çiftliği ve Konuralp antik şehir gezisi ve tanıtımı vardı. Sonra Sazköyü Tekir Köy evinde Elanur hanımın yöresel ev mutfağı ile öğle yemeği, çiftlkte  gezi, yürüyüş ve çilek toplama.575540_529807210413270_1112749377_n Yemekten sonrada Topuk Yaylasın’da doğa yürüyüşü ve çay kahve keyfi.

Otobüsümüz, kaptanımız, baştan herşey süper güzel başladı.Benim koltuk arkadaşım Hazal’dı.Üç pırıl pırıl gencimiz vardı. Hazal, Lara ve Umut. Onların varlığı, merakı, sevinci bizi de çok farklı güzelliklere götürdü. Çocukluğumuzu hatırlattı.Çok değerli konuklarımız vardı, ve süper her anı dolu, dolu bir program oldu. Sevgili Yasemin Karslıoğlu ve dostları Düzce gönüllüsü güzel insanlar bize çok güzel ev sahipliği yaptılar. Hiç unutulmayacak anlar yaşattılar.

971963_652305428117011_1684227964_n

Yasemin Karslıoğlu, aileden fındık üreticisi ihracatçısı, Düzce TOBB Kadın Girişimciler Kurulu İl Başkanı, güzel Düzceli bizi şehir girişinde karşıladı. Bütün gün,tatlı sakin sesiyle yörenin güzelliklerini, tarihi dokusunu, üreticilerini,turizimini tek tek anlatarak gezdirdi.988901_529859033741421_1581359863_n941539_652305851450302_1821197502_nRalila Organik Ürünler Çiftliğini, ürünlerin tanıtımını sahibi Rahmi Aydın bey anlattı, hepimizde uygulamalar yaptı. Doğal böğürtlen suları ikram etti. Bambaşka bir dünya idi. Her derde deva organik ürünler aldık, tekrar uzun uzun başka bir yazımda anlatmam lazım.Çocukların keyfi ilgi alanları çok farklıydı.Çiftlikteki hayvanlar öncelikle ilgilerini çekti.

294164_652306058116948_1846110909_nSonraki durağımız Konuralp müzesi ve antik şehir kalıntıları idi. MÖ 3000 yıllarına uzanan bir medeniyeti ortaya çıkarmanın heyacanını yaşayan Düzce Üniversitesi Arkeloji kürsüsünden   Doçent Dr.Pınar Pınarcık hanım özellikle gelip bize bilgi verdi.

983798_652306298116924_1237526502_n

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün Düzce Valiliği’ne gönderdiği yazısı ile  Merkez İlçe, Konuralp Beldesi’nde yer alan Prusias Ad Hypium Antik Kenti’nde 2013 yılı içerisinde   Konuralp  Müzesi Müdürlüğü başkanlığında Üniversitenin  kazı çalışmaları  yapmasına izin çıkmış.Böylece Düzce’nin Kültürel Zenginlikleri ortaya çıkarılacak.Gezinin bu bölümünde inanılmaz tarihi bir doku birden her yanımızı kuşattı.Bizde onların heyacanını paylaştık, çalışmaların nasıl başladığını dinledik,yüreğimiz onlarla biz de  takipçisi olacağız.

384771_652306384783582_1453308817_nGençler de bol bol fotoğraf çektiler…
391444_529958487064809_1602849520_nYemek Yöresel Abaza mutfağı idi.Saz Köyünde Tekir Köy Evi, hem restorant hem konaklama imkanı var. Çok güzel bir yer. tam doğanın içinde doğayla başbaşa olmak isteyenler için.Menüden seçmeler ise; Cevizli Tavuk (Aktu Sızbal) Fasulye Ezmesi ( Agud Rışçı) Ceviz Soslu Karalahana (Ahulçapa) Soslu Isırgan Otu (Harşıl) Abaza Peynirleri, Abısta, Soslu Erik,(Aphösa Sızbal)…. ve meşhur Düzce Köftesi özel ikramdı.217362_529959777064680_282212379_nTekir Köy Evinin bahçesinde  köy halkı kendi yaptıkları, reçel, tarhana, peynir, makarna çeşitlerini sattılar.Ayşegül ve Fisun alışverişte…261685_652306921450195_988033740_nSonra sıra en çok merak edilen çilek toplama kısmına geldi. Bizler için hem çok heyacanlı, hem çok öğretici ve keyifli oldu.

