Hayatımıza çoşku, heyacan, enerji katanlar

Bazen, sabah gözümüze ilk çarpan saksıdaki yeni açmış bir tomurcuk,bazen deniz kenarında bir martı, belki güzel bir kahve kokusu,bizi güne sevgiyle başlatan, içimizi çoşkuyla dolduran bir şarkı, arkadaşlarımızın sevdiklerimizin başarıları,onlarla paylaşmanın çoşkusu, bazen bir kitap, bazen bir konser,bazen bir sergi, bazen bir film, hepsi heyacan,hepsi hayatımıza yeni bir enerji, taze bir umut,mutluluk  katıyor.

Peygamberimiz; ” İki gün aynı şeyi yaparsam bir günü yok sayarım demiş.”Bizi yaşantımızda mutlu, işimizde başarılı kılan, hep yenilikler peşinde koşturan, sevgi, heyacan, çoşku, tutku.Bütün bu güzel duyguları hep canlı, taze tutan en önemli etkenler, evimiz, ailemiz, sevdiklerimizle paylaştıklarımız. Benim en önemli sevgi, çoşku tutku kaynaklarımdan biri iki senedir, pazar günleri neşem.

Pazar günleri en keyifli günüm.Yakışıklı  küçük prensimle bereber olduğumuz  gün. Birgün önceden hazırlanıyorum, onun için alışverişler, yemekler yapıyorum.Evi onun rahat edeceği şekilde organize ediyorum.Ben de onun beni beğenmesi için hazırlanıyorum, kokularımı sürüyorum.Sabahtan itibaren heyacanla onun gelmesini  beklemeye başlıyorum.

Genelde öğleye doğru, hafif uykulu, biraz çekingen,biraz gülerek, sevinçle babasının kucağında geliyor.Sonra bir bütün gün kitap okuyoruz, müzik dinliyoruz, film, tv  seyrediyoruz,yap-boz yapıyoruz, bilgisayarda oynuyoruz.Bol bol konuşuyoruz,biraz birşeyler yiyiyoruz, oyunlar oynuyoruz, bazen müzik yapıyoruz,vaktin nasıl geçtiğini anlamıyoruz.Bazen dışarı çıkıyoruz. Ama ne yapıyorsak,çok mutlu oluyoruz,

Küçük prensim  bizim için çok büyük bir  zenginlik,tarifsiz bir mutluluk, onunla yepyeni dünyalar keşfediyoruz.Ona birşeyler anlatmaya öğretmeye çalışırken, daha fazlasını biz öğreniyoruz. Yeni yerler keşfediyoruz. Planlar yapıyoruz,yazın yapacaklarımız, ne zaman seyahat ederiz, nerelere gideriz. Nasıl daha sağlıklı uzun yaşarız, onunla daha uzun zaman geçiririz, umuduyla, tutkuyla hayata sarılıyoruz.Sonra bütün haftayı onun tadı, kokusu, sesi,anlattıkları, yaptıkları ile dolu dolu geçiriyoruz.

Böyle bir mutluluğu bize verdiği için tanrıya şükrediyoruz, çocuklarımıza teşekkür ediyoruz.Yeni bir haftaya başlarken, sabırsızlıkla günleri saymaya başlıyoruz.

“Konuşmak yerine iş kuruyordum”

Bugün Milliyet te Miraç Zeynep Özkartal’ın  Bedriye ile ilgili röportajına bayıldım, sizlerle de paylaşmak istedim.

Bedriye Hülya da o gün konferanstaydı. Tam çıkmaya hazırlanıyordu ki, adını duyar gibi oldu. “Allah” dedi, “Beni çağırıyor galiba”. Baktı ki Joe Biden b-fit’i anlatıyor, yanlış duyuyor sandı. Bir anda telefonuna mesajlar yağınca ikna oldu, Biden’ın ondan söz ettiğine. Öyle bir hikayesi var ki değil Biden, Obama da adını ansa şaşırmamak lazım.