429918_652307038116850_663181866_nLara sepetiyle dikkatli, çilekleri toplamaya başlamış…253219_529957867064871_632674977_nHerkes tak sepetini koluna başla toplamaya halinde.Değerli konuğumuz Çetin Ercengiz ilk toplayanlardan…Müthiş bir sürprizi vardı, Çetin Bey’in herkes için kendi elleriyle yaptığı macoronlarını getirmişti.Fıstıklı ve limonlu . Dayanılmaz lezzetli macoronlar…320352_652306594783561_2066204479_nEsra’nın keyfine diyecek yok,401793_652307234783497_222163967_n

Toplarken başka keyif…..Serap iş başında…

942288_652307061450181_1094701951_n

Dolu sepetler başka keyif..

941815_529974283729896_707003709_n

292305_529975397063118_764833534_nTopuk Yaylası Göl kenarında Fenerbahçe tesislerinde  Yeşil Kagider logolu pastamız hepimizi çok duygulandırdı.Casecake’in sahibi Sibel hanıma binlerce teşekkür.580904_652307434783477_1389622174_nGöl kenarı da çok güzel, yürü, fotoğraf çek, seyret, hayal kur. Hepimiz doğaya doyamadık. Tekrar tekrar gelmek dileğiyle ayrıldık. Yolda sevgili Bilge Dicle’linin bizlere çok güzel sürprizi vardı.Hazırladığı çevre sorularına kim en çok doğru cevap verirse ona EKOIQ dergi aboneliği verileceğini duyurdu, ve dönüş yolunda sorular soruldu. Kazanan sevgili Melek Saraçer oldu. Bu güzel gezide bizi ağarlayan, düzenleyen sevgili Yasemin ve güzel Düzce’lilere defalarca teşekkürler.Bizlere unutulmaz bir gün yaşattılar.Gönlümüz Düzce’yi Yeşil İş grubu  kardeş bölgesi  ilan etmek, farklı zamanlarda tekrar tekrar, gelmek arzusuyla doldu.Sevgiler sevgiler

Çöplükten Orkestraya

Her hafta Ekogazete yazılarını keyifle okuduğumu yazmıştım. Bu hafta gelen yazıların da hepsi birbirinden ilgi çekici güzel.Ben öncelikle aşağıdaki iki yazılarını  seçtim.Her bakımdan çok anlamlı, değerli, hepimize parmak ısırtacak, bir fikir, çalışma, emek, sevgi.  Gerisini sizlerde okuyunca göreceksiniz.Ben de okuyunca bu çok özel orkestraya, sisteme, ruha , fikre, değerli şefine çocuklara , sonra da çöplükten oluşturulan müzik aletlerinin oluşturulmasına  hayran oldum,. Biraz araştırınca fotoğraflarına eriştim.Hepsini sizler için ekledim. http://www.landfillharmonicmovie.com/

Ekogazete de haftanın diğer yazıları da çok ilgimi çekti.Siz de vakit bulursanız  okuyun derim.Ben de paylaşmak istiyorum. Ekogazete’ye,Atila Alpöge’ye her zamanaki gibi çok teşekkürler, emeklerine sağlık. Sevgiler, sevgiler.

Çöplükten orkestraya. Bir kez daha.

12 Mayıs 2013 tarihinde yayımlandıby 

[Konu, Paraguay’da çöplüğe yollanmış atıklardan yapılan müzik aletleriyle kurulmuş çocuk orkestrası.  Bu haberi daha önce de verdik.  Diyeceksiniz ki “Niye bir kez daha aynı konuya dönüyorsunuz?  Ne gerek var?”  Böyle demeyin, çünkü dünya basını bu olayı gündemde tutmaya devam ediyor.  Bu çabanın nedeninin, nasılının ayrıntılı öyküsü anlatılıp duruyor.  Ve orkestra artık yabancı ülkelere turneye çıkıyor.  İlk haberimizi anımsamak isterseniz, bunu şurada bulacaksınız.

Atila Alpöge daha önceki ilgili yazısı için  böyle bir link vermiş. Ama iki yazıda hem birbirinin içinde, hem ayrı ayrı çok değerliler.Ben ikisini de alt, alta hatta iç içe koymaktan kendimi alamadım.Belki tıklamadan geçerseniz diye.Haberden çok heyacan duydum, çok mutlu oldum, L.A’ye  gittiğim de de mutlaka izlemek istiyorum.

Atıkları da, ruhları da yeniden kazanmak

09 Aralık 2012 tarihinde yayımlandıby 

[Bugünlerde sanal ağda dolaşan Paraguay kaynaklı bir video kimi izleyende heyecan yaratıyor.  Kimini irkiltiyor.  Heyecan yaratıyor, çünkü bunda bir takım çocukların çöplüklerden topladıkları malzemelerle müzik aleti yapmaları ve orkestra kurmaları görülüyor.  İrkilenler ise bundaki acımasız sefaletten rahatsız oluyor.  Aslında bu videonun arka planı var.  Video olup bitenin ne olduğunu, niye olduğunu belirtmediği için yanlış anlamalar yaratıyor.  Videoyu görmek için bu yazının en altındaki adrese tıklamanız yeterli.  Bunda sessiz geçilen iki olguya şapka çıkarmak gerekiyor.  Biri, bu güzel çocukların atıkları, çöpleri dâhice yeniden kazanmaları ve değerlendirmeleri.  Öteki de, insanlığın çöpüne atılıp gitme tehlikesinde olan kendi ruhlarını yaratıcı bir girişimin içinde kurtarmaları.]

Gelin, bu olguyu bütün boyutlarıyla anlamak için biraz eskilere gidelim.  Paraguay’da değil de, başka bir ülkedeki birinin kişisel öyküsüne.  Bu kimsenin adı José Antonio Abreu.  Büyükbabası İtalya’da orkestra şefi imiş.  1900′lerin başında bir grup müzisyen arkadaşıyla birlikte Venezualla’ya göç etmiş.  Müzik yaşamlarını orada sürdürmüşler.  Abreu bu ortamda Caracas’ta doğmuş.  Çocukluğu ve gençliği müzik dolu bir aile ortamında geçmiş.  Çok iyi ve başarılı bir öğrenim görmüş.  Harvard’da okumuş ve petrol ekonomisi uzmanı olarak ülkesine dönmüş.  Üniversitede profesör olmuş.  Bir ara bakanlık da yapmış.  Sonra, 1975′te bir girişim için kollarını sıvamış.  “El Sistema” adını verdiği bir düzen kurmuş.

El Sistema, önce Caracas’ta, sonra diğer kentlerde en berbat gecekondu mahallelerine gidiyor, pislik ve çöp içinde oynayan, esrar kullanan ya da esrar satıcılarına hizmet eden, içki içen, günleri kavgalarla geçen, okula doğru dürüst gitmeyen 5-15 yaşındaki çocuklara ulaşıyor.  Onları ve ailelerini ikna ediyor ve çocuklar her gün akşamüzeri 2-3 saatliğine El Sistema’nın o bölgedeki merkezine geliyor.  Çocuklara isteklerine göre bir müzik aleti veriliyor:  keman, çello, flüt, davul, vb. Ve onlara birkaç yıl müzik eğitimi veriliyor. Klasik müzik ve caz.