Hikâyem Konya’da başlıyor. Babam orada yedek subaylığını yapıyormuş. Annem de çok âşık, ayrılamamış kocasından. Orada doğdum, İzmir’de büyüdüm. Bodrum asıl evim, New York ikinci evim. Beş senedir İstanbul da eklendi.
Lise 2’nin son ayında çok büyük bir trafik kazası geçirdim. Tedavim çok uzun sürdü. Aslında psikoloji okumak istiyordum ama İzmir’deki düz ayak tek okula, işletmeye girdim. İlk sene feci sıkıldım. Anneme babama dedim ki, “Ben çalışmak istiyorum”. Kıyamet koptu, “Sana yetemiyor muyuz?” diye melodrama bağladılar. Bir tanıdık beni yeni iş kuran birine gönderdi. Tuttuğu yeni ofisi temizlemeye çalışan bir adamla ilk iş görüşmesine gittim. Konuşurken toz bezini alıp yardım etmeye başladım ve beni işe aldı.

“Bedriye’nin başka bir elbisesi varsa onu giyebilir mi?”
Üniversite boyunca orada çalıştım. Tekstil işi yapıyorduk ve her ürünü ezbere biliyordum. Her makineyi kullanmayı öğrendim, reçme de yaparım overlok da. İstanbul Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler yüksek lisansı yapmaya başladım. Hocam bana NATO üyelerini ağırlama görevi verdi. Ve onlar bana NATO bursu çıkardılar. Gitmedim. Eşimle tanışmıştık. Üniversiteden ayrıldım, İzmir’e gelip evlendim. Dört hafta sonra Bodrum’a taşındık. Eşim iş bulmuştu, ben de taşınalım diye tutturdum. Bankada iş buldum. Bu kadar mı benimle alakası olmayan bir iş olur? Üstümde deli basması bir elbise, ayağımda espadriller… Bir gün müdür eşimi çağırıp “Bedriye’nin başka bir elbisesi varsa giyebilir mi?” demiş.
“Elimde tabakla ayakta uyuyunca annem kızdı”
İstifa ettim, bir seyahat acentasında çalışmaya başladım. Dokuz sene kaldım orada. Her bölümde çalıştım. Bir işi bitirince sıkılıyorum. Daha o acentada çalışırken 23 yaşımda ilk işimi kurdum. Bodrum’da objelerin satıldığı tezgahlar vardı, çok hoşuma giderdi. Bir tezgah kiraladım belediyeden, bir de tezgahtar… O kadar güzel para kazandık ki ilk arabamı aldım. İşi büyüttük, başka başka tezgahlar kurdum. Hevesimi aldım, bitti.
Tekstil firmalarından ayrılmış arkadaşlarıma dedim ki, “Gelin beraber iş kuralım”. İlk arabayı satıp tekstil atölyesi açtık. Bu arada acentede çalışmaya devam ediyorum. İşi kurduk, yine sıkıldım. Hisselerimi sattım.
Bu defa çocuklar için bir yer açmaya karar verdik bir  arkadaşla. Bir yer bulduk Bodrum’da, “Boş ver çocuk işini, buradan şahane restoran olur” dedik. Restoran ilk hafta meşhur oldu, yer bulmak mümkün değildi. Yanımızda da başka bir restoran vardı, ben “satıyorum” deyince oranın sahibi aldı. İlk işi restoranı kapatıp tekstil atölyesi açmak oldu. O derece sinir olmuş bize. Ve o paranın bir bölümüyle Abidin Dino tablosu aldım. Duvarıma astım, bana “Vakti geldiğinde gitmek lazım”ı hatırlatıyor.
O sırada aynı anda restoran işletiyordum, otel ve bir catering firması kurmuştum ve acentedeki işime devam ediyordum. Bir gece işten çıkıp restorana gittim, felaket kalabalık. Annem mutfakta, garsonlar yetişemiyor. Annem elime bir tabak verdi ve ben elimde tabakla ayakta uyudum. Annem ertesi gün, “Ben kızımı kaybedemem” diye olay çıkardı.