Bu sistem 1975′ten beri, 37 yıldır devam ediyor.  Şimdi Venezuella’da 24 değişik kentte 154 El Sistema merkezi var.  Şimdiye kadar 1 milyonun üstünde öğrenci bu eğitimden yararlanmış.  Şu anda sistemin 3.000 öğretmeni var ve 200.000 öğrenci merkezlere koşuyor her gün.  Bu eğitimden geçen çocukların %60-%70′i profesyonel müzisyen oluyor.  Bazıları bugün Almanya’da, Amerika’da, vb. önemli orkestraların kadrosunda.  Örneğin Edicson Ruiz 2002′de, 17 yaşındayken Berlin Filarmoni Orkestrası’nın kontrbasçısı oldu.  Ün yapmış olan klarnetçi Lennar Acosta bu merkeze gelmeden önce esrar satıcılığı ve silahlı soygundan 9 kez hapse düşmüştü.

Hele biri var: Gustavo Dudamel.  27 yaşında Los Angeles Filarmoni Orkestrası’nın yönetimini devraldı.  Bugün çok tanınmış bir şef.  Durmadan değişik yerlere gidip farklı orkestralarla konser yönetiyor.  Bir röportajında “El Sistema olmasaydı, ben şimdi sokaklarda esrar satmakta olacaktım” dedi.

El Sistema merkezlerinin her birinde ayrıca bir orkestra var.  Yani, 154 orkestra.  Son sınıfa gelmiş öğrenciler sürekli konser veriyorlar.  Bir de, içlerinden en yetenekli olanları bir araya getiren ve Venezuella’nın ulusal kahramanının adını taşıyan Simon Bolivar Orkestrası var.  Dudamel her yıl mutlaka zaman buluyor, eski orkestrasına geri dönüyor, gençleri alıp yabancı ülkelerde turnelere çıkıyor.  Örneğin Salzburg Müzik Festivali’ne davet ediliyor.  Orkestranın gençliği, sevimli canlılığı ve ustalığı konserlerde heyecan kasırgası yaratıyor.  [Simon Bolivar Orkestrası 2011 Ağustos’unda İstanbul’a da geldi ve iki konser verdi.]

Ufacık çocukları sefaletten, esrardan, fakirlikten kurtaran El Sistema bütün dünyada çok ünlü. Latin Amerika ülkelerinin hemen hepsinde onu örnek alan girişimler var.  İspanya’da, Portekiz’de, İtalya’da, İskoçya’da, ABD’de ortaya çıkan girişimlere esin kaynağı oldu.  Unesco ve bazı diğer kurumlar Abreu’ye, insanlığa yaptığı hizmetlerden dolayı onur madalyası verdiler.

Abreu şöyle diyor: “El Sistema aslında bir müzik hareketi değildir.  Kişiliğini bulma, kendine güven kazanma, yaratıcı yeteneklerini geliştirme, insanlığının bilincine varma ve bir orkestranın birlikteliği içinde disiplin duygusuna erişme ortamıdır.  El Sistema yok olup gidecek ruhları ayağa kaldırıp kazanma çabasıdır.”

Gelin, bu heyecan verici olayın perde arkasına eğilelim.]

orkestraGustavo Dudamel, Simon Bolivar Orkestrası’ndaki gençlerle prova yapıyor.

Paraguay’ın başkenti Asunción’un bir kenar mahallesindeyiz:  Cateura.  Burada kentin çöplüğü var.  Her gün 1,5 ton atığın yığıldığı geniş bir alan.  Çöp durmadan geliyor ve 500 kadar ‘gancheros’ durmadan plastikleri ve alüminyumları tarayıp ayırıyor.  Sonra da bunları beş on kuruşa satıp geçim yolunu buluyorlar.  Hepsi de mahallenin insanları.

Çöplük, çocuklar ve müzik

60b2b64c075138a5e6c9051340bdaa37_large

Öyküde bir de Favio Chávez var.  Chávez 2006’da, bu çöplükle boğuşan toplayıcılara tarama, ayırma işleminde yol gösteren teknisyen olarak çalışmaya başlamış.  Bir de, vazgeçemediği bir tutkusu varmış:  Müzik.  Hafta sonları başka bir kente gider, orada gençlerden oluşan bir orkestrayı çalıştırırmış.  Onun bu merakını öğrenen çöplük işçilerinden birkaçı, günün birinde ona “Bizim çocuklara da müzik öğretsene!” demişler.  Bu öneriyi ilginç bulan Chávez, günlerini çöplükte oynayarak geçiren ufak çocukları toplamaya başlamış.