“15 sene evli kaldık ama birlikte çalışmak bize yaramadı, boşandık”

Annemle birlikte bir trafik polisi kendime getirdi beni. Bir gün beni durdurdu, elinde bir kağıt. “Bugün şunu yaptın, şu gün şunu yaptın” saymaya başladı. Ben deli dana gibi koştuğum için ihlal etmediğim kural kalmamış. Adam da beni yakalayamıyor, not alıyormuş habire.
Bütün bunların içinde bir de evlilik yürüyordu. Eski kocam benim gibi toplar toplar eve insan getirirdi. Bir yandan da deliler gibi yemek yapıyordum. 15 sene evli kaldık, eski eşim çamaşır makinesi nasıl çalışıyor bilmedi. Çocuk olsa yapamazdım. Haddimi biliyorum. Yapabilen kadınlara da hayranlıkla bakıyorum. Beceremeyeceğimi düşündüğüm tek şey bu.
Dedim ki hayatta istediğim bir şey vardı, para da kazandım, gideyim onu yapayım. O da ne? Psikoloji okumak. Kalktım Columbia Üniversitesi’ne gittim. Param var sanıyordum ya, bütün parayı okula verdim. Ne yapacağız? Hadi, orada da iş kurdum: Türkiye’den endüstriyel çuval götürüp satıyorduk. Bu sırada bir arkadaşım “Türkbükü’nde yarım kalmış bir otel inşaatı var, gel burayı yapalım” dedi. Eşim de ortak oldu. “Okula kabulüm geldi, siz bakın” dedim. Gittim ve bana
haber gönderdiler: “Sen geliyorsan başlayacağız, gelmiyorsan vazgeçeceğiz.”
Okul idaresiyle konuştum, bir sene izin
aldım. Geldim, bir hafta içinde boşandık. Birlikte çalışmak yaramadı bize.
Bir enerji var; bunu ya konuşmaya harcayacağız ya da yapmaya. Konuşmaya başlayınca bir süre sonra beyin yaptım zannediyor. “Sen nasıl bu kadar kolay iş kuruyorsun?” diye soruyorlar. Çünkü
“Şunu kuracağım, bunu kuracağım” diye konuşmuyorum. Kalkıyorum yapıyorum.

b-fit nedir?

Bu spor salonu yalnızca kadınlar için

Bedriye Hülya otelcilikten de bıkınca sadece kadın arkadaşlarıyla bir iş kurmak istedi. ABD’deyken gördüğü spor salonu modeli geldi aklına: Yalnızca kadınların spor yapabildiği, günde yalnızca 30 dakika alan bir spor programı. Hem muhafazakar kesimden kadınlar da
rahatça gelebilecekti hem de saatler geçirmeden verimli
bir şekilde spor yapılabilecekti. İlk b-fit salonu 2006’da açıldı. İlk üç salonu Bedriye Hülya ve ortakları açtılar,
sonrası çorap söküğü gibi geldi. Şimdi yalnızca franchising veriyorlar. Bugün Türkiye genelinde 44 şehirde 194 şubesi olan b-fit’in üye sayısı 80 bin.

Yukarıdaki yazı; Aralık 2011 de Bedriye Hülya ile ilgili bir röportaj. Bedriye Hülya o tarihten sonra da hep çok önemli başarılara imza attı; yarışmalara katıldı ve çok önemli ödüller (tıklayınız)aldı, bu sene de 25.Eylül 2014 de Türkiye’nin Sosyal Kadın Girişimcisi seçildi. Bedriye ile her zaman gurur duymaya devam…, sevgiler sevgiler...