8243c09f7d1fc6e287122f3fa54d7999_large

Ama ciddi bir sorun dikilmiş karşısına.  Müzik öğreniminin doğru dürüst sonuç vermesi için çocukların evlerinde de çalışması gerekir diye düşünmüş, ama “Ben bunların eline piyasadan alınmış aletler verirsem başları belaya girer, anne babaları aletleri ellerinden alıp satmaya kalkarlar.” demiş.  İşte o zaman aklına çöplükteki atıklar gelmiş.

7635e36af59cbc69159d1741c95438d5_large

Nicolás Gómez adlı arkadaşıyla toplanan malzemeleri dikkatle inceleyip araştırmalar yapmışlar:  “Neden, nasıl ses çıkar?  Çıkan sesin kalitesi nedir?” diye.  Ve marangoz olan Gómez bunlardan müzik aleti yapmaya başlamış.

36786e6904008c0f9af6a083d70fd527_large

Orkestra

İşte bu sürecin sonunda “Cateura Geri Kazanılmış Aletler Orkestrası” çıkmış ortaya.  Orkestrada 30 çocuk var.  Ama Chávez ayrıca 70 çocuğa da ders veriyor şimdilerde.  Bu olup bitene gülüp geçmemek gerek.  Çünkü orkestra geçen ay Amsterdam’a davet edildi.  Konser versin diye.  Şimdi gittikçe yoğunlaşan programda Arjantin, ABD, Kanada, Filistin, Norveç, Japonya ve Londra var.

3187cabf558c3e0353e8aa01c4d8ad0e_large

Chávez bütün bunları yalnızca müzik olayı olarak görmüyor.  “Müzik öğrenmek için yapılan çabanın, bir gecekonduda her gün iki saat mutlaka çalışmanın açtığı bambaşka bir kapı var:  Sefaletten kurtulmaya doğru giden bir yol.” diyor.  “İnsanlar günü gününe yaşıyor.  O gün karnını doyurma telaşı içinde.  İleriye yönelemiyorlar.  Oysa müzik çalışması sizde planlama, ileriyi görme, bir şeye inançla sarılma duygusunu geliştiriyor.”

24ac3635d45b8ae71de8662a7269a80c_large

Örneğin, orkestra üyelerinden biri olan 14 yaşındaki Ada Rios ileride ünlü bir müzisyen olmak ve bir Stradivarius’e kavuşmak istiyor.  Ama şimdiki çöplük kemanını çok seviyor.  “Bu benim için bir hazine.” diyor.

Gelin, Ada Rios’u ve iki arkadaşını bir videoda izleyelim.  Tıklayın.

Atila Alpöge /  Yararlanılan kaynak:  Jonathan Gilbert, The Guardian, 26.4.2013

Çöpe atılmış su boruları, teneke kutular, çatal, bıçaklarla böyle mucize bir orkestra yaratılmış.Bence bu mucizeden sonra Ada’nın bir Stradivarius’u neden olmasın.En iyisinden olsun diliyorum. 

İki Çevre Dostu Haber

Pazertesi sabahları ekogazete‘yi keyifle okuyorum.Derledikleri beni çok umutlandıran mutlu eden çevre yazıları var.Tabi mutsuz eden uyarıcı yazıları da var. Sonuçta hepsi çevre için farkındalık yaratan önemli yazılar. Buradan, zaman zaman  yazılarını paylaştığım Atila Alpöge ve Tahsin Çorat’a da teşekkür ediyorum.

Aşağıdaki haber de onlardan biri. Ben bunun altına Kadıköy Belediyesinin, konuyla ilgili çok güzel bir çalışma haberini de ekledim. Sizleride mutlu eder umarım. İyi haftalar diliyorum.

(Çevre yazılarımı Yeşil Kagider Blogumuzdaki , sorundan dolayı bir süredir  yayınlayamıyoruz,sadece burada paylaşabiliyorum.)

Mutfak atıkları işe yarayacak

28 Nisan 2013 tarihinde yayımlandıby 

Londra’dayız.  Binlerce lokantası var.  Yüzlerce de yiyecek üreten tesisi.  Tabii bunlarda zeytinyağından içyağına kadar her türlü yağ kullanılıyor.  Örneğin, patates kızartılıyor.  İşi bittikten sonra da yağlar atılıyor.  Doğru kanalizasyona.  Ama bunlar borularda, künklerde pıhtılaşıyor, donuyor ve tıkama yapıyor.  İdare de bunları temizlemek için her ay 1 milyon sterlin harcıyor.  Bu kaybı tersine çevirme zamanı geldi.

Garip de görünse, yepyeni bir proje oluşturdu yetkililer:  Mutfak yağı atıklarından enerji üretmek.  Her gün 30 ton yağ toplanacak ve bunlar bir santrali işletecek.  Projenin sorumluları tarlalardan gelecek işlenmemiş, kullanılmamış yağa kapılarının kesinkes kapalı olduğunu ısrarla söylüyorlar.

Santral yılda 130 milyar saatlik enerji üretecek.  Sorumlular “Bu enerji 40.000 konutluk bir kasabayı bütün yıl boyunca aydınlatır.” diyorlar.  Aslında bu enerjinin yarısı boruları temizlemekte kanalizasyon idaresine yetiyor.  Gerisini de elektrik idaresi satın alacak ve kendi sisteminde hizmete sunacak.  Elektrik idaresinin genel müdürü “Bu işten herkes kârlı çıkacak.  Vatandaş da, lokantalar da, kanalizasyoncular da, biz de.”

[Ancak bütün bu yağlar nasıl toplanacak?  Bunun maliyeti ne olacak?  Astarı yüzünden pahalı olmayacak mı?  İşin bu tarafı çok açık değil.  En azından şimdilik bilgi yok.]

Atila Alpöge /  Yararlanılan kaynak:  James Meikle, The Guardian, 7.3.2013

Atık Yağı Getir, Temiz Yağı Götür…

Kadıköy Belediyesi, atık yağların zararının önüne geçmek üzere “Atık Yağı Getir, Temiz Yağı Götür” kampanyası başlattı.

Kampanyanın tanıtımı, DoubleTree by Hilton Moda’da gerçekleşti. 1 litreyağın 1 milyon metreküp suyu kirlettiği ekolojik sistemde geri dönülmez hasarlar oluşmaması için düğmeye basan Kadıköy Belediyesi ve Çevre Bakanlığı lisanslı Deha Biodizel firması, örnek çalışmayı hayata geçirdi. Tanıtım davetine; Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk, bazı KadıköyBelediyesi Meclis Üyeleri, Kadıköy Belediyesi Çevre Koruma Müdürlüğü yetkilileri, Taşyapı Yönetim Kurulu Başkanı Emrullah Turanlı, Deha Biodizel Genel Müdürü Abdullah Tiryaki, mahalle muhtarları ve Gönüllü Evleri öncüleri katıldı.

5 LİTRE ATIK YAĞ GETİREN, 1 LİTRE TEMİZ YAĞ ALACAK…

Evlerde ve lokantalarda kullanılan atık kızartma yağlarının çöpe ve lavabolara dökülmesi ile meydana gelen çevre, yeraltı suları ve deniz kirliliğini önlemek için çalışmalar yapan Kadıköy Belediyesi; konunun önemine dikkat çekmek ve ev kadınlarını harekete geçirmek için, atık yağınıbiriktiren Kadıköylülere temiz yağ armağan edecek. Deha Biodizel firması ile ortak kampanya başlatan Kadıköy Belediyesi, 5 litre atık yağ getirenlere 1 litre ayçiçeği yağı verecek.