 

fashion4
2013 Schwab Vakfı Türkiye Sosyal Girişimcisi2013 Schwab Vakfı Türkiye Sosyal Girişimcisi

Schwab Vakfı, Dünya Ekonomik Forum’u ve diğer paydaşları ile 2013 yılı sosyal girişimcisi olarak Türkiye’den b-fit Kurucu Ortağı Bedriye Hülya’yı seçti. b-fit; Türkiye’de kadın girişimcileri desteklemek, kadın istihtamını artırmak, her yaştan ve gelir grubundan kadına spor yapma fırsatı sunmak için çalışan bir sosyal girişim.

fashion4
2012 ODTÜ Genç Girişimciler Topluluğu “Yılın Kadın Girişimcisi”ODTÜ Genç Girişimciler Topluluğu, Türkiye’de sadece kadınlara franchise veren ve bugüne kadar 250′den fazla kadına girişimci olma şansı tanıyan, spor ve yaşam merkezi b-fit’in kurucu ortağı Bedriye Hülya’yı 2012 yılının kadın girişimcisi seçti.

fashion4
2012 Ashoka Üyesi2012 Ashoka Üyesi

b-fit 2012 Ashoka Üyesi Seçildi.Bedriye Hülya, spora erişim ve girişimciliği araç olarak kullanarak Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği, kadınların ve kızların eğitimi, girişimciliği ve güçlendirilmesini teşvik ediyor.

fashion4
2009 Endeavor Girişimcisi2009 Endeavor Girişimcisi

B-fit 2009 Yılı ENDEAVOR Girişimcisi Seçildi

Seninle Hep Gururluyuz

2009 yılında, Amerika da  gelişmekte olan ülkelerde etkin girişimcileri destekleyerek, ekonomik gelişime katkıda bulunmak amacıyla kurulan uluslararası sivil toplum kuruluşu Endeavor’un yılın girişimci ödülünü kazanan sevgili arkadaşımız Bedriye Hülya, geçen hafta Küresel Girişimcilik Zirvesinde konuşan Amerika Başkan Yardımcısı Biden’in Türk Girişimci örneği idi.

Bu güzel haberi onun yeni projesi Muzipo Kids’in açılışında öğrendim.

Bedriye yi ilk kez, Kagider Komite toplantılarında tanıdım.Sonra Bodrum daki inşaat projeleri  için, bir araya geldik. Bodrum da buluştuk, projesini gezdik.

Onu tanıdıkça akıl almaz yaşantısını hem anlamaya çalışıyor, hem de paylaşıyordum. Bedriye o günlerde İzmir  Üniversitesinde öğretim görevlisi, Bodrum da Otel sahibi, ve b-fit in kurucusu idi.Her hafta İzmir’e derse gidiyor, Bodrum da yaşıyor, ve İstanbul da da yeni işini büyütmeye çalışıyordu.

O yaz bizi Bodrumdaki evinde yaptığı doğum günü  partisine  davet ettiğinde onu dahada yakından tanıma fırsatım oldu.Türkbükün de, deniz kenarında kendi çaba ve gayretiyle yaptığı evinde otel sahibi  olmasına rağmen tüm yemekleri kendi hazırlamıştı.Hem de hepsi  lezzetli ve mükemmeldi.Tüm bunları bir gece önce İstanbuldan gelmiş, gündüz yapmıştı.En az otuz kişilik  partinin tüm detayları eksiksiz ve özenli idi.

Uzun süre Amerika da okuyan ve yaşayan Bedriye bu iş yoğunluğunun içinde de sık sık  Amerikaya gidip gelebiliyordu.

Bedriye’yi, müthiş enerisini, tatlı çılgın yönlerini,naif güzel ruhunu, harika sofralarını, yemeklerini, kadın girişimciliğinde çok önemli bir proje olan b-fit leri, şimdi de ilk kez çocuklar için geliştirdiği oyun ve hareket merkezleri Muzipoları birkaç satırda ya da sayfada anlatmak mümkün değil.

Ama bütün bu meziyetler onu sadece Türkiye de değil, yurtdışında da başarılı ve bilinir yaptı. Sevgili Bedriye’mizle çok gurur duyuyoruz, duymakta da devam edeceğiz, her zaman böyle güzel enerjiler ve projelerle onunla olsun.

2011 Aralık ayında bu yazımı yayınlamışım, Bedriye Hülya o tarihten sonra da çok yarışmalara katıldı ve çok önemli ödüller (tıklayınız)aldı, bu sene de 25.Eylül 2014 de Türkiye’nin Sosyal Kadın Girişimcisi seçildi.Sevgiler sevgiler…

fashion4
2013 Schwab Vakfı Türkiye Sosyal Girişimcisi2013 Schwab Vakfı Türkiye Sosyal Girişimcisi

Schwab Vakfı, Dünya Ekonomik Forum’u ve diğer paydaşları ile 2013 yılı sosyal girişimcisi olarak Türkiye’den b-fit Kurucu Ortağı Bedriye Hülya’yı seçti. b-fit; Türkiye’de kadın girişimcileri desteklemek, kadın istihtamını artırmak, her yaştan ve gelir grubundan kadına spor yapma fırsatı sunmak için çalışan bir sosyal girişim.

fashion4
2012 ODTÜ Genç Girişimciler Topluluğu “Yılın Kadın Girişimcisi”ODTÜ Genç Girişimciler Topluluğu, Türkiye’de sadece kadınlara franchise veren ve bugüne kadar 250′den fazla kadına girişimci olma şansı tanıyan, spor ve yaşam merkezi b-fit’in kurucu ortağı Bedriye Hülya’yı 2012 yılının kadın girişimcisi seçti.

fashion4
2012 Ashoka Üyesi2012 Ashoka Üyesi

b-fit 2012 Ashoka Üyesi Seçildi.Bedriye Hülya, spora erişim ve girişimciliği araç olarak kullanarak Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği, kadınların ve kızların eğitimi, girişimciliği ve güçlendirilmesini teşvik ediyor.

fashion4
2009 Endeavor Girişimcisi2009 Endeavor Girişimcisi

B-fit 2009 Yılı ENDEAVOR Girişimcisi Seçildi

Kagider Tebrik

Başarılı arkadaşlarımızla Kagiderli olarak çok mutluyuz, çok gururluyuz,aşağıda Kagider Tebrik yazısını paylaşmak istedim.

Değerli KAGİDER Üyeleri,

3-6 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilen 2.Küresel Girişimcilik Zİrve’si kapsamında başarılarını tüm dünyanın duyduğu değerli üyelerimizi kutlarız. Konu ile ilgili basın ile paylaştığımız basın bültenini ekte ve aşağıda bilgileriniz için iletiyoruz. Ayrıca aday üyelerimizden Selin Bozkurt da Manifesto İletişim  Danışmanlığı ve Etkinlik Hizmetleri şirketi ile “start-up – büyüyen yeni şirketler” listesinde yer almaktadır.

Saygılarımızla,

KAGİDER üyesi girişimci kadınlara  küresel ödül ve övgü

 İkinci Küresel Girişimcilik Zirvesi’nde KAGİDER üyesi Berna İlter şirketiyle, “Türkiye’nin en hızlı büyüyen 25 şirketi arasına girmesi”, KAGİDER üyesi Özlem Açıkel Turhan’ın Türkiye’nin en hızlı büyüyen ilk 100 şirketi arasında 63.sırada yer alması ve bir başka KAGİDER üyesi Bedriye Hülya’nın ise Zirve’ye konuşmacı olarak katılan ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden tarafından örnek girişimci olarak gösterilmesinin, kadınların küresel çapta dikkat çeken girişimciler olduğunun göstergesi olduğunu belirten KAGİDER Başkanı Gülden Türktan,“Üyelerimizle gurur duyuyor, başarılarının artarak devamını diliyoruz”dedi.

 ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’in konuşmacı olarak katıldığı İkinci Kürsel Girişimcilik Zirvesi’nde KAGİDER üyesi BRN Yatak Baza Ev Tekstili firmasının sahibi Berna İlter, AllNetwork’ün belirlediği Türkiye’nin en hızlı büyüyen 25 şirketi arasına girdi. Aynı listede bir diğer KAGİDER üyesi Özlem Açıkel Turhan da ilk 100 sıralamasında 63.sırada yerini aldı. Bir başka KAGİDER üyesi Bedriye Hülya ise Türkiye’de bir ilk olan“b-fit Kadınlara Özel Spor ve Yaşam Merkezleri” ile Biden tarafından örnek girişimci olarak gösterildi.

Kayseri’de Brn Yatak Baza Ev Tekstili ve Brn Uluslararası Danışmanlık ve Dış Ticaret Limited Şirketi kurucusu olan Berna İlter, 2006 yılında 800 metrekarelik alanda 10 kişi ile başladığı yatak üretimini 4 yılda 22 bin metrekarelik bir alana taşıdı. İlter, 2010 yılı sonunda 20 milyon doları bulan ihracata ve 250 kişilik istihdama ulaştı. İlter 2011 yılında Avrupa’nın en başarılı ilk 10 girişimcisi arasına girerek ‘Ruban D’Honneur 2011’ nişanının da sahibi oldu.

Özlem Açıkel Turhan, 2001 yılında kurulmuş uçtan uca e-iş çözümleri üreten bir danışmanlık ve yazılım şirketi olan Workcube’un kurucusudur. Workcube 2008-2010 yılları arasında %70 büyüme oranı ve 70 çalışanı ile Türkiye’de en hızlı büyüyen 100 şirket arasına girmiştir.

B-Fit Kurucu Ortağı Bedriye Hülya ise  Türkiye’de bir ilk olan Kadınlara Özel Spor ve Yaşam Merkezi b-fit’i İzmir’de arkadaşlarıyla birlikte açtı. Kısa sürede franchising yoluyla gelişen b-fit Türkiye’nin bütün bölgelerinde, Kuzey Kıbrıs ve Almanya’da çok sayıda şubeye ve 82 bin kadına ulaştı. B-fit’in en önemli özelliklerinden birisi sadece kadın girişimcilere franchising vermesi.

KAGİDER Yönetim Kurulu Başkanı Gülden Türktan, ekonomik ve sosyal yaşamda kadının konumunu güçlendirmek amacıyla kadın girişimciliğini destekleyen KAGİDER’in aynı zamanda rol modelleri oluşturduğunu, Berna İlter. Bedriye Hülya ve Özlem Açıkel Turhan’ın girişimcilik alanında birer rol model olarak kadınlara örnek teşkil ettiğini söyledi.

İlter, Turhan ve Hülya’nın kadınların, fırsat sunulduğunda küresel çapta dikkat çekecek iyi bir girişimci olabileceğini gösterdiğini belirten Türktan, “Daha fazla sayıda kadını girişimci yapmak, girişimci kadınlara yeni fırsatlar sunmak için çalışmalarımızı sürdürüyor, İlter ve Hülya’nın başarıları ile gurur duyuyor, başarılarının artarak devamını diliyoruz” dedi.