SELAMİ ÖZTÜRK, GÖNÜLLÜLERE TEŞEKKÜR ETTİ…

Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk, 2008 yılından bugüne ev ve işyerlerinden atık yağ topladıklarını ve biodizel yapılması için firmalara verdiklerini hatırlatarak, kampanyaya yönelik açıklamasında şunları ifade etti: “Bugün burada başlattığımız kampanya, iklim dostu çalışmalarımızın önemli bir parçasını oluşturuyor. Bu proje ile insanlık için, dünya için güzel bir işyapıyoruz. İddia ediyorum ki, Kadıköylü gönüllüler sayesinde bu proje, Türkiye’de en iyi Kadıköy’de uygulanacak. Herkesi de, komşusunu bu projeden haberdar etmeye çağırıyorum.”

ATIK YAĞLAR TEMİZ ENERJİYE DÖNÜŞÜYOR…

Deha Biodizel Genel Müdür Yardımcısı Nihal Sözbir Karakuş ise, firma olarak geri dönüşüm çalışmalarına yönelik şunları ifade etti: “Türkiye’de yılda 350 bin ton atık yağ oluşuyor. Amacımız, bu yağların lavabolara dökülmemesi… Ben kimya mühendisiyim ve şunu söylüyorum; en tehlikeli atık, atık yağdır!Yağlar dökülmesin, canlılar ölmesin. Bu yağları toplayarak, ekonomiyekatkı sunalım…”

ÖRNEK GÖNÜLLÜ MUHTAR DEVELİOĞLU’NA PLAKET…

Atık yağların Kadıköy’de bulunan Gönüllü Evleri ve muhtarlıklara bırakılabilecek olması ile birlikte, davete Kadıköy Mahalle Muhtarları veKadıköy Belediyesi Gönüllüleri de katılım gösterdi. Proje başlamadan önce, kendi çabaları ile atık yap toplayıp, ekolojiye katkı sunmak üzere çalışan Zühtüpaşa Mahallesi Muhtarı Harika Develioğlu’na plaket takdim edildi. 5 litre atık yağ biriktiren bazı Kadıköylü kadınlara da, Belediye Başkanı Selami Öztürk ve Deha Biodizel Yönetim Kurulu Başkanı Emrullah Turanlı tarafından1 litre yağları hediye edildi.

1 LİTRE ATIK YAĞ, 1 MİLYON LİTRE SUYU KİRLETİYOR!

Lavabo ya da çöpe döküldüğünde toprağa, yeraltı temiz su kaynaklarına ve denizlere ulaşarak çevre kirliliğine neden olan bitkisel atık yağlar, su kirliliğinin yüzde 25’ini oluşturuyor. Atık yağlar ile kirlenen suları ise, biyolojik olarak arıtmanın mümkün olmadığı biliniyor. Denize karışan atık yağlar, suların yüzeyini kaplayarak, suya oksijen transferini önlüyor ve deniz canlılarının ölmesine sebep oluyor.

YAĞLARI SOKAKLARDA AKILLI CİHAZLAR TOPLAYACAK…

Deha Biodizel firması, atık yağ toplama işlemi için yakın zamanda Kadıköy sokaklarına cihazlar yerleştirecek. Kadıköylüler, atık yağlarını bu cihazlara bırakacak ve karşılığında bir bilet alacak. 5 litrelik yağa denk gelen bilet sayısına ulaştıklarında ise, anlaşmalı mağazalara giderek 1 litre ayçiçek yağlarını ücretsiz olarak alabilecekler.

Böylece Kadıköylülerin, evde uzun süre yağ biriktirmek ve bir seferde 5 litre yağ bırakmak gibi bir zorunlulukları da kalmayacak. Atık yağlarını yeni ay çiçek yağı ile değiştirmek isteyen vatandaşlar, 444 28 45 ya da 414 38 15 no’lu telefonları arayarak, evlerine atık yağ toplama aracı çağırabilecek. Kadıköylüler, atık yağlarını Muhtarlıklar ile 21 mahallede bulunan Gönüllü Evleri’ne de bırakabilecek.