Ruhumu Besleyenler

Ruhun en önemli gıdası müzik, günün her saati bana, ruhuma  iyi gelen, bana enerji veren müzikleri  düşündüm ve sıraladım.Bazen atlıyorum, ama sonra hemen toparlanıyorum.Ruhumu gıdasız  bırakmamaya çalışıyorum. Sabahları beni çoşkuyla, tutkuyla, enerjiyle dolduran genelde latin müzikleri oluyor,sonra gün içinde, çalışırken, üretirken, huzur, keyif,  veren müzikler dinliyorum. Akşam olunca tercihim daha romantik, içimizi ıstan, güzel duygular, hissettiren  müzikler oluyor.Evde de, dışarıda da  akşamları mumlar, ışıklar kokular, özenli sofralarda, sevdiklerimle  kendimi daha iyi hissediyorum. Vakit buldukça seyrettiğim romantik, duygusal, güzel mekanlarda geçen filmler seyretmek de benim bu duygularımı daha da pekiştiriyor. Günün zorluklarını,teleşlarını da geride bırakarak kendimi uykuya bırakıyorum. Çok sevdiğim böyle filmlerden birini de aşağıda paylaşmaya çalıştım.

Bazı  filmleri de  tekrar,tekrar seyretmekten, kitaplarımı da tekrar okumaktan  çok keyif alıyorum.Something’s Gotta Give  Aşkta Her şey Mümkün de onlardan biri. Bunları kızım, canımla paylaşmakta en güzeli. Her okuduğumu,  seyrettiğimi,izlediğimi onunla paylaşmak onun da aynı şekilde benimle paylaşması  mutluluğumu kat kat artırıyor.

Başak’ın son haberi, Geçen ay Amerika da  Diane Keaton’ın kendi yazdığı  hayat hikayesi,  yayınlanmış. Merakla ben de okumak istiyorum. Then Again adlı kitapta ünlü yıldız, annesinin ve kendi hayatını anlatırken, çok güçlü bir kadın olan annesiyle ilişkilerini, etkileşimlerini anlatmış. Dianenin hayatı, beraberlikleri, zaten oldukça ilginç, işin içine anne kız ilişkileri de girince hepimizi içine çekecek bir roman olduğunu düşünüyorum.

Film çok güzel bir romantik komedi.Oyuncular çok güçlü,Jack Nicholson, Diane Keaton, Keanu Reeves, Amanda Peet, hepsi müthişler.Amanda Peet bu filmde olağanüstü güzel.

Harry Langer,(Jack Nicholson) genç kadınlar için yanıp tutuşan bir müzik piyasası kurdudur. Birlikte olduğu genç ve güzel sevgilisinin (Amanda Peet) annesinin yazlık evinde romantik bir haftasonu geçirmeye karar verirler. Ama hiç beklemedikleri süprizler, bütün haftasonu boyunca yakalarını bırakmaz.

Erica,(Diane Keaton) kızının kendisinden bu kadar yaşlı biriyle birlikte olmasına karşı çıksa da duruma katlamaktan başka çare bulamaz. Ama tüm bu itirazlarının bir kanıtı gibi Harry, bir akşam kalbinden rahatsızlanınca bütün bir haftayı, hiç anlaşamadığı Erica ile birlikte geçirmek zorunda kalır.Sürekli didişen ve çok farklı yaşam tarzları olan iki insan olmalarına rağmen birlikte geçirmek zorunda kaldıkları bu süre, hiç beklemedikleri şekilde yakınlaşmalarına neden olur. Bu arada Harry ‘i tedavi eden yakışıklı doktor (Keanu Reeves)  ünlü senaryo yazarı Erica’nın hayranı ve aşığıdır.

Mekanlar çok sıcak güzel. Konu çok iyi esprilerle donatılmış.Yazar ve yönetmen Nancy Meyers’in  harika yapıtlarından biri.

Hayatımızda romantizmi çoğu zaman yaşamıyoruz, atlıyoruz, boşveriyoruz.Gülmeyi ise , unutuyoruz. Ruh sağlığımız için ikisi de çok önemli. Zaman zaman unuttuğumuz, boşverdiğimiz, yok saydığımız güzellikleri, benim çok sevdiğim bu filmle tekrar hatırlayalım, paylaşalım istedim.

Görmediyseniz, hemen alın, hem de kiralamayın kendinize alın.Fırsat buldukça sevdiklerinizle defalarca  seyretmek isteyeceğinizden eminim.